Açık ara en kötü konser: Lana Del Rey

BUoN-ZjCcAEJ99ZKüçükçiftlik Park’ta cuma günü ertelenen Lan Del Rey konseri vardı. 135 TL bilet fiyatına rağmen 15 bin müziksever mekanı doldurmuştu.

Türkiye’ye ilk defa gelen Amerikalı sanatçı biraz rötarlı da olsa saat 10:15 gibi sahneye çıktı. Daha ilk şarkıda sahne önüne inerek sevenleriyle iletişime geçti. Buraya kadar her şey gayet normal, hatta seyirci ile etkileşimi de süperdi. Bu etkileşim konserin bazı anlarında tekrarlandı. Olayın garip kısmı ise saat 10:50 gibi veda ederek yine seyirci ile kaynaşmaya indi ve yaklaşık 20-25 dakika oradaki hayranlarına öpücük dağıtarak, imza vererek ve fotoğraf çektirerek geçirdi. Toplam 12 şarkı söyleyen (setlist.fm’in yalancısıyım) Lana Del Rey’in kafasının süper iyiydi. Gözler devamlı kapanıyor, sahnede ayakta zor duruyor ve yalpalanıyordu. Bu kısım bizi ilgilendirmez ama sahnedeki performansını etkiliyorsa orada isyan etmekte haklı oluyoruz. Bunca dediği güzel şeyleri de bir gün sonra hatırlamayacak olaması da cabası.

Bjork’ün son Kuruçeşme Arena’daki konseri 1 saat 15 dakika gibi çok kısa sürdü diye yer yerinden oynamıştı ki konser gayet doyurucuydu. Bunda o da yoktu. Beğenmeniz için kadına aşık filan olmanız gerekiyor. Organizatör Unifest yetkilisi ile de konuştuğumuz da bunun normal olduğunu öğrenmemiz süperdi. Çok da normal karşılamışlardı durumu. Zaten günün kazanananı bu bilet fiyatları ile onlar oldu. Bundan sonrası için Unifest’i de kara listeye ekliyoruz haliyle.

Konser sonunda memnuniyetsiz insanlarla karşılaştık fakat Lana Del Rey aşkından yanıp tutuşan insanlar arasında azınlıkta kalmıştık. Benim de beğendiğim biri de gerçekleri görmemizi engellemesi ne kadar mantıklı?

Sonunda…

Sonunda bitti. Bu cumartesi organizasyonun son günüydü ve o da bitince rahatladık. Hatta dün (pazar) gezerken, sanırsam son bir ayda ilk defa iş düşünmediğim bir gün oldu. Hatta neden işte değilim diye de kendime sorup duruyordum. 2 hafta önce halı sahaya giderken yaşadığım garipsemeyi bu hafta da yaşayacak gibiyim. “Ne işim var burada?”. İnsan bu kadar çalışmaya alışınca kendini kaybediyormuş, onu fark ettim.

O kadar uçmuşum ki dün Oscarları dağıtmışlar. İzlemediğim bir film alınca ödülü pek yorum yapamayacağım. Ama en azından görsel ödülleri umduğum filme gitmiş: Inception. Soundtrack olarak da ya Inception ya da The Social Network alsın istiyordum, onu da The Social Network almış. Ama bence gecenin en komik olayı, en iyi erkek oyuncular tanıtılırken James Franco’nun sunucu olması dolayısıyla koltuktaki yerinde değil de sahne arkasında olmasıydı. Kazansa daha komik olabilirdi. Direk sahne arkasından fırlardı.

Geçen yazı unuttum yazmayı ama şu filmlerde ilk ilişkide hamile kalma klişesinden ne zaman kurtulacağız. Hani sadece Türk filmlerinde olsa diyeceğim ki bize has bir şey. Ama durum öyle değil. Koskoca Hollywood bile bu klişeye kendini fazlasıyla kaptırmış durumda. En son Fringe’de görünce hele yok artık dedim. Bir dizimizde vardı. Kız öpüşmüyor, utanıyor filan ama sonra bir baktım kız hamile. Haha süperdi o olay ya.

Parayı gören çılgın Türk gibi Mey içki de kendisini İngiliz Diageo firmasına sattı. İsim bir şey ifade etmiyor olabilir. Kendileri Johnie Walker’ın sahipleri. Artık Yeni Rakı ve Tekirdağ’da “Keep Walking” diyecek. 2.1 milyar dolara satılmış. Bilmiyorum ne kadar mantıklı ama en azından kendi içkimiz bizden birine ait olsaydı. Çünkü o bizim yerel içkimiz. Onu da elaleme bırakmak garip geliyor. Türk birilerinin de Türkiye’ye has bir şeysi olsun istiyor insan.

Son olarak bir konser haberi daha paylaşmak istiyorum. “This Love” ile Türkiye’de tanınan ve bayağı sevilen Maroon 15 Nisan 2011 günü Kuruçeşme Arena’da sahne alacak. Yalnız bilet fiyatları çılgın. En ucuz bilet 87 TL. Judas Priest’e o fiyatlarda konsere gittiğimizi düşünürsek biraz komik bir rakam. Ben seyirci sayısından pek umutlu değilim. Evet güzel bir grup, şarkıları filan da kaliteli ama tek konser için 87 TL eder mi o tartışılır işte. Belki de içki yasası ile ilk darbe yiyen organizasyondur bu. Sponsorunun da CocaCola olması bundan dolayı olabilir.