Tsunami anında…

Lo-imposibleDün gerçek bir hikaye olan Lo Imposible’yi (Kıyamet Günü) izledik. 2004 yılında Tayland’da olan tsunamiden mucizevi bir şekilde sağ kalıp, birbirlerine kavuşan bir ailenin hikayesi. İzlerken insan cidden tuhaf duygular hissediyor. Elden hiç bir şeyin gelmediği an, savrulmalar, darbeler ve sonunda yakınlarını arama ve bulma çabası.

Öyle bir an ki hiç bir şey yapamıyorsunuz. Koca dalga size gelirken, nereye kaçabilir, Nereye sığınabilirsiniz? Filmdeki aile Noellerini Tayland’da deniz kenarında, geçirmek için gitmişler Tayland’a. Dalgalar gelirken de dördü havuza atladı misal Bir seçenek olabilir.. Kadın ise en hatalı yerde çocuklarına son kez bakıyormuşçasına bir cam panelin dibine sığındı. İnsanın basireti bağlanıyor resmen, düşünemiyor. Ne yapabilirsiniz ki?

TsunamiGerçek olay olduğu için film şunu gözlemleyebildik aslında. Otel çevresindekiler genelde hayatta kalmışlar. Yani otel odasında kalanlar. Otel yıkılmadığı için otel odalarının içleri genel olarak dağılmış, bir şekilde o odada olanlar da sağ kalmış mantıken. Yani bir odadan nereye gidebilirsiniz ki? Küçük ihtimal içerideki eşyalardan biri kafanıza çarpabilir veya hava boşluğu olmazsa boğulabilirsiniz. Lakin dışarıda da o dalgalarda boğuşurken ölen insanların yarısı boğularak ölüyordur. Bu nedenle kapalı bir yere, üst katlar olabilirse tabi mantıklı gibi. Tabi bu teorilerde dalganın büyüklüğü de kritik.

Ben hala o kadının nasıl ölmediğini anlayamadım. Yani o ilk çarpışma anında aldığı o darbeler, sonrasında yaşadıkları… Bir de büyük oğlu (büyük dediğim 11 yaşında filandır) Lucas’ın dirayetini koruması ve psikolojik olarak güçlü kalması gerçekten büyük bir olay. Tamamen annesine güç vermiş. Ayrıca Naomi Watts da gerçekten çok iyi bir oyunculuk sergiliyor.

En kritik noktalardan biri ise insanoğlunun bu zor anlarında birbirine yardımı. Yerel halktan birilerinin kıyafeti parçalanan kadının üzerine ilk önce gömlek giydirmeleri, şarjı biten cep telefonlarını birbirleri ile paylaşmaları (büyük çoğunluk diyelim) ve nice şeyler.

Bizim İstanbul’da böyle bir şey yaşama ihtimalimiz ne kadar hala tartışılıyor. Fakat olsa bile büyüklüğü ve bize kadar olacak etkisi fazla olur mu bilinmez? Daha önce bu felaketi yaşayan ülkelerin aksine daha az etkileneceğimizi düşünüyorum. Yinede hiç olmasın diye de dua etmek lazım.

Etme bulma dünyası

Son 2-3 günde ülkenin ana haber bültenini hatta ülkenin gündemini şok ve tek konu kapattı resmen. Sesinin dünyada çok özel bir yapıya sahip olduğunu hepimiz biliyoruz ama gel gör ki hayat felsefesi ve yaptıkları ile her zaman kendinden uzaklaştırmıştır beni. En azından beni demek daha doğru sanırsam. Daha önce biri eski eşi, diğeri eski sevgilisi olan kadınları vurdururken her şey iyi güzel de daha sonra kendisine suikast girişimi olunca her şey çok kötü durumu biraz komik bir durum. Bir insana böyle bir şey düzenlenmiş olması birey bazında bakınca çok üzücü ama bu kişinin daha önce neler yaptığını gözden geçirince nedense şaşıramıyorum. Başbakanın şansına gündem gene değişti ve yeni oy potansiyeli bir şekilde arttı. Neyse konumuz bu değil. Hastaneye giden yakınlarından beddualar okuyanlar bile olmuş. Eski eşi, eski sevgilileri filan hepsi hastanede. Kimse masum değildir, bir insanı, böyle bir insanı kimse durduk yere vurmaz, vurdurmaz. Ben nedense hiç üzülmedim. Etme bulma dünyası böyle bir şey işte (Bir birey olarak bir insanın vurulması çok iğrenç bir durum).

