Velociraptor!

Kasabian yeni albümle geri döndü. “Velociraptor!” isimli albümü ilk dinlediğimde ciddi beğenmedim. Ama albüm dinledikçe güzelleşen tiplerden çıktı. Dün radyoda Days Are Forgotten’ı yeniden dinleyince baya hoşuma gitti. Sabah da yeniden dinleyince albümü hoşuma gitti. Yalnız bir önceki albüm “West Ryder Pauper Lunatic Asylum”den daha farklı geldi bana. Biraz daha özlerine dönmüş gibi. Yalnız Re-Wired ve Days Are Forgotten baya güzel şarkılar. Dinlemenizi öneririm.

Cuma günü de NTVSpor’un böyle aşırı şişirdiği milli takımda çok sağlam patladı. Daha da şişmez, şişmesinde. Şu an bana göre dünyanın en iyi takımı Almanya. Şansları İspanya’nın döneme damga vurması ve kazanma işini iyi yapmaları. Yediğimiz gollere bakıyorsun, hepsi kişisel hata. Milli takıma alınan ve ilk 11’e konan adamın son adamken yediği çalıma bak. Yakınına takım arkadaşın gelmiş  sen hala boş alanı iyice boşaltıyorsun. Adamlar hızlı oyun oynuyor teknik ekip denen kafalar ağır adamı defansa koyuyor. Burak pozisyon bulamıyor, çünkü adamların defansı hızlı. Ya bizim? Volkan sakatlanıyor, yerine Fenerbahçe’de son iki sezonda üç maça çıkmış adam alıyorsun. Oğuz Çetin denen adam fanatikliğini artık bir kenara bıraksa da ülkesini düşünse ya. Ülkede kaleci mi kalmamış?  Gruptan çıksak play-off turunda kim gelse ve biraz kassa bu milli takımı rahat eler. Kafalar iyice geriye gitti gene. Yabancı sınırlamasını serbest bıraktın şimdi altyapı iyice patlar. Altyapılardaki oyuncuları a takıma alıp 2 maç kötü oynadı mı satıyorlar. Sonra altyapı yok. Olmaz tabi. Kafan yok ki altyapı da olsun…

TRT hangi kafalardasın?

Genelde iftardan sonra TRT’de haberleri izliyoruz, çünkü diğer kanallarda haber adına pek bir şey olmuyor saat yüzünden. Uzun zamandır bu kadar çok TRT izlememiştim, pek haberim yoktu ne oluyor ne bitiyor ama cidden çığrından çıkmış artık olay. Hele ki dünkü yayını görünce iyice koptum. Suriye’deki olayları anlatıyor ve devlet televizyonun isyancılara karşı nasıl propaganda yaptığını anlatıyor. Küçük bir kız çıkarıyormuş da ona bir şeyler anlattırıyormuş, muş muş… Sonra ülkemizdeki haberlere başlıyor ve oda ne!? Bu nasıl bir ironidir? Direk orada anlattıklarını kendisi yapıyor. Süperdi… Aslında generallere karşı tutuklama haberlerini 5-10 dk arası yapıp, şehit haberine 30 sn ayıran devlet televizyonundan da pek farklı bir şey beklenmezdi herhalde. Eskiden böyle şeyler bilmezdik biz ama artık direk propaganda kanalına dönmüş. Günaydın bana belki ama bu kadarını beklemiyordum ben yani. Uçmuşlar iyice… Vah vah… Evinde hala sırf TRT izlemek de olan insanlar var bir de. Onları düşünmek dahi istemiyorum. Hipnoz modunda zombiye dönüşmüşlerdir bile… Fanusta yaşayan Amerika halkı derken, bizimde pek farkımız kalmamış. En güzeli ise şu tutuklanan askerden bahsederken, devletin kahramanlık hikayesiymiş gibi olayların anlatılması ve “Ya ordu alırsın kafana işte böyle” triplerindeki metinler…

Buradan NTVSpor.net’e bakıyoruz. Orası da ayrı kafalarda, ne yaptığı belli değil. Arda Turan açıklamalar yapıyor. Uçağa biniyor. Madrid’e indi. Otele gitti. Çişini yaptı. Kızları kesti. Sinem’i aradı. Bu ne arkadaş? Adam bindi gitti, bitti işte. Nasıl bir mantık bu ya? Haber mi kalmadı da adamın her hareketini manşetlere taşıyorsunuz. Çok komikler ya. İnsanlar eleştiriyordu saçmalıyorlar diye, pek inanasım gelmiyordu ama cidden saçmalıyorlar.

