Cinemaximum rezaletleri!

cinemaximumBayadır içimde yazayım diyorum. Hepsinde de belki düzelir ya abartma diye kendimi durdurdum. Fakat en son Hobbit’in gösterime girmesine bir kaç gün kala yaşadıklarım ile sinirim tavan yaptı. Kurumsalmış gibi gözüküp bu kadar kötü halkla ilişkileri olan bir firma daha önce görmedim ben. Sadece oturduğun koltuk rahat diye bizi soyan insanlar.

Hiç bir zaman bir sinemasına ve müşteri ilişkilerine ulaşılamıyor. Arkadaş 7/24 ‘mü yoğunluk olur? Haftaiçi saat 10:15’de aradığımda bile sinemada kimse cevap vermiyor. Neyin yoğunluğu bu? Kimi kandırıyorsunuz! İnternet sitesinden de e-posta ile ulaşmaya çalıştım ve bana tam beş (rakamla 5) gün sonra geri döndüler. Gerçekten merak ediyorum, ellerinde arayan veya ulaşmak isteyen müşterilere bakan sadece bir kişi mi çalışıyor da bu kadar yavaş ve yetersiz olabiliyorlar.

Sinema fiyatları en kazık firmalardan bir tanesi Cinemaximum. Bunun sebebini Turkcell ile anlaşmalarına bağlıyorum. Devamlı bir alana bir bedava veya sarı kutu ile alınan biletlerin parasını bu şekilde çıkarmaya çalışıyorlar. Çünkü ben sinemaya gittiğim zaman adam gibi salonda da izlemek isterim. Paso sorun çıkıyor salonlarda ve filmlerde ve üstüne filmin başında şanslıysan iki fragman izlersin, geri kalan yarım saatte sadece reklam var. Evet ben reklamdan kaçmak için sinemada adam gibi film izlemek isterken beni seans saatinin başından beri yarım saat boyunca reklama boğuyorlar. Bunu da twitter üzerinden yazdığım da direkt mesaj ile açıklamak istediklerini yazıyorlar. Ne anlatacaksınız ki bana? Anca karımızı mı karşılıyor? Ben sinemaya sadece dev ekranda film izleyeme değil, reklamlardan da kaçmaya gidiyorum. Sen beni daha film başlamadan reklama boğup, bayarsan senden hiç haz etmem ve zorunda olmadıkça (o da IMAX) önünden bile geçmem.

Capitol’ün sinemaları bana sorarsanız İstanbul’un en iyisiydi. Şu an reklam sürelerini bilmiyorum ama eskiden özellikle şu kadar dakika reklam var diyorlardı ve gerçekten de sadece 1.5 dakika filan katlanıyorduk. Geri kalan zamanda rahat dört tane fragman izleyebiliyorduk. Üstüne bir mekanda dört tane büyük salonu var. Zaten başında reklam olsa da Cinemaximum’un bu konuda eline su dökemez. Dile kolay yarım saat reklam.

Bir de büfe komedisi yaşadık tabi ki İstinye Park’ta Cumartesi günü. 11:00 seansının filmi araya giriyor ki salon tamamen dolu, büfelerde sadece birer kişi çalışıyor. Haliyle o kadar kişiyi kaldıramadığı için biz de alacağımızı alamadık ve film başladı. Üstüne aynı seansta aynı koltukları farklı kişilere satmışlar. Bu kadar efsane rezaletler sinemada yaşanıyor. Asıl komiklikler bu. Sinemada yer ayarlamak bu kadar zor olabilir mi?

Komik durumlardan biri de sinemadan sinemaya fiyatlar değişiyor. İstinye Park’da 18.00 TL olan bir film, Ankara’da 14.50 TL veya Cevahir AVM’de 15.00 TL olabiliyor. Hepsi aynı film için yanlış anlaşılmasın. Nabza göre şerbet. Bu kadar paralar verince bir beklentiniz oluyor sanıyorsunuz ama yok. Misal Cevahir’de film bitti, kimse salon ışıklarını açmıyor. Karanlıkta merdivenlerden inmeye çalışıyorsun. Görevli de bunları izliyor. Hani kimse yok sanmayın. İnsanların bu cebeleşmesinden zevk alıyor sanırsam.