Japonya’da da her şey bitti bir de nükleer sorun çıktı. Adamlar devamlı sorun yaşıyor. Sırf şimdi değil tarih boyunca böyle. Robot gibi çalışıyorlar filan ama depremler oluyor, nükleer bomba yiyorlar vs. Şimdi en son olarak nükleer tesisde patlamalar oluyor filan. Yazık adamlara, üzülüyorum cidden. Görüntüleri tekrar tekrar izleyince vay be demeden edemiyorum. Oyuncaklara kova ile su dökmüş gibi bir görüntü var ortada. Tonluk araçlar oradan oraya savruluyor filan. Vay be…

Gene müthiş filmler vizyona girdi ve ben gidemiyorum. Sinir oluyorum böyle durumlara. Umarım vizyondan kalkmadan filmler vizyondan kalkmaz da bende bir kaçına gidebilirim. Havaların ısınması biraz kapalı ortamlardan bizi itiyor ama gitmeden de sinemaya olmuyor ya. Evde sistem kursan bile oradaki hava hiç bir zaman sağlanmıyor. Sanırsam parasını verip orada izleme zorunluluğu insanı psikolojik olarak etkiliyor.

Bugün de böyle işte…

Tsunami ve Japonya

Geçen hafta her şey normalken bir anda Uzak Doğu alt üst oldu. Japonya tarihinin en büyük depremi oldu. 8.9 şiddetinde (pek bir şey ifade etmiyor gibi ama cidden depremin şiddeti çok yüksek. 12 de coğrafya değişiyor, öyle de düşünmek lazım) olan depremden sonra konuşulan yıkılan veya zarar gören binalar değil de tsunami olması biraz garip. Garipten kastım, enteresan. Kimse şaşırmıyor o kadar büyük bir deprem oluyor ve çok çok az insan ölüyor. 1 dk önce depremi haber almalarına değinmiyorum bile. Deprem sonrası tsunami alarmı verildi. Verilse ne olur diye düşünüyorum çünkü tsunamiden koşarak kaçamazsın ki. İnsanlar panik halinde yollara düşse yollar felç olur. Uçaklara binip gitseler seferler yetmez. Duyguların karıştığı bir durum. Nitekim deprem sabahı tsunami (bildiğim kadarıyla) Sendai kıyılarına vurdu. Hafta sonu suların çekilmesi ile ülkenin durumunu gözler önüne serdi. Zararın 40 milyar dolar olduğu düşünülüyormuş. En büyük eksiklikte içme suyu deniyor. Ülkeyi sular bastı, eksikliğini hissettikleri şey su. Ne kadar enteresan. Dışarıdan su yardımı geliyor yıkım olan yerlere ve kişi başına bir sınır koymuşlar su almak için. İnsanlar o kadar medenice su ve erzak temini alıyor ki şaşırdım. Görüntülerde gördüğümüz üzere ne yağma var ne sıra bozma var. Herkes kurallara uyuyor. Güney Amerika’da bu tip felaketlerde nasıl yağma yapıldı gördük. Medeniyet bu olsa gerek. İnsanlar düzeni bozmadıklarında her şeyin iyiye gideceğini, ferahlarının daha iyi duruma geleceğini biliyorlar. Bir de bizde deprem sonrası yapılan yardım görüntülerini hatırlayalım. Bu her fırsatta bizi yerden yere vurmak değil, tam tersine bir şeyler öğrenmemiz gerektiğine bir vurgudur. Almanya’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra nasıl yeniden Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olduğundan dersler çıkarmamız gerektiği gibi. Bizde iç sağ-sol kavgalarından sonra hala belimizi doğrultamadık. Yozlaşmışlığımız son sürat ilerliyor.

Neyse, başka bir komik durum ise deprem anında pencereden atlayan tek kişinin bir Türk olması ve bunu artçı depremde de yaparak 2 kere atlayan kişinin aynı kişi olması baya komik. Komikten de öte, rezalet. Aynı depremin İstanbul’da olması sonucu İstanbul’un haritadan silinme gerçeğini de gözden kaçırmasak iyi olur. Evler kendi kendine yıkılıyor zaten depreme gerek bile yok.

Not: Ben bunu yazıp yayınlayana kadar haberlerde insanların yağma filan yapmadığını, diğer vatandaşlara ne kadar saygılı olduğunu filan söylediler. Geç kaldık iyi mi…