Deli Dolu Çılgın

Baya zaman oldu, çok özlediniz beni di mi? Haha nedense olumlu düşünemiyorum ama neyse. Bayram seyran derken olmadı işte n’aparsın… O değilde bu uzun tatilden sonra da iş hiç mi çekilmez ya…

Geçen hafta şu meşhur İstanbul Forum’a gittik. H&M için işte tabi ki de özellikle. Öğleye doğru 11 gibi orada olduk, hemen H&M’e gittik. Hafiften kalabalıktı içerisi, çıkana kadar daha da kalabalıklaştı. Fiyat performans olarak baya başarılı bir marka. Zaten severdik kendisini artık bu kadar ulaşılabilir olduğunu görünce daha çok sevmeye başladık. Ama neden o kadar uzağa açmışlar dükkanı onu anlamadım (Kime göre, neye göre uzak di mi?). Ordan çıkıp diğer dükkanlara girdik bir kaç tane, onlarda müşteri yok. Bildiğin yok yani, bomboşlar. İçerdeki herkes H&M’de sanki. Yalnız alışveriş merkezi tam bir labirent. Akmerkez’e karışık diyenler kesinlikle buraya gitmesinler. Koridor şeklinde alışveriş merkezi konsepti bana bir garip geliyor zaten.

Bayramda da evde oturarak baygınlık geçirdim. Önce Avatar: The Last Airbender’ın dizi serisini bitirdim. Zamanında izlememiştim ama çok başarılı bir seriymiş cidden. Hele sonunu çok çok beğendim. 0 klişe bence. Aang’ın çocuk olmasından gelen saflığı filan çok başarılıydı. Dizi tadında da bırakılmış zaten. Night Shyamalan ilk filmin içine etmiş diyorlardı da cidden etmiş ve durmaz devamının da içine eder gibi geliyor bana.

Bayramda bitirdiğim ikinci dizi ise Blue Mountain State. American Pie’ın dizi hali gibi diye izlemeye başladım ama filmin yanından geçemez kendisi. Çok boş bir dizi, yani konusuz diyebilirim. Koleje kafalarını ve amerikan futbolunu filan içeriyor. Tam kafa boşaltmalık olduğundan izleniyor (Çaktırmadan da seni kendisine bağlıyor). Ama sormadan da edemiyorum; gerçekten kafalar böyle mi Amerika kolejlerinde diye. İlk bölümlerde farketmemiştim ama jeneriklerde divxplanet’ten bildiğimiz eşekherif’in jenerik yazıları da eğlenceli bence. Biz sana inanıyoruz eşekherif daha sen kitlenmez yazarsın. Hatta bir hafta yazamamış, bir terslik mi var diye düşünmeden de edemedim. Bazı filmlerin afişleri sizi yanıltır ya işte bu onlardan değil…

Film olarak da ilk ikisini izledim neden üçüncüsünü izlemeyeyim dediğim Alacakaranlık’ın son çıkan filmini izledim. Amma bu kadar kötü bir film yok! Cidden yok yani! Kafayı yiyeceğim insanlar bu filmde ne buluyor cidden. O iki erkek o kızda ne buluyor. Hayır çok güzek bir kız da değil, öyle bir oyuncu olsa anlayacağım ama değil işte değil. Resmen konusu olmayan bir film. Kız dengesiz, çocuklar mal. Kitabı kesinlikle böyle olmayabilir ama yani bu kadar kötü işlenemezki bir konu. Film başladı vampirle kız kurlaşıyor, film bitiyor kurlaşıyor. Aşk hikayesi de yok adam gibi. Yazık cidden.

Bayram öncesi Eskişehir’de başlayan (yorumlarımı daha sonra yazmayı düşünüyorum) ve 2 gün önceye kadar devam eden telefon kılıfı bulma maceram sizinde anlayacağınız gibi 2 gün önce sona erdi. Profilo alışveriş merkezine giderken bir Turkcell bayisinden buldum istediğim şeyi. Ama o ana kadar girmediğim yer kalmadı. Yeni telefon için kılıf alacağım diye dön dolaş Mahmutçuk oldum. Varsa yoksa iphone için var. Heralde bir yıldır hiç bir mağazasına girmediğim Teknosa’ya bile girdim, ve iğrenç alarmlarının sesini duyduğum gibi kendimi dışarı attım. 2011’e gireceğimiz şu günlerde hala o alarmlar var yani ve ne için var hala anlamıyorum. Ve insanların o sesten cidden rahatsız olduklarını anlamıyorlar herhalde diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Zaten Eskişehir’de sol kolum da şişti ve kalecilik kariyerim tehlikeye girdi, bir de bu alarm of of! Ödem varmış kolumda, nerden gelip beni bulduysa artık lanet şey. Baya ağrıyordu içten böyle, artık halısaha kariyerime sağ – sol bek olarak devam ediyorum. Deli İbo gibi, orta yapamayan bek!