Hani reklamın iyisi kötüsü olmaz diyorlar ya bu işte en kötüsünü kendi hareketleri ile yapıyor. Dediğim gibi IMAX olmasa bırakın gitmeyi önünden geçmeyeceğimiz bir kurum oldu artık. Tabi burada önce Bonus, sonra Maximum olan sinema isminin arkasındaki işletmecilerde en büyük sorun. Mars Entertainment Group’un bu konuda kendini çok geliştirmesi gerekiyor. Genelde suratsız olan büfe görevlileri de cabası. Hele bir de internetten bile satışına başladılar. Aldığın bileti sinema gişesinde normal sıraya girip bastırıyorsun. “Ee abi o zaman benden neden 6.00 TL hizmet bedeli altında para alıyorsun ki?” diye sormazlar mı? Ben gene gelip aynı çileyi çekiyorum.

Genel olarak cidden çok kötü bir işletme Mars Entertainment Group’un işlettiği Cinemaximumlar. Belki bu yazıyı görünce yine DM ile size ulaşabilir diye de sallama bir cevap yazarlar.

Deli Dolu Çılgın

Baya zaman oldu, çok özlediniz beni di mi? Haha nedense olumlu düşünemiyorum ama neyse. Bayram seyran derken olmadı işte n’aparsın… O değilde bu uzun tatilden sonra da iş hiç mi çekilmez ya…

Geçen hafta şu meşhur İstanbul Forum’a gittik. H&M için işte tabi ki de özellikle. Öğleye doğru 11 gibi orada olduk, hemen H&M’e gittik. Hafiften kalabalıktı içerisi, çıkana kadar daha da kalabalıklaştı. Fiyat performans olarak baya başarılı bir marka. Zaten severdik kendisini artık bu kadar ulaşılabilir olduğunu görünce daha çok sevmeye başladık. Ama neden o kadar uzağa açmışlar dükkanı onu anlamadım (Kime göre, neye göre uzak di mi?). Ordan çıkıp diğer dükkanlara girdik bir kaç tane, onlarda müşteri yok. Bildiğin yok yani, bomboşlar. İçerdeki herkes H&M’de sanki. Yalnız alışveriş merkezi tam bir labirent. Akmerkez’e karışık diyenler kesinlikle buraya gitmesinler. Koridor şeklinde alışveriş merkezi konsepti bana bir garip geliyor zaten.

Bayramda da evde oturarak baygınlık geçirdim. Önce Avatar: The Last Airbender’ın dizi serisini bitirdim. Zamanında izlememiştim ama çok başarılı bir seriymiş cidden. Hele sonunu çok çok beğendim. 0 klişe bence. Aang’ın çocuk olmasından gelen saflığı filan çok başarılıydı. Dizi tadında da bırakılmış zaten. Night Shyamalan ilk filmin içine etmiş diyorlardı da cidden etmiş ve durmaz devamının da içine eder gibi geliyor bana.

Bayramda bitirdiğim ikinci dizi ise Blue Mountain State. American Pie’ın dizi hali gibi diye izlemeye başladım ama filmin yanından geçemez kendisi. Çok boş bir dizi, yani konusuz diyebilirim. Koleje kafalarını ve amerikan futbolunu filan içeriyor. Tam kafa boşaltmalık olduğundan izleniyor (Çaktırmadan da seni kendisine bağlıyor). Ama sormadan da edemiyorum; gerçekten kafalar böyle mi Amerika kolejlerinde diye. İlk bölümlerde farketmemiştim ama jeneriklerde divxplanet’ten bildiğimiz eşekherif’in jenerik yazıları da eğlenceli bence. Biz sana inanıyoruz eşekherif daha sen kitlenmez yazarsın. Hatta bir hafta yazamamış, bir terslik mi var diye düşünmeden de edemedim. Bazı filmlerin afişleri sizi yanıltır ya işte bu onlardan değil…

Film olarak da ilk ikisini izledim neden üçüncüsünü izlemeyeyim dediğim Alacakaranlık’ın son çıkan filmini izledim. Amma bu kadar kötü bir film yok! Cidden yok yani! Kafayı yiyeceğim insanlar bu filmde ne buluyor cidden. O iki erkek o kızda ne buluyor. Hayır çok güzek bir kız da değil, öyle bir oyuncu olsa anlayacağım ama değil işte değil. Resmen konusu olmayan bir film. Kız dengesiz, çocuklar mal. Kitabı kesinlikle böyle olmayabilir ama yani bu kadar kötü işlenemezki bir konu. Film başladı vampirle kız kurlaşıyor, film bitiyor kurlaşıyor. Aşk hikayesi de yok adam gibi. Yazık cidden.

