Muhteşemsin Judas Priest!

Bu sene en çok beklediğim, en bilendiğim ama şov sonrası en çok üzüleceğim konserdi Judas Priest konseri. Sabah uyandığımdan beri içimde bir heyecan vardı. Ne zaman ki Whitesnake bitti, Epitaph perdesi kaldırıldı işte o an yerimde duramayacak haldeydim. Judas Priest’ten önce resmen odun gibi konser izledim. En sevmediğim konser tiplemesine dönmek zorunda kalmıştım, çünkü enerjiyi saklamak lazımdı. 2008 yılındaki konserde olduğu gibi British Steel tam vaktinde çıktı. Rapid Fire ile harika bir giriş yaptılar. Daha güneş batmaması biraz ortama alışmamızı etkilese de Rob Halford muhteşem performansı ile duranı bile uçururdu. Sanırsam 4. veya 5. şarkıda sesim kısılmaya başladı, boğazım kurudu ama iki saniye sahneden kafamı çevirmek istemediğim için konser sonuna kadar susuz idare ettim. Değdi mi? Çok fazlasıyla değdi. Hatta bir heavy metal konserinde gözleri dolan nadir kişilerdendim. Çünkü bundan sonra bu efsaneyi izleyemeyecektik. Turnenin de son konserini düşünmek dahi istemiyorum.

Painkiller’dan önce şunu düşündüm: Bu adamlar oturup “hadi hayvani bir şarkı yapalım” mı demişler de Painkiller çıkmış ortaya? Bateri, gitar, vokal her şey azsın, kudursun ve Heavy Metal tarihinin en hayvan şarkılarından birini üretelim. Hele ki böyle son turne diye inanılmaz motive olan bir Rob Halford ile de ekstra gaza geliniyor. Bunun dışında Breaking The Law’ın başında cidden dumur oldu seyirci ama yani konsere gelmeden önce biraz araştırsalarmış şarkının tamamını seyirciye söylettiklerini bilirlerdi. Rob’un basamaklara oturup söz sizde deyişini bile geç anladılar ama neyse ki çabuk toparladık da hemen şova bizde katıldık. Sesimin zor çıktığı anlardı ama her bir kısılan volume için bile fazlasıyla değdi. Başlarda seyirciyi eleştirmiştim ama gene de fena değildi. Şaşırdığım şey ise Blood Red Skies’da kimsenin eşlik etmemesi idi. Cidden baya az insan biliyormuş şarkıyı. Son iki haftadır sapık gibi takıldığım şarkı bu kadar mı güzel söylenir, çalınır.

Bu arada setlist:

Rapid Fire
Metal Gods
Heading Out to the Highway
Judas Rising
Starbreaker
Victim of Changes
Never Satisfied
Diamonds & Rust (Joan Baez cover)
Dawn of Creation
Prophecy
Night Crawler
Turbo Lover
Beyond the Realms of Death
The Sentinel
Blood Red Skies
The Green Manalishi (With the Two-Pronged Crown) (Fleetwood Mac cover)
Breaking the Law
Painkiller
The Hellion
Electric Eye
Hell Bent for Leather
You’ve Got Another Thing Comin’
Living After Midnight

Tabi insan son bir kez canlı olarak Angel ve Touch of Evil’ı dinlemek isterdi ama Angel of Retribution’dan Angel yerine bu sefer  Judas Rising’i söylediler ve bir kez daha Touch of Evil’ı atladılar. Ben kesin koyarlar setliste, son turne dediydim ama hayaller suya düştü ki buna rağmen kaç defa yazdım bilmiyorum ama cidden muhteşemdiler. Yılın en iyi performansıydı benim için. Keşke sahne önü alsaydık diye baya hayıflandım. İşte ay sonunda satışa başlarlarsa olacağı bu olur ama. Neyse ki yerimiz de güzeldi de çılgın bir pişmanlık olmadı. Keşke turnenin son konserini de İngiltere’de filan veriyor olsalardı da gitme ihtimalimiz olsaydı. Amerika ne ya? Siz İngilizsiniz…

Böyle daha çok şey yazmak istiyorum ama kelimeler çıkmıyor. Hala gecenin heyecanını yaşıyorum. Gerçekten inanılmazdı…

Güne üzgün başlamak

Böyle bir şiire giriş yapacakmış gibi bir başlıkla girdik ama alakası yok. Sabahın köründe Ateşehir’den dönerken bir saka arabanın önüne attı kendini. Zaten 60-70 arası bir sürat ile giderken manevra bile yapacak zamanım olmadı. Aynadan baktığım zaman kendisini yerde gördüm. Hala üzülüyorum duruma. Sevgili saka öbür tarafta bunun hesabını sorarsan bana verebilecek cevabım yok sana… Ne desen haklısın…

