Paris’te alternetif eğlence parkı: Parc Asterix

Park-Asterix

Paris denince akla gelen ilk simgelerden biridir Disneyland. Ünlü Mickey Mouse, Goofy, Donald Duck ve diğerlerinin mekanı Disneyland’a çok güzel bir alternatif var Paris’te: Parc Asterix (GeziVia sitesine hazırladığım yazıdır)

parc-asterix-map

Disneyland’a gitmiş veya “çok çocukça yea”(!) diye düşünenler için Parc Asterix çok güzel bir alternatiftir. Parkın teması adı üzerinde Asterix ve hikayeleri üzerine kurulmuş. Parkta altı konsept var; Mısır, Roma İmparatorluğu, Galya, Vikingler, Antik Yunan Çağı ve Zamanda Yolculuk.Parkın içindeki eğlence aletleri ise Disneyland’a göre daha extremendir.  Şanslıysanız içeride Romalıların skeçlerine de denk gelebilirsiniz.

parc-asterix-l-egypte-et-oziris

Şiddetle tavsiye edebileceğim atraksiyonların başında iki sene önce açılan Oziris var. Bu adrenalin patlamasını en önde yaşamanızı şiddetle öneririm (En ön için ayrı bir sıra oluyor). Klasik roller coasterların tam tersine raylar üstünüzde ve ayaklarınız havada asılı kalıyor. Taklalar, burgulardan öte sisin içine bilinmeze girdiğiniz tünel muazzam.

parc-asterix-goudurix

Bunun dışında bir diğer rollercoaster önerisi Goudurix. Tabi ki Oziris’ten sonra hafif gelecek atraksiyonun da en önü için ayrı bir sıra var. Normal roller coaster sınıfında olan Goudurix’te en acımasız kısım üç burgunun üst üste geçildiği nokta. Korkutucu gelmesin, inanın çok rahatlıyorsunuz.

Oziris ve Goudurix dışında tam 30 tane farklı atraksiyon mevcut parkta. Benim önerebileceklerim ise şunlar: Le Grand Splash, Tonnerre de Zeus, Le Défi de César ve La Trace du Hourra.

Etkinliklerden de her ne kadar taraftarı olmasak da Yunus şovu gerçekten başarılı. İnteraktif bir şov olan La Légion Recrute‘yi de izlemenizi tavsiye ederim.

White Tour BusParc Asterix, Paris’in 30 km kuzeyinde kalıyor. Araba ile gitmek dışında Carrousel du Louvre’dan direkt parka giden otobüse (shuttle) binebilirsiniz. Otobüs sabah 9:00’da Paris’ten parka gitmek için kalkıyor. Paris’e dönüş için de parktan akşam 18:30’da kalkıyor. Son ve en çok tercih edilen gidiş ise metro ile Paris-CDG Havalimanı’na (Terminal 1-3 istikametine giden tren ile)  gidip, oradan parka giden otobüslere binmek. Trenden indikten sonra bir üst katta Parc Asterix’in gişesi buluyor. Oradan park biletinizi de alabilirsiniz. Sonrasında sizi otobüslere yönlendiriyorlar. Sabah 9:00’dan akşam 21:30’a kadar her yarım saatte bir otobüs kalkıyor.

Asterix ve extreme ortamları sevenlere şiddetle tavsiye ederim. Daha önce Paris’e ve Disneyland’a gitmiş kişiler içinde çok güzel bir alternatif Parc Asterix.

 

Yeni Taksim Meydanı

Taksim Meydanı yeni yüzü ile karşımıza 240 gün sonra çıkacak. Çalışmalar başladı, bir kısmı trafiğe kapatıldı. İnsanlar çıldırma seviyesinde, yayalar yürüyemiyor bile. Projeyi herkes gördü, etti. Benim başka bir sorum olacak projeyle ilgili. Taksim Meydanı’nın trafiğe kapatılıp tamamen yayalara bırakması bir düşüncedir. Katılan olur, katılmayan da. Sorum şu: Dünyadaki diğer metropollerin kaçında ve hangilerinde merkez, ana meydanlar trafiğe kapalı ve yayalara özel?
Görmediğim şehirlerden Moskova, gördüklerimden de Prag… Bunlardan başka bilmiyorum.. Vardır veya yoktur ama şunu söyleyebilirim; Paris, Madrid, Barcelona, New York ve Viyana’da trafiğe açık. Viyana’nın olmayan yerinde kocaman park var. Bir de Floransa’nın bir kısmı kapalı olabilir.

