Bu nasıl bir yaz? Bu konserlere para mı yetişir?!

Benim yazı yazamadığım bu uzun süre zarfında arka arkaya konserler açıklandı. Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Iron Maiden resmi bir şekilde Sonisphere 2011 etkinliği altında açıklandı, biletler satışa çıktı. Mekan olabildiğine kötü de olsa insanların mutluluğuna pek etki etmeyecek gibi. 19 Haziran Pazar günü, tek günlük bir festival gerçekleşecek Maçka Küçükçiftlik’de. 150 TL normal bilet fiyatı. Sahne önü ise 295 TL. Tabi bu fiyatlar kandırmasın sizi, çünkü işlem bedeli bilmem ne bedeli diyerek bir 30 TL’ye yakın geçirme söz konusu Biletix’den. Festivalin diğer grupları ise Mastodon, In Flames, Alice Cooper ve Slipknot. Geçen sene ki Sonisphere’da Stone Sour vardı bildiğiniz üzere. Corey Taylor ve Jim Root’un ikinci ziyareti olacak Türkiye’ye ama Slipknot’ın ilk konseri. Benim en çok canlı izlemek istediğim ve canlı performansları süper olan bir grup Slipknot. Keşke daha önce gelselerdi diye içimden de geçirmiyor değilim. Çünkü son albümleri eskiler kadar çılgın ve deli değil. Daha olgunlaştıkları için şarkıları da etkileniyor haliyle. İlk iki albümün tadını hiç bir albümlerinden alamadım. Ama umuyorum hala o güzel eski şarkıları ile şov yapıyorlardır. Festivalde 18 yaş sınırı olmaması benim için pek hoş olmadı açıkçası. Belli bir yaşın üstü her zaman konserlerde daha iyi bir ortam sağlıyor. Tecrübe ettim ki böyle bir hoş olmayan şeyler söylüyorum. Bunun dışında da mekan hakkında hiç güzel şeyler duymadık. Hem ses sisteminin başarısızlığı hem de mekanın ufak olması yüzünden. Daha önce yüzbinlere konser vermiş Iron Maiden’ı 10 bin seyircinin önüne çıkarmak hakaret gibi bir şey olsa gerek. Organizasyondan da siz önce orayı doldurun sonra bakarız tavırları cidden rezalet. Hani her sene olan bir konser olsa sanırsam çoğu insan tepki gösterip bir bilet bile almaz. Ama durum böyle olunca yapacak pek bir şey yok.

Veee yeni alkol yasasının vurduğu talihli festival Efes One Love Festival oldu. Festivalde 24 yaş sınırı var. Geçen sene olduğu gibi santralistanbul’da gerçekleşecek festivalin ilk açıklanan grupları Suede, Editors, Cake ve Nneka. 2-3 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde benim için öne çıkan grup kesinlikle Suede. 2010 yılında best of çıkaran grup, albüm tanıtım turnesinde ülkemize geliyor. Biletler daha satışa çıkmadı ama para yeter umarım.

Grupların açıklanmayıp, biletleri satışa çıkan bir festival olacak 16-17 Temmuz tarihlerinde. Geçen sene Sonisphere’ın altında ezilince bir sene ara verilen Rock’n Coke 2011 festivali bu sene yeniden bunca festival cümbüşünün içinde geri dönüyor. Resmi bir açıklama gelmese de Motorhead’in resmi sitesinde Türkiye konseri yazıyor. Seneler önce konseri açıklanmış ve toplam 15 bilet filan satınca grup Türkiye’ye baya kızmış. Sanırsam ilk konserleri olacak Türkiye’deki. İnsanlara acımıyor kimse. Bu kadar parayı nereden bulacak bu kadar insan. Ayrıca söylentilere göre ki baya sağlam duyumlarmış, Limp Bizkit de Rock’n Coke kapsamında Türkiye’deki ilk konserini verecek gibi. Son albümlerinin hepsi bana göre çöp olsa da ilk iki albüm için gidilebilir bir konser. Canlı performansları baya iyi ama dediğim gibi bu kadar festivale para mı dayanır?

