Dünya Derbisi (!)

Dün maçın özetini izlerken spikerin “ve dünya derbisi başlıyor!” diye haykırmasını duyunca ne yapacağımı şaşırdım. Bir kaç sene önceye kadar dünyanın en eski derbilerinden biriydi. Diğeri malum Boca – River derbisi. Dün spiker en büyük üç derbisinden birine çevirdi olayı. Tamam bu iki takımı da tutmuyor olabilirim ama kendimizi kandırmayalım. Türkiye’deki hiç bir derbi dünya derbisi filan değil. Son yıllarda zaten rezaletleri ile öne çıkmış bir derbiydi. Üstüne şunu sorsam cevap vermeye utanır insan: Bu dünya derbisi kaç ülkede canlı olarak yayınlandı? 2? 3? Arap ülkelerinden başka İspanya’da mı? Neyse ki bu sefer olay filan çıkmadı da futbol konuşuluyor maçtan sonra. Ama nasıl oldu da lanet bozuldu anlamakta mümkün değil.

Dün gece derbi dışında da garip şeyler oldu. Son yıllara Şampiyonlar Ligi’ne damgasını vurmuş Manchester United kupadan elendi. Basel’e yenilerek herkesi şaşırttılar resmen. Onların dışında Manchester City, Porto ve Valencia da yollarına Avrupa Ligi’nde devam edecekler. Gene bizim şansımıza en kazık takımlar Avrupa Ligi’nde! Bu sezon baya farklı maçlarda oldu. Mesela dün Lyon’dan umutlandık gene ama 8 olması. İlk yarısı 1-1 biten maçın son 15 dakikasına 7-1 girildi. Bir tane daha ataydılar ya! Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlıların beklentileri vardı ama sadece Fenerbahçelilerin ki gerçekleşti. Dünkü maçlar sonunda üç takım gruplarında sıfır puan çekti ve Fenerbahçe’yi yalnız bırakmadılar. Olan gene bize oldu.

Seviyorum şu İngilizleri

Geçen aylarda bir görsel yapmıştım Fenerbahçe hakkında. Malum Türkiye Kupası kazanamama yılı 29’a çıkmıştı. Esinlendiğim yer ise Manchester United taraftarıydı. Ama bu sene United taraftarı şampiyonluğa sevinirken statlarının demirbaş pankartlarından birini kaldırmak zorunda olmaları ile de içlerinde bir burukluk vardır elbet. Çünkü şehrin diğer takımı ve bu pankartın asıl kahramanları Manchester City geçen hafta kupayı kazandı. Finalde yendikleri Stoke City’li oyuncular ve taraftarlar kadar United taraftarı da bu duruma üzülmüştür herhalde. Bu arada biz neden böyle bir şey yapmıyoruz anlamadım. Ama uğursuz filan gelir, kupayı alırlar sonra üzülürüz.

İngiltere’de geçen hafta da sempati duyduğum ve filmlere bile konu olan West Ham United’ın küme düşmesine çok üzüldüm. Yetersiz teknik direktörü ile nasıl bu kadar sabredebildiler bilmiyorum. Londra bir temsilcisini kaybederken Green Street Hooligans, Cass gibi filmlere konu olan taraftarları ile düşman diyebileceğimiz Millwall taraftarı bu sene garanti iki kere sahada olduğu kadar sokaklarda da kapışacak gibi. Ligin bitmesine bir hafta kala Hammers’ın küme düşmesi garanti olunca Millwall taraftarı durmadı tabi ve West Ham teknik direktörü Avram Grant’ı kahramanları olarak ilan ettiler. Facebook’da bir sayfa bile açmışlar ve altına efsane yorumları basmışlar. Chelsea’den soğumama sebep olan bu adamdan cidden nefret eder oldum artık.

Bu arada Real Madrid’in kazandığı kupayı otobüsten düşüren Ramos’dan sonra Hollanda’da da şampiyon olan Ajax’ın kalecisi Stekelenburg da otobüsten kupayı düşürmüş. Kupaya pek benzemiyor onlarınki aslında. Bildiğin tabak işte. Neyse, taraftarlar da düşen tabağı otobüsün arkasından koşarak yetiştirmişler otobüse. İyi ki bizimkiler otobüs macerasına girmedi. Hakan Arıkan’a güvenemiyorum, düşürürdü filan sonra yıllarca dalga geçerlerdi. Haftaya da şampiyon belli oluyor. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üç de çaça! Anladın sen…

Jamie Oliver’dan City’e

Digiturk’te sinema kanallarını kapattığımızdan beri Jamie Oliver’ı izleyemiyorum. Eskiden her sabah yeni bir şey öğrenirdim. Geçenlerde siteleri dolaşırken Jamie’nin “Jamie’s 30-Minute Meals” adında bir programının olduğunu gördüm. Videolara şöyle bir bakınca, gene hayran kaldım adama. Adam 30 dakika içinde 4-5 çeşit pratik yemek yapıyor. İşten eve dönünce yapılası pratik şeyler sonuçta. İngiliz İngilizcesini abartmadan konuştuğu içinde ne dediğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bir şekilde izlemenizi tavsiye ederim. İngiliz İngilizcesi demişken (nedense bu satıları yazarken deja vu yaşıyorum) Manchester City’in geçen sezonu hakkında bir belgesel izledim. Blue Moon Rising adındaki bu belgesele altyazı bulamadım haliyle ve İngiltere’nin en zor şivelerinden biri Manchester şivesini anlamaya çalıştım. Bundan sonra Jamie’nin İngilizcesi baya kolay geldi.

Blue Moon Rising demişken; United taraftarlarının City’li taraftarlar için yaptırdığı pankart beni benden aldı. City geçen sezon itirabi ile 34 yıldır İngiltere’de kupa kazanamıyor (En son 1976 yılında Lig Kupası’nı kazandılar). Buna laf atmak amaçlı West Stand adında bir kişinin ismini verdiği Stretford End tribünü (Old Trafford Stadının batı kısmı) bu pankartı yapmış. Yukarıdaki pankart tabi eski fotoğrafı pankartın. Sonuçta 34 sene oldu artık. Zaten filmin sonunda da sayaç 34 oluyor.

Ben bundan Fenerbahçe’ye de yapılmasından yanayım aslında. Sonuçta kendiyle barışık Fenerbahçe taraftarları da artık Türkiye Kupası’nı artık alamayışları ile dalga geçebiliyor. Yaratıcı Beşiktaş taraftarına benden bir fikir olsun. Hatta yakın bir zamanda görseli hazırlamayı düşünüyorum. Dile kolay 29 sene olmak üzere bu sene de alamazlarsa ki alacak gibi gözükmüyorlar. (Hatta yaptım bile)

Bu yazıda da sızlanmazsam olmaz diye düşündüm. İngilizce, İngiltere filan derken aklıma bir şey geldi. Avrupa’ya giden herkesin dilinde döndüğünde şöyle bir cümle oluyor: “Ya yola adımını attığın an adamlar anında durup, yol veriyor! Medeniyete bak be!” ve bundan övgüyle ve keşke burada da olsa diye bahsediyor. Ama ne kadar gariptir ki bu cümleleri sarf eden insanların neredeyse %90’ı Türkiye’ye gelince bunu uygulamaktan aciz oluyor. Ee geçen gün medeniyet diyordun, ne oldu bir anda? Ülkenin havası seni yeniden eski havana mı soktu? Ne güzel başlamıştım halbuki, di mi?