İnanç meselesi: Potanın Kartalları

Dün akşam Beko Basketbol Ligi Final Serisi’nin 4. maçı Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynandı. Her şeyden önce şu iki istatistiği verirsem gerisini tahmin edebilirsiniz. Toplam reboundlar’da Beşiktaş’ın 40 – 20 üstünlüğü bulunuyor ve 4. periyoda Anadolu Efes 36 sayı ile girdi. Skora aldanmayın çünkü Beşiktaş maçın 4. periyodunun büyük bir kısmını genç ve yedek oyuncularla oynadı. Ergin Ataman’ın play-offlarda sadece zorunluktan veya faul yapsın diye oyuna sürdüğü Kartal Özmızrak final serisinde inanılmaz çok süre almaya başladı. Sadece 16 yaşında bu çocuk ve şu ana kadar yaşına ve tecrübesine göre çok iyi işler çıkarıyor. Hele ki dünkü asistleri gerçekten görülmeye değerdi. Bu Ergin Ataman’ın aslında ne kadar iyi bir koç olduğunu da gösteriyor.

Bunların hepsinden öte Beşiktaş’ın bu seneki başarısının temelinde “inanç” var. Önce onca eksiğe rağmen alınmış Türkiye Kupası ve kimsenin beklemediği anda alınmış bir Euro Challange kupası… Bunlardan sonra şu soruldu: Neden 3 kupa olmasın? İşte bu sorunun akabinde gelinen nokta final serisindeki 3-1’lük üstünlük. Şu ana kadar da hep en iddialı takımlarla oynamış bir Beşiktaş ve bu 10 maçın sadece ikisini kaybetmiş. Birini bir sayı, diğerini üç sayı ile. Ama kazandığı maçların çoğunda da hep üstünlüğü var. Fenerbahçe ile oynanan ikinci maçı izlemediğim için o maç dışında şunu söyleyebilirim ki kazanılan tüm maçların son periyotlarında aynı manzara vardı. Rakibi kendine oyununa mecbur eden ve istediğini yapan bir Beşiktaş. İşte bu özgüvenden sonra rakip her zaman tereddütler yaşayıp özgüven yitirdi. İnançlarını yitirmeye başladılar ve sonuncunda kaçınılmaz son oldu. Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki Ergin Atamansız bunlar olmazdı. Maçın son anına kadar sakin, olgunlaşmış duruyor. Hele ki Galatasaray ile oynanan son maç… Fark çift hanelerinde üstüne çıkıyor ama son periyot neler olacağından o kadar emin ki hiç gerilmiyor, sakince izliyor. Bir yanda rakip koçlar bir o yana bir bu yana savruluyor. Sonunda da kaçınılmaz son..

Kadro geniş değil diyoruz ama oynayanlar bir o kadar genişletiyor. Hawkins ve Arroyo’ya Ersin Dağlı mükemmel eşlik ediyor. Erceg gerektiği zaman devreye giriyor ve işi bitiriyor. Türk yetersizliğinden rotasyon kurbanı Bonsu ise oyunda çok süre aldığı zaman silip süpürüyor ortalığı. Dünkü ve bir önceki maçta adeta şov yaptı. En doğru takımda oynadığının o da farkında. Taraftar gazını çok iyi kullanıyor. Blok anında bile gözlerindeki hırs ortaya çıkıyor. Bunların dışında Serhat Çetin’in sezon genelinin altında oynamasına rağmen Mehmet Yağmur’un play-offda performansını yükseltmesi bu açığı iyi de kapattı.

Bu takımın mimarlarından biri de Erdoğan Demirören. Adını ağzımıza bile alamayacağımız oğlunun yaptığı onca rezil şey ve Beşiktaş’ı adeta batırmasına rağmen baba Demirören basketbol takımına sahip çıktı. Benim bildiğim şu an mali açıdan tüm destek ondan geliyor. Seneye de bu desteğe devam edeceğini söylüyor ki umarım olur. Yeni yönetimle anlaşırlarsa ki hele süper olur.

Cuma günü tahminime göre son maç oynanacak. Son maçta Anadolu Efesli oyuncular sonucun kaçınılmaz olduğunu anladılar. İnançlarını artık tamamen kaybetmiş gibiler. Çirkinleşmenin sebebi de buydu aslında. Normalde öyle olmayan kişiler, o farktan sonra sezonun da yorgunluğu ile biraz abarttılar faulleri. Artık şampiyonluk zamanı Beşiktaş Milangaz için. Artık basketbolda Beşiktaş var deriz. Bir kaç iyi transferle seneye Euroleague gerçek atmosferi de görmüş olur… Potanın Kartalları şampiyonluk zamanı!

Yeter artık!

Dün bir kaç duygusal anı üst üste yaşadım. Önce Beşiktaş’ın Türkiye Kupasını geri iade ettiğini öğrendim. Önce Çarşı’nın manifesto gibi açıklaması, üstüne de aklanana kadar bu kupayı istemiyoruz diyen yönetim… Açıkçası ben bir kez daha tuttuğum takım ile çok gurur duydum. Suçlularsa da gerekeni yaparız demeleri büyük takımın para pulla ile değil bu tip etik değerler ile olacağını gösterdi. Bir takım şike yapıp yapmadığını umursamadan bizsiz lig olmaz ajitasyonuna girerken, Beşiktaş ise ne yapıyor. Biri kendini un ufak ederken, diğeri ne kadar büyük olduğunu kanıtlıyor. Duygusal bakmak da zorunda kalıyorum çünkü insanı tuttuğu takım ile ne kadar övünse azdır düşüncesine itiyor. Ruh budur, onur budur.

