Bir efsanenin sonu: Spartacus

Spartacus_AndySpartacus, karısıyla mutlu mesut yaşayan bir Trakyalı. Bir gece baskını ile kendisini köle bir gladyatör olarak bulur. Daha sonra olaylar gelişir. Bol kanlı, cinsel içerikli, kaslı ve efektli beğendiğimiz bir diziydi kendileri.

İlk sezonunda Andy Whitfield canlandırıyordu Spartacus’u. Daha sonra senarist grevi ve Andy Whitfield’in hastalığı ile yarım, ara sezonla yavaşlasa da ikinci sezonda yükselişine devam edip, son sezonla da zirvede bitirdiler. Ne yalan söyleyeyim ikinci sezon baymaya başlamıştı beni. Yeni Spartacus Liam McIntyre’ye de alışma süresi de olabilir. Üçüncü sezonda yeni bölümleri hiç beklemediğim kadar heyecanla beklemeye başladım ki sezon sonuna doğru bu heyecan zirve yaptı.

Yaşanmış bir tarihi olay olduğu için bu son savaşın kaybedilmesi bir spoiler olamaz. Gerçek tarihte Spartacus’un cesedi bulunamamış ve savaş sonrasında da onu gördüğünü iddia edenler olmuş. Dizi finali yaklaşırken sonu nasıl olacak acaba diye de merak etmedik değil. Mesela Stanley Kubrick’in Spartacus’ünün sonunda Crassus ve Ceasar savaş esirlerine “Bana Spartacus’u ifşa ederseniz hepinizin özgürlüğünü veririm” diye sesleniyor. Bunun üzerine Spartacus ayağa kalkıp tam kendini ifşa edecekken herkes sırayla ayağa kalkıp “Ben Spartacusüm!” diye bağırıyor. Finalden önce bu sahneyi nasıl yapacaklarını merak ediyordum ve güzel bir uyarlamasını yapmışlar.

***SPOILER başlar***

Bunun dışında asıl soru savaş sonrası Spartacus’un da sonu idi. Bu şekilde olması hepimizi üzmüştür büyük ihtimalle, gözlerimiz dolmadı değil. Ölmesi onu kahramanlaştırıp, daha da efsaneleştirdi. Ölmeseydi kör topal biri olabilirdi, böyle olunca herkesi kurtaran (ya da kurtarmaya çalışan) bir ölümlü oldu.

***SPOILER biter***

Spartacus_LiamSpartacus’ün dizinin sonunda sarf ettiği sözler aslında bu bütün hedefi ve amacının özetiydi. Bugün hala onun hakkında ve yaptıkları ile ilgili konuşulup, diziler, filmler yapılıyorsa amacına başarıyla ulaşmıştır. Gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi bir önem arz etmiyor. Eylem ve tarihler boyunca hakkında konuşulması yeterlidir. Bu kadar az kişiyle Roma’nın ayaklarını titretmesi bile ne kadar da iyi taktik zekaya sahip olduğunu gösteriyor. Burada belki de herkesin sinir olduğu Crixus’un heyecanına yenilip, ille de saldıralım demesi. Sabretse zaten Crassus’un ordularını yenebilirlerdi.

spartacus_gannicusDizi de en sevdiğim karakter kendi açımdan Gannicus’tu. Hiç bir şeyi umursamaz havası, savaşmayı sevmesine rağmen savaşmak istemeyip, evinin erkeği olma isteği, içkimi, kadınımı ver bu bana yeter havaları vs vs. Finalden bir önceki bölümde öğrendik ki adam Keltmiş. Bütün sır açığa çıktı, zaten Gannicus’u oynayan Dustin Clare de Galli. Ama Gannicus’un sonu hiç hakettmediği gibi oldu, en çok ona üzüldüm diyebilirim. Bunun tam tersi durumda Naevia karakteri. Lesley-Ann Brandt gibi güzel bir kadından Cynthia Addai-Robinson’a geçiş baya sert oldu. Sanki onca tecavüzden sonra kadın evrim geçirmiş oldu. Crixus’u da paso gazlaması ve aklını yitirmiş gibi hareket etmesinden sonra antipatik olması bu değişimle de çok kolaylaştı. Germenlerin son nefeslerini Almanca vermeleri ve Saxa gibi bir kadının bile Gannicus’a söylediği son kelimeleri… Ayrıca eşimin de dediği gibi her zaman masumlar kazanır süperdi. Sibyl’in de Gannicus’a kendini aşık etmesi bunun eseri olsa gerek.

Romalıların hep götlekçe hareket etmesi baya iğrenç. Adamlarına iş yaptırıp, daha sonra kendisi yapmış gibi ortaya gerile gerile çıkmaları filan baya itici. O askerler demez mi, her şeyi biz yaptık, sen yapmış gibi geziniyorsun? Hele ki Ceaser’dan hiç beklemezdim ki o adisi çıktı.

Bir de efsane olan, barbar gibi lanse edilen köle ve asilerin zeka olarak baya geride olmalarına rağmen edebi dilleri. Nasıl bir çelişkidir anlatılmaz yaşanır. Şairane, şiirsel konuşmaların üzerine zeka seviyesi yerlerde olan barbar hareketleri cidden enteresandı. Çamur, ve pislik içinde yaşamalarına rağmen de dişlerindeki beyazlık, ipana bilim adamlarını harekete geçirmeli.

