Picante olmamış

Cumartesi elimdeki Momento kuponu ile Tünel’deki Picante’ye gittik. Daha önce bir kere gitmiş ve cidden beğenmiştim. Evet, kesinlikle pahalı bir yerdi ama memnun kalınca senede 1-2 kere gidebiliriz diye düşündüm. İşte o ikinci kere cumartesine kısmetmiş. İlkine göre çok daha samimi bir ortamla karşılaştık. İlk giriş gerçekten güzeldi. Siparişleri verdik, sonrası hayal kırıklığı işte.

İlk olarak nachos geldi. Beyaz cheddar peynirli ve bol yeşil – siyah zeytinli bir üründü. Ben hayatımda ilk kez zeytinlisini gördüm. Vasat bir nachos 15 TL idir. İlk kroşeyi açılışta yedik. Bundan sonra yemeklerden burrito geldi. Hiç yememiş olsak vaay diye kalırdık. Ama tavuklu yemekte tavuk bir elin parmaklarını geçmiyordu ve içinde patlıcan, pirinç vs vardı. Meksika yemeğinde ne arar bunlar dostum? Benim yemeğim taco tabağı idi. İki adet taconunda içinde kıyma + soslardı vardı. Benim bildiğim klasik tacolarda sosun taconun içinde ne işi var anlamadım. Yeşillik, sos hepsi taconun içindeydi. Trio tam bir hayal kırıklığı idi.

Hesap kitap işlerine gelince, Digiturk VIP kartla indirimi cepleyek dedik ama o da patladı. Sebebi iki kampanya bir arada olmazmış. Diretmedim, çünkü konser vardı ve sinirlerimi bozamadım. Momento zaten kampanya değil, ayrıca hesaplar farklı. Nasıl iki kampanya olur? Digiturk VIP kart indirimi nasıl kampanya diye geçer? O hep olan bir şey sonuçta.

İlk defa bir yeri kötüleyen bir şey yazıyorum ama ne olduysa orada çok overrated bir mekana dönüşmüş. Çok üzücü.

Yeni Taksim Meydanı

Taksim Meydanı yeni yüzü ile karşımıza 240 gün sonra çıkacak. Çalışmalar başladı, bir kısmı trafiğe kapatıldı. İnsanlar çıldırma seviyesinde, yayalar yürüyemiyor bile. Projeyi herkes gördü, etti. Benim başka bir sorum olacak projeyle ilgili. Taksim Meydanı’nın trafiğe kapatılıp tamamen yayalara bırakması bir düşüncedir. Katılan olur, katılmayan da. Sorum şu: Dünyadaki diğer metropollerin kaçında ve hangilerinde merkez, ana meydanlar trafiğe kapalı ve yayalara özel?
Görmediğim şehirlerden Moskova, gördüklerimden de Prag… Bunlardan başka bilmiyorum.. Vardır veya yoktur ama şunu söyleyebilirim; Paris, Madrid, Barcelona, New York ve Viyana’da trafiğe açık. Viyana’nın olmayan yerinde kocaman park var. Bir de Floransa’nın bir kısmı kapalı olabilir.

Eğer bir meydan trafiğe kapalı olacaksa park yapılır, yeşilliğe büründürülür de manası olur. Bizde maalesef ki böyle değil. Eski kışla ve düz beton yapmak için trafiğe kapatılıp, yayalara bırakılıyor. Etkinlik alanı olarak mı düşünüyorlar yoksa Taksim’e daracık yollardan girecek yayaları olası eylem ve mitinglerde daha rahat kontrol etmek için mi onu da göreceğiz. Bana soracak olursanız kesinlikle ikinci seçenek…

İstanbul’a 3. Havalimanı

Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş, İstanbul’a yapılacak 3. havalimanının yerini açıkladı. Arnavutköy-Göktürk-Çatalca yollarının birleştiği kavşağın oraya, Marmara Denizi’nin kıyısına yapılması planlanıyor. Şu anki iki havalimanına da baya uzak bir mesafede yeni yapılacak olan. Atatürk Havalimanı’nın şu anki talebi kaldırmamasından dolayı böyle bir ihtiyaç duyulmuş. Tamam güzel, evet gerekiyordu. Yerini filan da geçtim, yer yok vs. Ağaçlarda kesilsin, son kalan yeşil alanları da kaybedelim. Bunu da geçtim ama anlamadığım nokta Atatürk Havalimanı’nın akibeti.