Güvenilir haberi nereden bulacağız peki? Günün sorusu da bu olsun…

Biri beni uyandırsın…

Bu bir rüyadan başka bir şey olamaz. Ötesi yok yani. Sabah Ntvspor.net’te gördüğüm haber beni öyle bir sarstı ki hala kendime gelemedim. Başka bir şey düşünemiyorum şu an. Ortaokulda her fırsatta maçını izlemeye çalıştığım, dergilerden, gazetelerden fotoğraflarını kesip albümler yaptığım Allen Iverson Beşiktaş’a transfer oluyor.

Haber ilk çıktığı zaman, yani Iverson’un adı Beşiktaş ile anıldığı zaman gene asparagas haberler yapılıyor dediydim. Ama şakası bile insanı heycanlandırmıştı. Üstüne Beşiktaş’ın isminin Iverson ile anılması olağanüstü bir durumdu. Günler geçti, Beşiktaş’ın teklifi Iverson’a ilettiği haberleri çıktı. Bana hala olmayacak bir şey için çırpınıyoruz gibi geliyordu. Ama o gün geldi çattı ve Allen “The Answer” Iverson’ın menejerinin Beşiktaş’ın teklifini kabul ettiği ve sözleşmeyi göndereceklerini açıkladı. Bu bu bir rüyadan öte bir durum. Hala birinin beni uyandırmasını bekliyorum.

Babam seneler önce (ben orta okuldayken) Amerika’dan bana basketbol ayakkabası getirmişti. Reebok mı almış ala ala dedim. İstemeye istemeye giydim. O kadar küçük görmüşüm ki ayakkabıyı, incelememiştim bile. Sadece altındaki hava bölmeleri ilgimi çekmişti. Bir gün ayakkabıyı giyerken dilinde yazan yazı dikkatimi çekti. Dikkatli bakınca orada IVERSON yazdığını gördüm. İnanamamıştım. Iverson için yapılan ilk I3 modeliymiş meğersem. Üstüne anneannemin Amerika’ya gittiğinde getirdiği 76ers Iverson forması kendimi fena kaptırmama sebep olmuştu. O zamanlar Kanal D’de yayınlanan NBA maçları ve NBA Actionlar da her hafta Iverson’ın hareketlerini izlerdik. Hele ki hayranı olduğu Jordan ile  ilk one on one pozisyonunda onu geçip basketi atması, inanılmazdı. Tüm salon ayağa kalkmış ve Iverson’ı desteklerken, diğer oyuncularda hafiften kenara çekilmişlerdi. Çaylakken bunu yapmış olması kariyerinin de nasıl gelişeceğinin bir sinyali gibiydi. NBA finalinde Lakers’a karşı çıkardığı oyunda hala hafızalardadır. Belki de tek şansızlığı 76ers’dı. En iyi ve zirvede olduğu dönemde tek başına bu kadarını yapabildi.

35 yaşında olduğunu ilk duyduğumda da şaşırmıştım. “O kadar oldu mu be?” olmuştu ilk tepkim. Ama Iverson 35 yaşında olsa ne olur 40 yaşında olsa ne olur. Iverson sonuçta. Hele ki bir de Beşiktaş’a geliyor olması, benim için uyanamayacağım bir rüya gibi bir şey. Hoş disiplinsiz hareketleri ve özel hayatı yüzünden belkide burada da tutunamayacak ama sonuçta o formada isminin yazması bile yeter. Türkiye’ye gelmesi kendi açısından üzücü olsa da benim gibi küçüklüğünü onunla yaşayan biri için anlatılamaz bir durum.

Not: İmzaya kadar bekleyecektim ama dayanamadım. Eğer son dakikada bir mucize olup anlaşamamış olunsa bile şu an bu yazıyı bana yazdırabilmeleri bile inanılmaz bir olay.

Vay vay vay projeye bak!