Dizi tam etme bulma dünyası simgesi. Bugün kötülük, aşağılama yapan her kişi dizinin bir yerinde yerlerde sürünen, esir veya köle moduna dönüştürüldü. Roma dünyası bir alem mi desek?

romeBu dizinin üstüne Rome’yi yeniden izlemeye başladık. Rome daha çok Roma’nın iç siyaseti ve politik çelişkilerini anlatıyor. Meşhur Ceasar dönemi ve imparatorluğun zirve anlarını anlatıyor. Baya güzel ve eğlenceli, Spartacus’ün bir tık altında aynı temaları işliyor. Hemde devamı olarak düşünürsek tam zamanı izlemenin.

Yazının da sonunda dizi finalindeki jeneriklerinden sonra gördüğümüz Andy’in görüntüsü yaşadığımız drama dram katıp, duygularımızı tavana çıkardı.

Daha çok şey yazmak istiyor insan. Bir çok karakter geldi geçti. Hepsinin de ayrı bir havası ve etkisi oldu diziye. Green Box olayı bu kadar göze sokulmadan yapılsa belki bir derece daha güzel olabilirdi. Her şeye rağmen iz bırakan bir dizi oldu.

Yeni sezon

Sonbaharla birlikte devam dizilerinin fragmanları da çıkmaya başladı. En son olarak The Walking Dead’den umut verici bir fragman izledik. Ama daha önceki sezonlarda gördüğümüz gibi hiç de güvenmemek lazım derim.

Son dönemde popüler olan post-apocalypse dizilere bir yeniside JJ Abrams ve Erik Kripke’den geldi: Revolution. Yönetmenliğini Ironmaiden de bildiğimiz Jon Favreau yapıyor. Sırf bu kadro ile baya güvenilir, izlenesi bir dizi havası veriyor. İlk bölümü izlemeyen veya diziyi duymayan varsa diye fragmanını da paylaşmak istedim.

Bazılarına göre iyi bazılarına göre pek iç acıcı değil ilk bölümü ama izlemeden de bir şey söylemek istemedim. Ama post apocalypse seven biri olarak ilgimi çekeceğini düşünüyorum.

Son olarak taze çıkan fragmanlardan biri de Spartacus’ün üçüncü ve son sezonundan gelsin. Dizi gibi bol kanlı ve bol figüranlı. Nedense heyecanlanmıyorum artık diziyi izlerken. Hep aynı gelmeye başladı.

Yenilerle ve eskilerle gene yoğun bir sezon geçireceğimiz bir döneme giriyoruz.

Son Kodachrome Filmi

Bugün son Kodakchrome filmi ile çekilmiş fotoğrafarın sergilendiği serginin açılışı var İstanbul Modern’de.

3 Ağustos 2011 – 4 Eylül 2011

İstanbul Modern, Steve McCurry’nin “Son Kodachrome Filmi” başlıklı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Magnum Fotoğraf Ajansı ve National Geographic dergisinin fotoğrafçısı Steve McCurry’nin son Kodachrome filmiyle çektiği fotoğraflar, 3 Ağustos- 4 Eylül 2011 tarihleri arasında dünyada ilk kez sergilenecek. Engin Özendes’in küratörlüğünü yaptığı serginin sponsoru Zaman.

Gelişen teknoloji ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle basın fotoğrafçılarının gözdesi olan Kodachrome’un üretimi 2009 yılında durduruldu. 1935’te üretimine başlanan, görüntü teknolojisinde “ikon” olarak nitelendirilen Kodachrome, 73 yıllık tarihinde amatör ve profesyonel fotoğrafçıların en çok tercih ettiği filmlerden oldu. 1960’lı yılların sonu ile 70’lerde efsaneleşen film için, 1973 yılında ünlü sanatçı Paul Simon bir şarkı yaptı.

Fotoğraf kariyerinin başından itibaren Kodachrome kullanarak, unutulmaz kareler çektiğini belirten Steve McCurry, Rochester, New York’taki üretim bandından çıkacak en son Kodachrome filminin kendisine verilmesi için Kodak’la görüştü. Şirket, hemen kabul edince, Steve McCurry, 30 yıldır kullandığı bu filmin son 36 karesiyle farklı ülkelerdeki kentleri ve kişileri çekerek, bir dönemin kapanışına tanıklık etti.

Ünlü oyuncu Robert de Niro ile başlayan “Son Kodachrome Filmi” başlıklı sergide Hintli aktör, yönetmen, yapımcı Aamir Khan, Hintli yazar ve aktrist Shenaz, Hintli aktrist ve yönetmen Nandita Nas, Hint sinemasının ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Amitabh Bachchan, Elizabeth filminin yönetmeni Shekhar Kapur, Magnum fotoğrafçısı Elliott Erwitt, “İstanbul’un Gözü” Ara Güler’in yanı sıra Rajastan’daki Rabari kabilesinden etkileyici portreler bulunuyor.

Sergide ayrıca National Geographic kanalının bu son filmin çekim sürecini izleyerek yaptığı belgesel ve Steve McCurry’nin fotoğraf serüvenini aktaran slayt gösterisi sunulacak.

Bence kaçırılmaması gereken bir sergi. Ben saati yüzünden kaçırıyorum o başka bir sorun…

Noldu bu ramazanda günler mi uzadı? Halbuki en uzun gündüzlü filan da geçtik. Nedir bu en uzun gün muhabbeti? Gün gene 24 saat. Değişen bir şey yok ki. Gece de günün içinde değil mi? Ee o zaman… En uzun gündüz demek bu kadar zor olmasa gerek.

Şimdi aldığımız son dakika haberine göre Game of Thrones Cnbc-e’de yayınlanacakmış Türkiye’de. Spartacus’u hiç izlemedim TV’de ama sansür durumları olunca da pek havası kalmaz gibi. Bir de şu kitapları Türkçe’ye çevrilse ya…