Salı günü radyoda dinlediğime göre Atatürk Havalimanı’nı küçültüp ya da tamamen kaldırıp yerini başka şekilde değerlendirme düşünüyorlarmış. AVM, fuar merkezi artık her neyse. Yahu Atatürk Havalimanı yetmediği için 3. yü yapıyoruz ama o yapılıyor diye de eskisini kaldırıyoruz. Ben ne anladım o zaman yenisinden? Bu demek oluyor ki o da yetmeyecek. Yani ne kadar büyük yaparsan yap sonuçta aynı anda iki uçak inemeyecek, kalkamayacak. Benim bildiğim güvenlik açısından böyle olmalı. Hadi kalkabiliyor olsa bile tek bir merkez olacak gene.

Ulaşıma gelince de ayrı sorularım olacaktı ama onların cevabını buldum. Taksim’den direk raylı sistem olacakmış. O da hali hazırda olan sistemden sağlanacakmış. Ama Zaman Gazetesi’nin haberine göre 15 dk’da Taksim’den ulaşılabileceği yazıyor. Yahu 4. Levent’e 15 dakikada gidebiliyoruz, oraya nasıl gidelim? Ancak hızlı tren ve duraksız bir sistemle olur ki o da güzargah üzerinde oturan insanlara haksızlık olur. Her şeye rağmen günün sonunda toplu taşıma olacak olması güzel. Sonuçta dünyanın hiç bir yerinde de merkezden havalimanlarına raylı sistemle 30 dk’nın altında ulaşılamıyor.

En çok üzüldüğüm konu ağaç kesimleri tabi ki de. Maalesef ki de hükümetin hiç dikkat etmediği ve gözünü kırpmadan gözden çıkardığı şeyler ağaçlar. Halbuki belediye başkanlığı zamanında İstanbul’a ağaçlar eken de başbakanın ta kendisiydi…

Yeter artık Twitter!

Twitter çıktı mertlik bozuldu ama. Oraya 1-2 cümle bir şey yazmaktan buraya yazı yazamıyorum içime oturuyor. Zaten deli gibi uykum var. Kaldıramıyorum artık bunları. Hatırlatıcı diye kullanalım o zaman orayı, değil mi?

D&R ve yeni çıkanları beni benden alıyor doğrusu. Daha önce “Sil Baştan” isimli kitap çıkar çıkmaz %25 indirimli reyonundaydı. Böyle sallamasyon takılıyordu orada. Ben de oradan alıp okumuştum. 3 ay sonra filan kitap en çok satanlarda eski indirimsiz fiyatıyla duruyordu. En son bombaları ise Arka Bahçe Yayınlarının çıkardığı ve kitap kapağının içinde “Birinci Basım: Mayıs 2005” yazan kitap yeni çıkanlar standında. Dizi tutunca ve Epsilon Yayınları hemen kitabı çıkarınca onu da oraya koyu vermişler. Ama cidden komik ya olay. 7 yıllık kitabı sen çık yeni çıkanlara koy. Biz de saf saf en son ne çıkmış, en çok ne satıyor diye reyonlara bakıyoruz.

Cumartesi Ramazan’dan önce son bir vurgun için Taksim’e gittik. Önerim Asmalı Mescit’e gitmekti ama ölmüş orası. Bezgin dışında dışarıda masası olan yer yok. Zaten oranın da yeri dışarda diye kurtarıyor. Ana yoldaki her yer bomboştu. Resmen öldürmüşler. Sırf canlılığını seviyordum, artık onu da almışlar. Ama sanmıyorum bu uzun sürsün. Maksimum iki aya eski haline bürünür.

Bilenler bilir Gökhan Semiz’i. Tuvalette yazdığı şarkı sözleri ile herkesi eğlendiriyordu. Aklıma geldi geçen gün, şu anda ortam tam onluk. Durmadan üretim yapabileceği bir siyaset ortamımız var. Ah be Gökhan, özledim seni ya…

Bir isyan da Ayvalık tostuna gelsin. Ayvalık tostu diye bir şey yok artık haberiniz olsun. Ne zaman İstanbul’da satışa çıktı, artık tost most kalmadı ortalıkta. Bütün olayı ekmeği ile piştikten sonra tostun içine ketçap, mayonez, turşu ve domates koymalarıydı. Şimdi karışıkta ki sosisli bile soslu. Rezalete bak. Hayır saçma olan Ayvalık da bile bu dönüşümü geçirdi. Saçma sağan bir şeye çevirdiler. Hiç de güzel değil. Ayvalık’ta o tostu yemeyen insanlar tostu şimdiki haliyle tanıdı ve öyle sanıyorlar. Üzücü olan bu. Ne kadar çabuk yozlaştırıyoruz her şeyi. Taklit ederken bile beceremiyoruz. Sırf para, sırf para. Değer diye bir şey kalmamış hayatta.