Bu sabah çok efsane bir haber gördüm. Dallas dizisi geri dönüyormuş. Ee her şeyin remake’ini yapıyorlar, onunda yapmazlarsa ayıp olurdu. Tabiki çoğu remake gibi ne tutucak, ne de güzel olacaktır ama işte yapmadık demiyelimin bir örneği. Yeni Dallas’da Kiefer Sutherland, Josh Holloway ve Jennifer Love Hewitt’in oynaması planlanıyormuş. Kadro şukela olacak ama ya gerisi?… Bakarsınız Cesur ve Güzel ile Yalan Rüzgarı’nında remakeleri çekilir. 7 ceddimiz aynı şeyleri izleyerek yaşlanır.

Pazar günü sabah saat 10:10 gibi IKEA’ya gittik. Gitmeden önce de heralde ilk biz gideceğiz diye düşündüm ama durum hiç öyle değildi. Ben hayatımda bu kadar kalabalık görmemiştim yemek katını. İnsanlar yememiş içmemiş oraya gitmiş sanki. İçecek kısmı görünmüyordu sıradan filan. Orda kahvaltı etmeyi düşünseymişiz yandıydık. Yalnız her gittiğimdeki gibi herşeyi alasım geldi. Ev kurasım geldi böyle. Bayadırda gitmiyordum, unutmuştum bu düşünceleri ne güzel.

Yapı Kredi Yayınları’da e-kitap olayına idefix ile girmiş, hayırlı olsun. Gayet de güzel kitaplarla girmiş hemde. Normalde kitap okuyacak vakit pek bulamadığımdan hala Dava’yı bitirmeye çalışıyorum. Bitince yeni kitapları alacağım. 80 TL’lik kitabı 40 TL’ye alabilmek güzel olacak. Artık kitap sayıları artsın diyorum ama bakalım.

Geçen haftalarda Maret ile Burger King’in olayı malumunuz gündemdeydi. Tonlarca et bakteriliymiş, Burger King bunları Maret’e geri iade etmiş, Maret ise bunları imha etmişmişmişmiş. Böyle gidiyor hikaye. Amma velakin imha edilen etlerin bir kanıtı yok. Asıl bomba bu. Belki piyasada, belki cidden imha edildi. Kafada bi’ ton olay var zaten bir de bakterili et çıktı başımıza. Bunların üstüne geçen hafta (Burger King’in en büyük rakibi ve benim sevmediğim firmalardan biri)  McDonald’s’ın inanılmaz akılcıl hamlesi olan reklam filmini gördüm. Adamlar pazarlamayı çok iyi yapıyorlar. Rakibin zayıf noktasından vurup, hem taze sebze, hem taze et kullanıyoruz temalı, müşteriye güven aşılayan reklam filmi başarılı olmuş. Sevmesek de saygı duymak lazım.

Ve gelelim haftanın kazananı ve gurur kaynağımız Kenan Sofuoğlu’na. Adam ikinci kez Dünya Supersport Şampiyonu oldu (İlkini 2007’de kazanmıştı). Helal olsun valla. Geçen haftaki oyunlara rağmen, tokat gibi cevabı ile bazı rakiplerinide mutsuz etti. Ama sonuçta biz Türkler gurur patlaması yaşadık. NTVSpor’a verdiği bir röportajda bu sene artık son kez Supersport’da yarışmak istiyorum, başka bir klasmana geçmek istiyorum diyordu ama bakalım ne olacak. Takımının (HANNspree Ten Kate Honda) bu konuda anlayış göstericeğini de söylemişti. İki kardeşinide motor kazasında kaybeden Kenan Sofuoğlu’nun bu sevdadan vazgeçmeyerek üstüne gitmesi cesaret işi bana göre. Umarım bizi daha çok mutlu eder.

Son olarak da bugün gördüğüm bir haberi paylaşayım. Antalya’nın Side Belediyesi’nde adamın teki markete girer girmez, önce reyondan ürün seçen bir müşterinin boğazını kesiyor. Üstüne market sahibine bıçakla saldırıp, onu bıçaklarken bir müşteri hemen olaya müdahale etmeye çalışıyor. Ama sanırsam oda yaralanıyor, bunlar olurkende yaralanan market sahibi tabancasını çıkarıp saldırganı vuruyor. Film gibi inanılmaz bir olay cidden. Buradan olayın videosunu izliyebilirsiniz. Korkum şu ki -adam ölmemiş bu arada- adamın aklı dengesi yerinde değil filan diye az tutarlar içerde ya da salıverirler. Film diye internete koysan yer. Vay be…