Bayram öncesi Eskişehir’de başlayan (yorumlarımı daha sonra yazmayı düşünüyorum) ve 2 gün önceye kadar devam eden telefon kılıfı bulma maceram sizinde anlayacağınız gibi 2 gün önce sona erdi. Profilo alışveriş merkezine giderken bir Turkcell bayisinden buldum istediğim şeyi. Ama o ana kadar girmediğim yer kalmadı. Yeni telefon için kılıf alacağım diye dön dolaş Mahmutçuk oldum. Varsa yoksa iphone için var. Heralde bir yıldır hiç bir mağazasına girmediğim Teknosa’ya bile girdim, ve iğrenç alarmlarının sesini duyduğum gibi kendimi dışarı attım. 2011’e gireceğimiz şu günlerde hala o alarmlar var yani ve ne için var hala anlamıyorum. Ve insanların o sesten cidden rahatsız olduklarını anlamıyorlar herhalde diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Zaten Eskişehir’de sol kolum da şişti ve kalecilik kariyerim tehlikeye girdi, bir de bu alarm of of! Ödem varmış kolumda, nerden gelip beni bulduysa artık lanet şey. Baya ağrıyordu içten böyle, artık halısaha kariyerime sağ – sol bek olarak devam ediyorum. Deli İbo gibi, orta yapamayan bek!

Neyse şimdilik bu kadar yeter bence, sonra elimdeki konular tükeniyor, yazacak şey bulamıyorum…

Gez göz arpacık

İzmir’den selamlar. Geçen ay donuyor, hasta oluyorduk, bu hafta ise sıcaktan terliyoruz, bunalıyoruz. Hadi hayırlısı bakalım.

Geçen AutoShow fuarındaki Ferrari satışını söylemiştim de o hiç bir şeymiş meğersem. 2 gün önce duyduk ki fuardaki tüm araçlar satılmış. Vay vay vay… Bu ne bolluk, ne güzellik ya. Aston Martinleri alan kişiyi bulup, bi’ tanesini bana vermesini rica edeceğim. Hadi bakalım…

Geçen gün Hürrriyet Emlak ekinde bir haber gördüm; Acıbadem’e alışveriş merkezi yapılacakmış. İstinya Park’ın yapıcıları Central Park diye bir alışveriş merkezi yapmayı planlıyormuş. İsmi çok çakma ama ilk 3b görüntüleri güzele benziyordu. Ama merak ettim, nereye yapacaklar? Yani Acıbadem’de o kadar büyük alan nerede var? Çünkü baya salonu olan bir yer filan düşünüyorlarmış. Nautilus’ün yanına yapsalar diyecem, oraya başka şeyler yapılıyor ki katliam çıkar. Yaptırmazlar pek. Ee neresi kaldı yer olarak? Bilmediğimiz bir Acıbadem mi var acaba bir yerlerde?

Bu arada belkide çoğumuzun bilmediği bir şeyi okudum cuma günü Bloomberg Businessweek dergisinde. Şu an iki otobüs hattı temmuz 2010’dan beri Turkcell’in pilot hatları olmuş. Taksim – Beylikdüzü (145T) ve Taksim – Bahçeşehir (74D ve 74E) iki katlı otobüslerinde Turkcell bedava 3G internet servisi sağlıyormuş. Sadece interneti yavaşlatmasın diye dosya indirme siteleri bloklanmış. Çok şaşırdım okuyunca. Detayları çok okuyamadım ama TTNET WiFi gibi Turkcell müşterisi olmanız gerekiyor olabilir. Şu an Anadolu yakasındaki otobüs hatlarına da bu sistemi yerleştirmek için görüşmeler devam ediyormuş. Baya hoşuma gitti, sonuçta böyle şeylere ihtiyacımız var.

Bllomberg Businessweek demişken kapaklarından da bahsetmemek olmaz. Gerçekten çok başarılı kapaklara sahip bir dergi. Necip Şahin imzalı illüstrasyonlar görülmeye değer. İnternette bulabilseydim burada paylaşıcaktım ama bulamadım (Necip Şahin’in dergi için yaptığı başka bir illüstrasyon yukarıdaki). En kötü yakında taratıp buraya koyarım kapakları.

Bu arada son olarak nefret kusucağım şu metrobüs zammına. Dolayısıyla otobüs biletleri zammına. Yani halkın yararına bir ulaşım aracı yapıyorsun, onunda içine etme yani, cidden etme! 3 duraktan fazla mesafeler 1.95 TL. Yuh! Söğütlüçeşme’den Altunizade’ye gitmek 1.95 TL. Daha köprüye varamadan dünya para veriyorsun. Ee o zaman otobüse binerim, ne anladım metrobüsten. 3 durak kime yeter anlamıyorum. Neyseki sinirim geçtikten sonra yazıyorum da fazla girişemiyorum. İnsanın asabını bozuyorlar.