O ne ola ki?

Tutturmuşlar bir sevgililer günüdür gidiyor. Anneler, babalar ve öğretmen gününü anlıyorum da ki bunları da kabul etmem uzun süre aldı, sevgililer gününü kabul edemiyorum. Sevgililerin günü mü olur? Sevgilinle buluştuğun, hadi biraz daha spesifikleştireyim, sevgilinle baş başa buluştuğun her gün sizin için sevgililer günüdür. Sevgilinin özel günü mü olur? O günden farklı daha güzel bir yerde yemek yiyorsundur ya da hediye alıyorsundur. Ee bunları normal zamanda yapmıyorsa zaten söyleyecek lafım yok. İlla güzel bir yerde yemek yemek için ya da hediye almak için özel bir sevgililer gününe ihtiyaç olması cidden komik ve acı bir durum.

Taksim, Galatasaray Meydanı’nda bugün için özel kocaman bir ağaç yapmışlar, üzerinde kalpler var bir sürü. Swatch üstlenmiş bu olayı. İki sevgili altına girip, oradaki sopaları tutunca kalpler yanıp sönüyor. Karşısında bir genç fotoğraf makinesi ile ya fotoğraf çekiyor ya da video. Yani fotoğraf çekiyorsa zaten rezalet bir durum. Fotoğraf çekiyorsa ışıklar neden yanıp sönüyor? Sadece yansa daha mantıklı olur sanırsam. Sanmama gerek yok ya neyse..

Ben sizi bunlarla daha sıkmadan güzel bir haber daha vereyim. Resmi sitede duyrulmadı ama resmi t-shirtün arkasında yazıyor. Evet, 10 Haziran’da Ironmaiden İstanbul’da! Sonisphere kapsamında Türkiye’de benim bildiğim ilk konserlerini verecekler. Judas Priest’ten sorna en inanılmaz haber bu olsa gerek. Bana beş yıl önce filan ikisi de aynı sene Türkiye’ye geliyor deseler bir tarafımla gülerdim herhalde. Şimdi ise o anın tadını çıkarmak için bileniyorum.

Bu güzel haberden sonra futbol dünyasının matemli anlarından birini söylemeden edemeyeceğim. Tam adıyla Ronaldo Luis Nazário de Lima futbolu bıraktığını açıkladı. Çakmalarından sakındığımız, kendisine hayran olduğumuz efsane artık futbolda yok. Geçen hafta Jerry Sloan’ın istifası, bu hafta Ronaldo’nun futbolu bırakması gerçekten dünya sporu için can alıcı şeyler. Orta okulda filan gece yarısı kalkar Utah Jazz – Chicago Bulls final serisini izlerdim. Bana NBA’i tam sevdiren takımı ve koçundan artık geride kimse kalmadı. Stockton reis, senin gibisi hiç gelmedi.

İşler son haftalarda çılgın yoğun olunca yazacak çok şey birikti.

Bunları biliyor musunuz tarzı bir köşe mi yapsam acaba. Mesela Türkiye’ye ilk fiber optik kablonun 1984 yılında döşendiğini biliyor muydunuz? En azından ben yeni öğrendim. Baya bir gelişme var di mi 27 senede? Olur böyle, dert etmemek gerek. Zaten yurtdışı çıkışlarında Türk Telekom’u suçluyoruz paso ama durum öyle değilmiş. Gittim, yerinde gördüm. Hatta çok güzel olayı anlattılar arkadaşlar. Başka ülkelerin yetersizliğini kendimize yıkmak yakışmamış bize.

Bu Sunhine filminin fragmanında ve filmde kullanılan müziği artık neredeyse her filmin fragmanında duymak garip geliyor. Adam ne yapmış ya! John Murphy bu arada soundtracklerini yapan o filmin. Cidden çok güzeldir, dinlemenizi tavsiye ederim. Hatta onu dinleyerek günü kapatıyorum.

Geldim geldim…

Havalar soğudu, gözlerim pörtledi, günlerden cumartesi ama ben şu an ofisteyim, arabanın sol sinyali o kadar hızlı yanıp sönmeye çalışıyor ki yanıp sönemiyor… program baya dolu desene.

