Ülkemden referandum manzaraları

Gece NTV’de çok güzel bir programa denk geldim ve izlemeye başladım. Tek tek illere gidip halka mikrofonu uzatıp soruyorlar. Bilginiz var mı? Renginiz ne? Yurdum insanıda evet veya hayır ve şu yüzden diye anlatıyor ama bazıları beni benden aldı. Anayasa değişikleri hakkında bilginiz var mı sorusuna, “en ufak bir fikrim bile yok ama evet diyoruz” diye cevaplar veren o kadar insan var ki anlamak mümkün değil. Ülkenin geleciğini etkileyecek bir olaya ki çocukları hatta torunlarının geleceğini etkileyecek bu olaya bu kadar bihaber davranma mantığını anlamıyorum. Cahillik olabilir de bu kadarıda olmamalı yani. Kişinin sorularına çok güzel cevap verenlerde vardı en azından. Şu sebeple evet veya şu sebeple hayır diyeceğim gibi. Hoş onlarda da garip ve komik şeyler vardı da insanların kendi fikirlerine saygı duymak lazım.

Neyse, şunun şurasında 6 gün gibi kısa bir süre kaldı. Ülkede çok şey değişecek eğer ki anayasa değişirse ve sanırsam da hiç birşey eskisi gibi olmayacak. Evet’li, hayır’lı günler devam ederken, umarım sonunda bizi hayırlı bir sonuç karşılar.

Oh be!

Son günlerde içimde bir can sıkıntısı böyle büyüdü büyüdü ve hiç bir şey yapmama isteği uyandırdı içimde. Yazacak şeylerim olmasına ki içiminde dolu olmasına rağmen bu durum yüzünden yazasım gelmiyordu ki imdadıma Kaan Sezyum yetişti. 2007 – 2008 yazılarından oluşan bir kitap çıkarmakla kalmamış, kitabın 2. baskısı bile çıkmış. Biz daha birini görmeden ikisini aldık. Kahvemi yudumlarken okumaya başladım ve keyfim yerine geldi. Günlerin sıkıntısını 5 dakkada almayı başardı. Başka kitap okuyor gibi gözüküyordum ama onu da iki kere filan okuduğumdan bence yeterli. Zaten ağır gelmişti bu koşuşturma maratonunda. Mini tatile çıkacağım şu gün ve önümüzdeki bir kaç günü daha eğlenceli hale getirecek, güzel olacak.

Salı ve çarşamba günleri iş gerekçesiyle Ankara’ya gitmek zorunda kaldım. İç kesimlerine giremedim ama gördüğüm kısımları beni iyice soğuttu başkentten. Zaten sevdiğim bir şehir değildi, artık ögh! Kalacağımız oteli alışveriş merkezinin yanına yapmışlar (ya da mantıken ki tam tersi bir durumdur) ama hiç bir yere bir tabela koymamışlar. Yani bilen biri götürmese sittin sene bulamazdım. İkinci günün sabahı da bir trafik vardı, aman tanrım. Neyseki biz o trafiğin tersine doğru yol aldık ama taksi şöförünün gözleri doldu tabi, o yolu geri dönmek zorunda olduğu için. Birde İstanbul’a dönüşte, İstanbul’a vardığımızda uçağın 30 dakika boyunca havada boş boş turlamak zorunda kalması kötüydü. Cumhurbaşkanı gelmişmiş filan filan. Havaalanından çıkınca taksi bile yoktu. Neymiş yollar kapatılmış. Bir adam geldi diye bu kadar insanın suçu ve günahı ne anlamıyorum. Sırf eziyet çektirmek maksat. Kırmızı ışıkta duran bir cumhurbaşından sonra çok uç noktalarda yaşıyor şimdiki. Neyse…

Geçen gün bir haber okudum. Google hakkında; atılan mailler 5 sn içerisinde geri alınabiliyormuş. Beceremedim nasıl olacağını ama bu servisi 30 sn’ye çıkarmayı düşünüyorlarmış. Olsada sağa sola yanlış mail atarsak mene müdahale edebilelim yaf. Google başarılı bir şekilde yola devam ediyor derken Chrome için çıkan eklentiler paralı olacakmış haberi bizi üzdü tabi. Hoş değil bu davranış. Ama Gmail’in bir özelliği ile yeniden yüzümü güldürdü kendisi. Nedir bu? Efendim, şimdi Türkçe kullanıyorsanız Gmail’i, maile bir dosya eklediğinizi yazıp, dosyayı eklemeyi unutur ve gönder tuşuna basarsanız, Gmail direk sizi uyarıyor. “Ekte” kelimesi kullandınız ama dosya eklemediniz, haberiniz olsun diye. Bunu görünce cidden şok geçirdim. Vay be elin adamı neler yapıyor biz hala rüyasında aldattığı için karısını ve çocuklarını öldüren adamlarla uğraşıyoruz.

Merakla beklediğim ürünümü satın alırken bir şey keşfettim. Apple Store’da iki kredi kartı ile alışverişi yapabiliyormuşsunuz. En son ödeme kısmısında iki kredi kartı ile ödeme diye bir kısım var. Adamlar düşünmüş valla. Başarılı baya. Ama ödemenin son dakikasında 202 dolar vergiyi tokat gibi suratıma yapıştırması hiç hoş değildi. Hiç beklemediğim anda, ürün almanın mutluluğu ile hayal dünyasından çıkardı beni. Ama artık işin sonuna gelmişiz geri dönecek değiliz ya. Ağzım burnum dağıldı mali açıdan ama genede gülebiliyorum. Birde elime geçse artık daha mutlu olacağım.