Neyse şimdilik bu kadar yeter bence, sonra elimdeki konular tükeniyor, yazacak şey bulamıyorum…

Çeşit çeşit

Ben zaman bulacam da buralara birşeyler yazacağım. Çok zorlaştı son zamanlarda. Hiç hoş da değil, bilimiyorum.

Elmama kavuştum, onun mutluluğu var hala üstümde. Son dakka vergisine değdi ama olsun.

Dün Nook marka e-kitap okuyucusu edindim. Bu aletleri taşımak için bir kılıfa ihtiyacınız var ki alet çizilmesin, zarar görmesin. Hoşça vakit geçirebilelim onunla. Türkiye’de uygun kılıf olmadığından mecburen ya kendi sitesinden ya da ebay’den filan araştırdım ama sonunda kendi sitesinden siparişi verdim. Bir arkadaştan öğrendiğim bir yöntemle kargolatmayı deneyeceğim. Aldım ve nasıl deneyeceksin moduna girenler için şöyle bir site var: VIAddress Bu sitede bir tanıtım videosu var ama ben gene de biraz bilgi vereyim. Siteye üye olduğunuz zaman, bu site aracılığı ile Amerika’dan bir adresiniz oluyor. Benim mesela artık Indiana’da bir evim var. Ferah, pofur pofur esiyor böyle. Misler gibi. Daha sonra sadece Amerika’ya gönderim yapan sitelere bu adresinizi gösteriyorsunuz ve ürünü alıyorsunuz. Daha sonra da bu site üzerindeki sayfanızda ürün oraya gittiği zaman görünüyor ve sizde oradan kendinize kargolatabiliyorsunuz. Evet biraz daha masraflı olabiliyor ama sadece Amerika içinde hizmet veren sitelerden yararlanmak için çok akıllıca bir olay. Barnes & Noble daha benim kılıfı kargoya bile vermediği için o aşamaya gelemedim ben. Şunu da belirteyim, Amerika’ya çoğu alışveriş sitesi ücretsiz kargo servisi sunduğundan avantajlıda olabilir. Ürün elime ulaştıktan sonra da detaylı bilgi vereceğim.

Suzanne Collins’in Açlık Oyunları serisinin 3. kitabı olan Alaycı Kuş çıktı. Çıktı çıkmasına da sadece internet satışlarında bulabiliyoruz. İki gündür D&R’a gidiyorum ama kitap yok. Her yer vampir kitapları ile dolu. Şu karizma konuyuda böyle ayaklar altına aldılar ya ne diyeyim. Önce gündüz gezinen vampirler, şimdide ahali ile kanka olanlar. Bir karizması vardı bu ırkın yani. Buffy the VampireSlayer’ı izlerken heycanlanırdım zamanında, Spike’ı görünce “vay be karizma” derdim. Ama öğrendim ki dizinin sonlarına doğru onu da paçavra etmişler.

Kitap demişken şöyle bir sıkıntı oluyor bir kitabı bitirince. Aslında bitirince değil de bittiği gibi yeni bir kitaba başlayınca başta bir uyum süreci gerekiyor. Böyle eski kitaptaki karakterlerle yendikiler birbirine giriyor, hiç hoş olmuyor.

Son olarak da bana cinnet geçirten şu AVM’lerdeki dedektör olayına değineceğim. Önümdeki herkes ötüyor, ben ötünce dedektörle arama moduna giriyor adam. Bir de o aletin bi’ tarafıma sokmadığı filan kalıyor. Ayakkabılarımı üstüne filan bile bakıyor cinler. Özellikle Palladium bu konuda bir numara. Kemerim ötüyor diyorum, hala lütfen bir daha geçin çekiyor adam. Geçince de dedektörle didik didik aranıyorum. Saçmalık yani. Ayakkabımın içine mi gizliyeceğim silahları filan. Gene sinirlendim bak.