Şu son son hafta bünyemin alıştığından fazla metroyu kullandım. Baktım telefon çekiyor duraklarda ama gel gör ki metro hareket halindeyken çekmiyor. Sonra düşündüm vatman olmak nasıl bir duygu olsa gerek? Düşünsene mesai saatlerin boyunca bi’ ileri bi’ geri tırtılı getirip, götürüyorsun. İletişim kurabileceğin kişiler telsizinin ötesindeki insanlar. Tamam madenlerde filan çalışanlar içinde aynı şey geçerli ama orada iş arkadaşlarınla birliktesin devamlı. Bunda öyle bir şey de yok. Ufacık kabinde yalnızsın ve yeni sistem de Taksim’de yolcuları indirdiği gibi yenilerini alıyor. Eskiden ileri doğru gider bir yerlerde dururdu. Belki otobüs gibi takıldıkları bir yer vardı orada. Garip bir şey bu vatmanlık ya.

Geçen hafta öğrendik ki Bağdat Caddesi’ne de Cafe Pi açılmış. Hemen dedik gidelim. Eski Arkasokak, yeni Küçük Beyoğlu diye adlandırılan yerlerdekini sindirmişken bunu görünce uçtum yani. İlk Taksim’in girişinde kalan, saat 9’dan sonra yer bulmanın büyük şans olduğu Cafe Pi nerede, burası nerede! Hala favorim Taksim’deki ilk mekan. Konsepti oydu çünkü, benim için öyle kalaca. Bağdat Caddesi’ndekinde yaş ortalaması 17 – 18 filan. Lounge havasında mekan. Ya ben çok katıyım bunlara karşı ya da konseptin fazla dışında.

Gel gelelim bir hayal kırıklığına. Apple’nin laptopları nam-ı değer mac bookları beni hayal kırıklığına uğrattı. Aleti televizyona bağlıyayım dedim, aparatları aldım, hdmi televizyona taktım, gel gör ki ses yok piyasada. Sonra jeton düştü ki mini display çıkışını hdmi’ye çevirdiğimiz için haliyle sesi aktaramıyor. Adı üzerinde display (görüntü). Neyseki alet sesi dışarı iyi veriyor da oradan kurtarıyor. Ama hani bir gün deneyen olur da neden ses yok demeyin. Sebebi bu işte.

Gez göz arpacık

İzmir’den selamlar. Geçen ay donuyor, hasta oluyorduk, bu hafta ise sıcaktan terliyoruz, bunalıyoruz. Hadi hayırlısı bakalım.

Geçen AutoShow fuarındaki Ferrari satışını söylemiştim de o hiç bir şeymiş meğersem. 2 gün önce duyduk ki fuardaki tüm araçlar satılmış. Vay vay vay… Bu ne bolluk, ne güzellik ya. Aston Martinleri alan kişiyi bulup, bi’ tanesini bana vermesini rica edeceğim. Hadi bakalım…

Geçen gün Hürrriyet Emlak ekinde bir haber gördüm; Acıbadem’e alışveriş merkezi yapılacakmış. İstinya Park’ın yapıcıları Central Park diye bir alışveriş merkezi yapmayı planlıyormuş. İsmi çok çakma ama ilk 3b görüntüleri güzele benziyordu. Ama merak ettim, nereye yapacaklar? Yani Acıbadem’de o kadar büyük alan nerede var? Çünkü baya salonu olan bir yer filan düşünüyorlarmış. Nautilus’ün yanına yapsalar diyecem, oraya başka şeyler yapılıyor ki katliam çıkar. Yaptırmazlar pek. Ee neresi kaldı yer olarak? Bilmediğimiz bir Acıbadem mi var acaba bir yerlerde?

Bu arada belkide çoğumuzun bilmediği bir şeyi okudum cuma günü Bloomberg Businessweek dergisinde. Şu an iki otobüs hattı temmuz 2010’dan beri Turkcell’in pilot hatları olmuş. Taksim – Beylikdüzü (145T) ve Taksim – Bahçeşehir (74D ve 74E) iki katlı otobüslerinde Turkcell bedava 3G internet servisi sağlıyormuş. Sadece interneti yavaşlatmasın diye dosya indirme siteleri bloklanmış. Çok şaşırdım okuyunca. Detayları çok okuyamadım ama TTNET WiFi gibi Turkcell müşterisi olmanız gerekiyor olabilir. Şu an Anadolu yakasındaki otobüs hatlarına da bu sistemi yerleştirmek için görüşmeler devam ediyormuş. Baya hoşuma gitti, sonuçta böyle şeylere ihtiyacımız var.