Bu arada bir konser haberi ile coştum adeta. Archive 28 Eylül’de Türkiye’deki ilk konserini verecek. Maçka’daki Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek konserin bilet fiyatları 49.50 TL. Fiyatı çok iyi ama günü pek hoş değil. Haftaiçi konserleri pek eğlenceli geçer mi onuda görüceğiz bakalım. Mekan hakkında pek bilgim yok, umarım iyidir mekan. Biletler de malum Biletix tarafından satılıyor.

Son olarak da sevmediğim konu olan siyaset hakkında bir iki şey yazmak istiyorum. Malumunuz referanduma çok az kaldı. Siyasetçiler otomatiğe bağladı, her yerde bir görsel var. Gözlerim bozuldu sağda solda EVET ya da HAYIR görmekten. “Evet” mi? “Hayır” mı? sonuç ne olursa olsun halkın kendi iradesi ile, parti fanatikliği yapmadan, bir birey olarak tek tek maddeleri iyice kavrayıp, kendi iradesi ile bir sonuca varmasını umuyorum. Çünkü değişen bizim anayasamız. Evet ya da Hayır sonucunda kazanan veya kaybeden oradaki partiler değil halkın ta kendisi olacaktır. Hangisi size yakın geliyorsa ona göre cevabınızı verin. Sempatizanı olduğunuz partinin zorlaması olan cevabı değil…

Ağlama duvarı

Bugün biraz iç karartıcı olcak sanırsam yazcaklarım. Ağlama duvarına çevireceğim burayı.

İlk tepkim TTNET’e. TTNET limitsiz tarifleri kaldırıyormuş. Bundan sonra bütün internet tarifeleri kotalı olcakmış (Limitsiz internet paketi de kotalı sayılır). Nasıl mantıktır ki bu şimdi? Resmen internetten dosya indirmemize mani olmaktan başka bir düşünce ile yapılamaz bu. Video izlemeye mani olmak isteseler kendilerini baltalamazlardır heralde. Ne alaka diye bir an kendinize sorucaksınız ama olay şudur ki; Tivibu. Kendileri internetten televizyon izleme olanağı sağlıyorlar ama internet hizmetine kota koyup ordan da voleyi vurma çabası. İnsanlar bir yer iki yer ama üç de ben mal mıyım deyip Tivibu üyeliklerini iptal ederler mantıken. Ben televizyon izlicem diye benim internet hızımın 512 kbit’ye düşmesini istemem.

Düşündük taşındık ve apartmana genel bir 8mbit bağlantı alıp, tüm apartmanın ortak kullandığı internet olayı da var. Bunlara mani olmak isteseler diyeceğim ama gene mantıklı gelmiyor. Çünkü normal kullanıcılarını baltalıyor bu sistem. Tamamen ticari ve zaten kötü bir internet servisi sunan bu firmanın iyice nefret duyulan bir hale gelmesini sağlamaktan başka bir şey değil. Teknolojik olarak gelişen dünyada en pahalı interneti bize geçirdikleri yetmezmiş gibi, bir de bu hizmete sınır getirmek çirkin bir yaklaşım. Hoş bu arada internet hızları da 3 katına çıkacak ama hızı arttırmak demek bilgisayarınıza daha kısa sürede daha çok dosya indirmeniz demek olduğundan işlerine gelen bir durum bu da. (İnternette izlediğiniz her video, girdiğiniz her site, baktığınız her resim size dosya indirme olarak geri dönüyor. Haliyle kota dolumu olarak.)

Yeni tarifelere buradan ulaşabilirsiniz.

İkinci sıkıntı ise İETT’nin akbil uygulaması yerine yeni akıllı kart uygulamasına geçme durumu. Zamanında 20 TL’ye bana sattıkları akbili şimdi iptal edip, yerine kırıldığında hiç bir anlamı olmayan kartlı sisteme geçiriyorlar. Bilgi olarak belirteyim, şu anda akbilinizin değeri 6 TL. Evde bir akbil daha buldum, o ikisi anca bir kart parası ediyor. Neden bu değişime gerek var onu anlamadım. Bir kere akbil yükleticekken gördüğüm manzara beni baya üzmüştü. Akbilini geri iade edip, eşinin akbiline evlerine gidebilmek için 6 TL yükleten çift görmüştüm. Neyse.. Ama cidden mantıklı bir açıklamasının yapılması lazım bu tip durumlarda. İnsanların neyin neden olduğunu bilmesi en büyük hakları…

Üçünüc olay ise 12 Eylül’deki referandum. Sayın parti liderlerimiz acaba miting alanlarında neye neden “EVET”, neye neden “HAYIR” diyeceğimizi açıklıyorlar mı? Televizyondaki görüntülerde bunu pek göremiyoruz ama hala bir çok insan anayasa değişikliğinden bi’haber. Çok da derine inmek istemiyorum.

Geçen yazlığa giderken bindiğim minibüsü polis durdurdu. Dedim yetişemiyeceğim servise, taksiye dünya paralar bayılıcağım diye üzülüyordum. Ama olay kimlik kontrolü filan değilmiş. Işıkların orada mendil satan sakat bir amca vardı, onu azarlamak için polis durdurmuş minibüsü. Normalde akşam saat 17 – 19 arası izni varmış mendil filan satmak için ama akşam saat 21:00’de de orda olunca azarı işitti. Üniversitede çocuğunu okuttuğunu bile biliyorlarmış polis amcalar. Ama belli kuralların dışına çıkınca da kızıyorlar sanırsam. Ama belli saatleri olduğunu o ana kadar bilmiyordum. Ben böyle sabahdan akşama kadar ne zaman isterlerse takılabilirler filan sanıyordum. Genelde de yoğun saatleri tercih etmeleri onların kendi düşünceleri filan sanıyordum. Bunun bile kuralı varmış…