Beynim akıyor

Bunu net bir şekilde söyliyebilirim ki son iki gün beynim resmen aktı, gitti. Tablolar arasında böyle neye uğradığımı şaşırdım. Hoşaf gibi eve döndüm ve ne yaptığımı hatırlamıyorum şu an mesela. Sabahları şarj olup, akşam şarjı bitmiş şekilde dönüyorum eve. Yaşamadıkça anlaşılmaz ya bazı şeyler, bu da aynen öyle. Çalışınca anlıyormuş insan. Hiç bir şeye zaman bulamıyormuş cidden. 1.5 ay önce buluşalım dediğim arkadaşlarımla buluşamadım hala. Zaman yok cidden. Yani olan, sana az kalan zamanını da kendine ayırabiliyosun anca. Evde pelte gibi yayılıp beynini boşaltabiliyorsun. Vah vah ne hallere geldik ya. Üniversitede, aman be sıkıldım bu öğrenci hayatından derdik. Nasıl hata yapmışız. Hiç bitmese de olurmuş yani. Ama mesela şimdi yüksek lisans yap denince de iki kere düşünmek istiyorum. Bu saatten sonra da sınav mınav nasıl kaldırırım diye düşünüyorum. Bu pelte beyinle dersleri çok anlamlı gözlerle takip ederim heralde.

Big Bang Theory’de iki haftadır Penny yok. Diziye neler oluyor? Acaba kilo almış diye, zayıflatıp mı karşımıza çıkarıcaklar? Yok yani. 4 tane sapın arasında bir tane çiçek vardı, onuda ordan çıkarırsanız dizi sap dizisine döner yani. Ayrıca Chuck’ın da (üzülerek söylüyorum ama) bitmesi lazım. Git gide basitleşiyor. Yani olaylar ve aksiyon sahneleri eskisi gibi değil, gerçekçiliğini kaybediyor. Ayrıca baydı be! İnatla diyorum; dizi It’s Always Sunny in Philadelphia’dır.

Blackberry’e de yavaş yavaş alışıyorum. Ama hala bir internet paketim olmadığından kablosuz internet olmayan yerlerde pek bir olayı olmuyor telefonun. BIS mi? BES mi? Orada kaldım ben. Avea mı? Turkcell mi? Bir tanesi ayda 30 TL ve 4 GB kotalı, diğeri ayda 32 TL ve sınırsız. 4 GB kota kime yetmez ama? Bunu da düşünmeden edemiyorum işte. Millet evinde bilgisayarı ile 4 GB kotayı geçemiyor, ben telefonda nasıl geçebilirim diye düşünüyorum. Düşün düşün… neyse…

Kandır kandırabilirsen…

Turkcelllinin (cebinin) gücü, Turkcell’in (para) çekim gücü. Ne yaparsam yapayım faturam 50 TL altına düşmüyor. Olmuyor yani. Çeşitli ucuz paketlere de geçtim ama gene bi’ yerlerden vergi geçirdiler ve fatura umduğumdan fazla geldi. Yaklaşık 10 senelik abonesiyim ama sağolsunlar onlar daha hiç üye olmayan insanlar için en iyi kampanyaları düzenliyor. Bizim gibi eski aboneleri fena halde  emiyorlar. Bu saatten sonra da başka operatöre geçmekle uğraşamıyorum. Kötü olan da bu…

Gece 3:45 oldu ben hala ayaktayım. İstesem oturamam bu saate kadar. Amaçsıza bağladım, bende anlamadım.

Şimdi Dünya Basketbol Şampiyonası’nda kalan maçlara başbakan filan giderse bu ponpon kızlar olmayacak mı hiç? Demek ki içi fesat bu insanların, orda o kızları görünce ne geçiyorsa akıllarında görmeye bile tahamül edemiyorlar. Vay anasını be… Zaytung’da bu konuyla alakalı efsane bir yazı var. Okumanızı tavsiye ederim.

Şu Gillette’in askerli reklamını her izlediğimde gülüyorum. Sonunda böyle komutan geliyor, aferin asker iyi traş diyor ya heh işte orada kopuyorum işte. Ben hayatımda öyle bir şey diyen komutan ne gördüm, ne duydum, ne de okudum. Askerdeyken ben, babam emekli havacı dediğimde bölük astsubayı ¨hee sosyete asker¨ demişti. Reklamda resmen bu modda. Zaten havacılar oradaki askerlerde. Gerçekçilikten uzak bir reklam.

Bu seferde kısa ve öz olsun, olmaz mı? Olur bence ya…