Üstüne Diyarbakır’dan gelen haber… Ve her baskın sonrası kayıtsız kalan meclis. Artık yeter. Cidden yeter… Bizsiz hiç olan bir zihniyeti yalnız bırakın da bize nasıl muhtaç olduklarını görsünler. Yani zaten bunun onlarda farkında o yüzden sizden geçinelim, ama özerk olalım diye saçma sapan bir teklifle geliyorlar. Tarih boyunca Türkiye’nin olan toprakları bir harf sevdasına almaya çalışıyorlar. Yazık ki özgür olabileceklerini sanıyorlar bizden kopunca da. Daha beter köle olacaklar. Çok uzağa değil az aşağı inseler durumu görürler zaten.

İnsanın da sabrı var, bir yere kadar. Artık günün her anı sabır taşıran şeyler yaşıyoruz. Bir gram düşünülmeden yapılmış şeyler. İnsanlar en ufak şeyde kan döker oldu. Çünkü ne sabır kaldı, ne takat. O kadar dolu ki yaşam şartları ve TV’de izledikleri şeylere en ufak şeyde şiddete başvurup rahatlama arzusu içinde. Televizyonda haber izleyemez olduk. O şunu öldürdüden giriyor, şu bunu boğdudan çıkıyorlar. Pişkinlikmiş gibi de haberlerin sonuna sevimli kedicik, sevimli ayıcık haberleri koyup gülümsemeyle kapatıyorlar bülteni. Böyle bir şey yok işte. Eğer ülkeni gram düşünüyorsan bu tip haberlerin haber değerini yok edersin ve insanlara bunu izletmezsin, asabını bozmazsın. İnsana ne verirsen onu izler. Dizilerden farkında bunun herkes. Ağa dizisi, şark dizisi verdin bayıldı, şimdi güzelim klasiklerin içine eden dizileri veriyorsun ona bayılıyor. Gündemi sen belirliyorsan biraz şu insanları düşün. Her halükarda paranın dibine vuracaksın.

O kadar ileriyiz ki demokrasinin ilerisini hedefliyoruz, o kadar özgürüz ki teröristleri destekleyenler meclise girebiliyor. Ama bu yetmiyor daha özgür, daha ileri olmamız gerekiyor. İleri de ileri…

Not: Görselin orjinali burada olup, bu süper çalışma için Ömer Faruk Çiftçi’yi bir kez daha tebrik ediyorum. 

Jamie Oliver’dan City’e

Digiturk’te sinema kanallarını kapattığımızdan beri Jamie Oliver’ı izleyemiyorum. Eskiden her sabah yeni bir şey öğrenirdim. Geçenlerde siteleri dolaşırken Jamie’nin “Jamie’s 30-Minute Meals” adında bir programının olduğunu gördüm. Videolara şöyle bir bakınca, gene hayran kaldım adama. Adam 30 dakika içinde 4-5 çeşit pratik yemek yapıyor. İşten eve dönünce yapılası pratik şeyler sonuçta. İngiliz İngilizcesini abartmadan konuştuğu içinde ne dediğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bir şekilde izlemenizi tavsiye ederim. İngiliz İngilizcesi demişken (nedense bu satıları yazarken deja vu yaşıyorum) Manchester City’in geçen sezonu hakkında bir belgesel izledim. Blue Moon Rising adındaki bu belgesele altyazı bulamadım haliyle ve İngiltere’nin en zor şivelerinden biri Manchester şivesini anlamaya çalıştım. Bundan sonra Jamie’nin İngilizcesi baya kolay geldi.

Blue Moon Rising demişken; United taraftarlarının City’li taraftarlar için yaptırdığı pankart beni benden aldı. City geçen sezon itirabi ile 34 yıldır İngiltere’de kupa kazanamıyor (En son 1976 yılında Lig Kupası’nı kazandılar). Buna laf atmak amaçlı West Stand adında bir kişinin ismini verdiği Stretford End tribünü (Old Trafford Stadının batı kısmı) bu pankartı yapmış. Yukarıdaki pankart tabi eski fotoğrafı pankartın. Sonuçta 34 sene oldu artık. Zaten filmin sonunda da sayaç 34 oluyor.

Ben bundan Fenerbahçe’ye de yapılmasından yanayım aslında. Sonuçta kendiyle barışık Fenerbahçe taraftarları da artık Türkiye Kupası’nı artık alamayışları ile dalga geçebiliyor. Yaratıcı Beşiktaş taraftarına benden bir fikir olsun. Hatta yakın bir zamanda görseli hazırlamayı düşünüyorum. Dile kolay 29 sene olmak üzere bu sene de alamazlarsa ki alacak gibi gözükmüyorlar. (Hatta yaptım bile)

Bu yazıda da sızlanmazsam olmaz diye düşündüm. İngilizce, İngiltere filan derken aklıma bir şey geldi. Avrupa’ya giden herkesin dilinde döndüğünde şöyle bir cümle oluyor: “Ya yola adımını attığın an adamlar anında durup, yol veriyor! Medeniyete bak be!” ve bundan övgüyle ve keşke burada da olsa diye bahsediyor. Ama ne kadar gariptir ki bu cümleleri sarf eden insanların neredeyse %90’ı Türkiye’ye gelince bunu uygulamaktan aciz oluyor. Ee geçen gün medeniyet diyordun, ne oldu bir anda? Ülkenin havası seni yeniden eski havana mı soktu? Ne güzel başlamıştım halbuki, di mi?