Bunların dışında Türk Telekom Arena’da Bon Jovi konseri (Iron Maiden festival kapsamında geliyor ve ufacık bir yere tıkıştırırken insanları, tek bir grup için koskoca stadı ayarlamak cidden akıl dolu bir hareket. Organizatör kişileri sanırsam bu ülkenin sadece Metallica mı dinliyor sanıyor?) 8 Temmuz Cuma günü gerçekleşecek. Bunun dışında 18 Mayıs Çarşamba günü Deep Purple konseri var. Artık sık sık ülkemize gelen bir grup oldu kendileri. 24 Haziran’da İstanbul, 25 Haziran’da İzmir’de olmak üzere ülkemizde iki konser verecek olan James Blunt dışında geçen hafta sonu açıklanan ve 20 Haziran’da (Sonisphere’dan bir gün sonra) Amy Winehouse konseri de resmen açıklandı. Bunların dışında Blind Guardian, daha önce yazdığım gibi Maroon 5, Echo and the Bunnymen, Roxette, Tinderstick, The Charlatans ki şimdi Biletix’in sitesine baktım, asıl Interpol geliyor. Onun mutluluğu ile ne yazacağımı da unuttum. Bence en güzel haber bu. Maçka Küçükçiftlik bu sene baya dolu dolu geçecek. 1 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek konserin fırsat biletleri 45 TL. Bu fiyata Interpol. Daha ne isteyeyim.

Ve son olarak 10 Temmuz Pazar günü Judas Priest’in son turnesinin Türkiye ayağı var. Whitesnake ve Pentagram’ında sahneye çıkacağı konser Judas Priest’i son kez canlı görme şansımız olacak. Haliyle son kez hacı olmayanlara hacı olma fırsatı olacak. Böyle bir efsaneyi sadece iki kere izleyebilmek gerçekten üzücü. En azından benim için. Ama konserden umudum şu olacaktır ki Touch of Evil’i canlı olarak izlemek için son şans. Bir önceki İstanbul konserinde böyle bir şey olmamıştı. Baya hayal kırıklığı idi ama konser genel olarak süper ötesi idi.

Sanırsam Türkiye müzik piyasası için inanılmaz bir yıl. Aynı yıl içinde hem Iron Maiden hem Judas Priest izlemek hayal edilemeyecek bir şeydi. Üstüne Bon Jovi, Slipknot, Alice Cooper, Interpol ve diğerleri… Vay be…

Türkiye’nin izleyebileceği en iyi sahne şovuydu: Rammstein

25 Haziran Cuma günü saat 21:00’da BJK İnönü Stadyumu’nda orada olanların unutamayacağı mükemmel bir konser / şov vardı. Tek günlük bilet için 270 TL (Sahne önü) vermek mantıklı mı diye kendime sorarken, en başta acımıştım. Ama gördüm ki her kuruşuna değermiş.

Sonisphere Festivali’nde gerçekten izlemek istediğim iki grup vardı. Biri Rammstein (orta okulda Almanca eğitim alırken keşfettiğimiz ve sözlerini anlamaya çalıştığımız grup, daha sonra hayranı olduğumuız gruba dönüştü), diğeri de Corey Taylor ve Jim Root’un içinde bulundukları Stone Sour (Bilmeyenler için belirteyim; Corey Taylor Slipknot’ın solisti, Jim Root ise gitaristlerinden bir tanesi). Alice In Chains ise benim için güzel bir bonus, Pentagram ise bonusun bonusu idi.

Saat 16:00 gibi içeri girerken sadece sahne önü girişinde sıra olması “paramızla rezil mi oluyoruz yoksa?” diye düşündürmedi değil beni. İçeri girdiğimizde Stone Sour’a yetişmenin rahatlığı vardı. Kendimize yer edindikten sonra yavaş yavaş, adım adım önlere doğru ilerlemeye başladık (Rammstein’dan önce 3. sıraya kadar gidebildik. Tabi konser esnasında değişiklikler oldu). Stone Sour, kendinden bekleneni yaptı ve seyirciyi coşturdu. Corey Taylor gerçekten işini bilen biri. Seyirciyi şarkı aralarında hep coşturdu ve iletişimini ihmal etmedi. Konserin sonlarına doğru “burada çok güzel konserler olacak belki ama asıl bizi birleştiren ve bizim burda olmamızı sağlayan şey müzik ve müzik bizi özgürleştirir” açıklamaları gerçekten hoştu. Umarım seyirciden memnun kalmıştır ve lanet Slipknot’ı Türkiye’ye getirir.