Bllomberg Businessweek demişken kapaklarından da bahsetmemek olmaz. Gerçekten çok başarılı kapaklara sahip bir dergi. Necip Şahin imzalı illüstrasyonlar görülmeye değer. İnternette bulabilseydim burada paylaşıcaktım ama bulamadım (Necip Şahin’in dergi için yaptığı başka bir illüstrasyon yukarıdaki). En kötü yakında taratıp buraya koyarım kapakları.

Bu arada son olarak nefret kusucağım şu metrobüs zammına. Dolayısıyla otobüs biletleri zammına. Yani halkın yararına bir ulaşım aracı yapıyorsun, onunda içine etme yani, cidden etme! 3 duraktan fazla mesafeler 1.95 TL. Yuh! Söğütlüçeşme’den Altunizade’ye gitmek 1.95 TL. Daha köprüye varamadan dünya para veriyorsun. Ee o zaman otobüse binerim, ne anladım metrobüsten. 3 durak kime yeter anlamıyorum. Neyseki sinirim geçtikten sonra yazıyorum da fazla girişemiyorum. İnsanın asabını bozuyorlar.

Konusuz film gibiyim

Bütün kış böyle geçicekse yanmışız biz. İçimiz kararıcak fena halde. Geçen iki sene de bunun gibiydi (Bir kışı askerde geçirdiğim için benim için bir sene oluyor). İngilizlerin nasıl hissettiğini anlamak için çok önemli bir fırsat. Tek farkımız, onlar yağmurlu havalarda bile sandalet ile dışarıda dolaşabiliyor.

Geçen hafta yazmayı unuttuğum bir ürün daha var: Jedi bornozu. Gene çok basit ama yaratıcı bir ürün daha. Normal bornozdan tek farkı kapşonu olsa gerek. Bu kadar basit bir eklenti ile ürün sattırıp ki hatta fiyatını normal bornozların iki katında satıp köşe olabiliyorlar. Ama bunlar neden bizim ülkemizde yok diye isyanlardayım. Olsa sanırsam dünya paralara satılır (Şemsiyelerim gelsede bende para kazansam az).

Threadless’da da 10.10.10 tarihine has 3 günlük indirim vardı. Tüm T-shirtler 10 dolar idi. Daha önceki siparişim gelemediği için (aslında param olmadığı için) siteye dahi girip bakmadım. Bu aralar yurtdışı postalarında bir sorun var sanırsam. Kayboluyor herşey. Takip numarası da yoksa ona güle güle deyin siz. Napıyorlar acaba sonra bulunca. Cepliyorlar sanırsam. Şimdi günahlarını da almayalım ama, neyse.

Geçen günlerde bir haber okudum. İstanbul Belediyesi yeni bir uygulamaya geçiyormuş. Taksim – Topkapı arasındaki yolda sağ şeride parkeden arabalara mani olabilmek için (Düşünün ki kağıt üzerinde bu kadar basit birşey olmasına rağmen buna mani olamıyorlar.), şağ şeridi İETT ve halk otobüslerine ayırıcaklarmış. Haberin detayını çok okumadım ama çok manalı bir uygulama. Avrupavai denebilir. Amma velakin Türkiye’de yer mi? onu bilemeyiz işte. Ben çok umutlu değilim. Şimdi o iki semt arasındaki yolu tam bilmediğim için (minibüs varsa ise o hatta), bana çok başarılı olacak bir uygulama gibi gelmedi. Minibüsler o şeride girer ve kamp kurar. Üstüne taksiler o şeritten çıkmaz. Es kaza bir araba girerse o şeride, arkasında konvoy oluşur. Ama orayı farklı bir şekilde ayırırlar ise de otobüs bozulunca ne olacak? O kadar olumsuz düşünmeye itildik ki artık evet bu olur diyemiyorum.

Ülkemizdeki et fiyatları coştu gene. Süpper gidiyoruz. Ama ete yapılan zama itiraz etme hakkımız yok pek. Bu kadar lüks arabanın olduğu bir ülkede etin fiyatını eleştirmek garip geliyor bana. Zaten vergiler yüzünden herşeyi normalin 3-4 misli fiyata alıyoruz, etin neden almayalım, heh. Trakya’nın suçu neyse onlarada Avustralya’dan gelen kurbanlıklar verilecekmiş. İyice çığrından çıktı bu et konusu. Sözde doğu hayvancılık ile geçiniyor. Demek orası geçinmiyormuş hiç de haberimiz yokmuş.