Eğer bir meydan trafiğe kapalı olacaksa park yapılır, yeşilliğe büründürülür de manası olur. Bizde maalesef ki böyle değil. Eski kışla ve düz beton yapmak için trafiğe kapatılıp, yayalara bırakılıyor. Etkinlik alanı olarak mı düşünüyorlar yoksa Taksim’e daracık yollardan girecek yayaları olası eylem ve mitinglerde daha rahat kontrol etmek için mi onu da göreceğiz. Bana soracak olursanız kesinlikle ikinci seçenek…

Bir garip şehir

Bir kaç gün önce metrobus ile eve dönerken köprüden gördüğüm manzara düşüncelere dalmama neden oldu. İstanbul’un genel sorunu yerleşim plansızlığı. Konu bu aslında. Şöyle bir bakınca 4 tane yakın binanın çoğu zaman aynı tarafa bakmadığını görebiliyoruz. Hiç mi estetik kaygısı olmuyor insanlarda yaparken anlamıyorum. Aklımız fikrimiz parada. Binaları geçtim aynı bölgedeki upuzun gökdelenlerin ikisi anca aynı yöne bakıyor. Onlarda aynı firmaya ait olduğu için. Yoksa onların da alakası yok. Şu meşhur New York’u filmlerde tepeden gördüğümüz zaman binaların düzenini görüyoruz. Hani hiç yurt dışında bir yer görme imkanı olmayan bir kişi en azından izlediği filmlerden görmüştür diye bu örneği veriyorum. Bugün yolda da şehir planlama ile ilgili bir uluslararası kongre olduğunu gördüm. Şaka gibi. Artık düzeltilebilecek bir yanı olmayan bu şehirde hatta bu ülkede neyine bu kongreyi düzenliyorlarsa anlamadım. Anlayan biri varsa anlatsın lütfen. Bunun şimdiki yönetim veya bundan önceki ile hiç bir alakası yok tabi ki de. Bu ileri görüşü olmayan on yıllar önce yozlaşmış yönetim biçiminden dolayı. Sömürücü ülkelerin bizim içimizi karıştırmaya başladığı dönemden beri. Halen aklımız başımıza gelmedi, bu yönde hızla devam ediyoruz. Hoş gecekondulara elektrik, telefon vs bağlayıp sonra da yıkmaya geldik kardeşim evi boşaltın diyen bir mantıktan pek yaratıcı bir şey de beklenemez. Bir kaç örnek vermek gerekirse; Londra’da binaların dış yapısı yüz yıllardır aynıdır. Ve farklı bir yapı yapmak bu tip binaların bulunduğu muhitlerde yasak. Londra dışında İspanya’da kendi gördüğüm sistem de şuydu: Yıkılıp yeni bir bina yapılacak yapının dışına özel bir koruma yapılıp dış yapı korunuyor. Sadece iç kısım yıkılıyor ve yeni yapı eski dış yüzeye entegre yapılıyor. Bu sayede binalar klasik görünüyor ama içleri gayet modern ve kullanışlı oluyor. Yeni gökdelen tarzı iş merkezleri ya da dışı da futuristik binalar yeni yerleşim yerlerine, şehrin uzadığı yerlere yapılıyor. Tabii şehrin eski blok yapısı korunarak, düzenli olarak. Bu sayede blok sistemi korunuyor ve şehirde bir düzen oluyor. İstanbul’da bu da yok. Yeni yerlerde dağınık ve düzensiz. Her bina farklı renkte. Binalarda bazı dairelerde balkonlar kapalı bazıları açık. Her panjur ya da pencere yapısı da aynı değil. Fransızların bulduğu yönetimi çok eleştirmiştim ama şimdi çok mantıklı gelmeye başladı. Avrupalı da balkon kültürü yok, bunu hepimiz biliyoruz. Fransız balkonu denen var ile yok arasında bir balkon yapısına gülüp geçiyordum ama bu sayede kapalı – açık balkon olayına mani oluyorlar. En basiti kendi oturduğum apartmanda bile balkonlar, panjurlar hep farklı durumda. Devlet yasaklamıştı zamanında ama sallayan olmadı tabii ki de. Şimdi durum ne bir bilgim yok.

Dünya da isim yapmış çoğu yer düzenlice büyürken bizim şehrimiz ise daha karmaşık hal almaya devam ediyor. Farklı yapacağız, reklam yapacağız diye daha renkleniyoruz. Hatta şehrim içinde ki her boş alana kocaman binaları dikiyoruz. Altyapı kaldırır mı? ya da trafik sorunu oluşur mu? Bu insanlar nasıl buralara girer, çıkar? kimsenin umrunda değil. Optimum’un yapılış süresi ve bittikten sonra da otoparka giriş yüzünden artık D-100’ün o kısmı iflah olmaz bir hale geldi. Ataşehir aynı şekilde. Yolları o kadar insanı kaldırmıyor ama hala her boş yeşilliğe koca koca binalar. Sonra yaptım oldu! oluyor. Kafalar süper çünkü.

Ümitli olmak istiyorum, şehir güzelleşsin istiyoruz ama nedense bu konu hakkında pozitif düşünemiyorum. Umarım yanılırım…