Stone Sour’dan sonra Pentagram sahne aldı. İlk yarım saatlik dilimde Murat İlkan’ı göremedik. Önce Dio’ya saygı edasında tribute yaptılar. Daha sonra Ogün Sanlısoy vokal olarak geldi. Son yarım saatte ise de Murat İlkan geldi ama ayakta zor duruyordu. Zaten kendisininde son konseriymiş rahatsızlığından dolayı. Ama inanıyorum ki çok güzel bir uğurlama oldu. Son şarkıda Ogün Sanlısoy’un süpriz yaparak, kendisi ile düet yapması ve “Bir”i söylemeleri bence çok anlamlıydı.

Pentagram’dan sonra Alice In Chains sahne aldı. Çok fazla şarkılarını bilmememe rağmen çok eğlenceliydi. Ama ülkeniz ve şehrini çok güzel söylemleri pek samimi gelmedi bana. Sanki demek zorundaymış gibi bir hali vardı ama grubun performansı başarılıydı.

Saat 20:00’da Alice In Chains bitti ve büyük şova bir saat kaldığında sahnenin önüne siyah kocaman bir perde indi. Herkes tabi hayal kırıklığına uğramış olsa da o perdenin arkasında neler olduğunu tahmin edebiliyorduk. Büyük şov için hazırlıklar başlamıştı. Perdenin arkasında bir ışık filan gördüğünde insanlar gerçekten heycanlanıyorlardı. Hazırlıklar bittiğinde ve Rammstein, Rammlied şarkısına girdiğinde o siyah perde hala ordaydı ama seyirciler coşmuştu. Yaklaşık 1-2 saniye sonra siyah perde indi ve devasal bir Almanya bayrağı ile burun buruna geldik. Bu senenin konsepti buydu. Till Lindemann konser boyunca hiç konuşmadı belki ama inanılmaz bir tiyatro sergiledi. Grup, ülkesinde ne şov yapıyorsa, burda da aynısını aynı performans ile yaptı. Bir çok ülkemize gelen ünlü gibi baştan sağma bir şov yapmadılar. İş ahlakı böyle birşey olsa gerek.1.5 saatlik konse boyunca hiç bir şarkı boş geçmedi. Hepsinde bir aksiyon vardı. Ya alevler saçıldı, ya bir şeyler patladı. Benzin şarkısında sahnede adam bile yakıldı. Bazı kişilerin bunu gerçek sanması epikti. Klavyecinin küvet olayı ve sonradan giydiği kıyafet ve bu olaydan sonra devamlı koşu bandında yürüyerek klavye çalması eğlenceliydi. Son dönemde klibi ve sözleri ile çok tartışılan “Pussy”de ne yapacaklarını merakla bekliyodum. Hepsi birden öne gelince, dedim heralde hepsi çıkarıcaklar, göstericekler. Klipten sonra bunları beklemek normal yani. Hoş, öyle bir şey olmadı ama şarkının sonuna doğru, sahnenin solunda duran ve siyah muşamba ile sarılı şeyin ne olduğunu ve ne amaçla orda durduğunu anlamış olduk. Ön sıralarda (yaklaşık 5-6 sıra) olanlar çok güzel bir köpük banyosu yaptık (Köpük olduğuna inanmak istiyorum). En son önümü görmüyordum köpükten ki bir de üstüne konfeti atılınca yapış yapış olduk. Anlayın artık… Ama fazla ıslak kalamadık tabi, hemen bir alev şov ve gene yanan suratlarımız… Gerçekten mükemmel ve unutulmaz bir konser ya da müzikal oldu. Böyle dememin sebebi kesinlikle grup elemanlarının şarkılarının temalarına ya da şovun gereği çok güzel oyunculuk sergilediler. Konserin sonunda Till’in “Çok Teşekkürler”, demesi de bence ince bir detaydı. Konser sonunda da seyircinin önünde diz çökmeleri gönülleri fethettirdi diye düşünüyorum. Umarım bir dahaki sefer arayı bu kadar açmazlar ve tekrardan daha uzun bir konser için ülkemize gelirler. Rammstein’ı sevmeyenleri bile kendilerine hayran bırakan ve bir tek olumsuz yorum almayan konser hakkında bir de hayranlarının duygularını hayal edin…