Beşiktaş Toyota ile sponsorluk anlaşması imzaladı bu hafta içinde. Süper oldu açıkçası. İğrenç Cola Turka’dan kurtulduk ama maalesef Ülker saçması geldi sırta. Ah o da gideydi işte alınası olurdu forma. Lanet şey sökülmüyor da. Şimdi maçlardan sonra ki geyikleri görün siz. Bayacak geyikler…

Bayadır yazamadığımın farkındayım ve mutlu da değilim bu durumdan. Yazacaklarımı unutuyorum sonra bir şey bulamıyorum. En son gazete sitelerinde sok dakika olarak lanse edilen Hilal Cebeci faciasına gözüm takıldı. Neymiş diye bakayım dedim, bakmaz olaydım. Abazan mekanı olmuş ortam. Kadın en son tesettüre girmişti, şimdi açıyor orasını burasını. Ama yurdum insanı malum sosyal medyayı dünyada en çok kullanan insan. O kadar dolu bir toplumuz ki boş boş işlerle uğraşıyoruz.

Pazar günü bir efsaneyi son kez izleyeceğiz. Eğer Heavy Metal’in bir tanrısı varsa o da Judas Priest’tir benim için. Bununla ilgili daha kapsamlı bir şeyler yazmak istiyorum ilerleyen günlerde. Böyle burada iki satırla geçiştirilecek bir konu değil bu. Umarım sahne önü Sonisphere’daki gibi kocaman değildir de adam gibi konseri izleriz.

Odamdaki tüm figürleri kutuladım. Böyle ufak tefek şeyler kaldı. Nasıl yalnız hissediyorum kendimi anlatamam. Baya baya boşaldı oda onları toplayınca. Elim gittikçe eskimiş posterleri, resimleri de yırtıyorum. Hani bir laf vardır “end of an era”. Durum da bu işte benim için. Ama şöyle bir şey de var, Spawn’ın çoğu figürü dergilerin kapakları. O kompozisyonu yeni evde çok daha güzel bir şekilde yerine getirebileceğim. Yer derdi olmayacak. Şimdi odam da sınırlı alana sığdırıyordum, artık cam vitrin hayat kurtaracak.

Gene mecliste bir yemin kargaşası yaşanırken, tüm dikkatler oraya çekilmişken, hooop futbolda şikeeee! Bak sen bu işeee! Tüm dikkatler şike davasına yoğunlaştı. Fenerbahçe küme düşecek mi? Şampiyonluğu elinden mi alınacak? Böyle sürüp gidiyor. Arkadaş ülkenin gündemi bu değil hala. Fenerbahçe’ye de hiç bir şey olmayacak. Bak gör…

Biraz konsept değişti ama bu seferlik idare edek, napak kanka inanak mı?

Bu nasıl bir yaz? Bu konserlere para mı yetişir?!

Benim yazı yazamadığım bu uzun süre zarfında arka arkaya konserler açıklandı. Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Iron Maiden resmi bir şekilde Sonisphere 2011 etkinliği altında açıklandı, biletler satışa çıktı. Mekan olabildiğine kötü de olsa insanların mutluluğuna pek etki etmeyecek gibi. 19 Haziran Pazar günü, tek günlük bir festival gerçekleşecek Maçka Küçükçiftlik’de. 150 TL normal bilet fiyatı. Sahne önü ise 295 TL. Tabi bu fiyatlar kandırmasın sizi, çünkü işlem bedeli bilmem ne bedeli diyerek bir 30 TL’ye yakın geçirme söz konusu Biletix’den. Festivalin diğer grupları ise Mastodon, In Flames, Alice Cooper ve Slipknot. Geçen sene ki Sonisphere’da Stone Sour vardı bildiğiniz üzere. Corey Taylor ve Jim Root’un ikinci ziyareti olacak Türkiye’ye ama Slipknot’ın ilk konseri. Benim en çok canlı izlemek istediğim ve canlı performansları süper olan bir grup Slipknot. Keşke daha önce gelselerdi diye içimden de geçirmiyor değilim. Çünkü son albümleri eskiler kadar çılgın ve deli değil. Daha olgunlaştıkları için şarkıları da etkileniyor haliyle. İlk iki albümün tadını hiç bir albümlerinden alamadım. Ama umuyorum hala o güzel eski şarkıları ile şov yapıyorlardır. Festivalde 18 yaş sınırı olmaması benim için pek hoş olmadı açıkçası. Belli bir yaşın üstü her zaman konserlerde daha iyi bir ortam sağlıyor. Tecrübe ettim ki böyle bir hoş olmayan şeyler söylüyorum. Bunun dışında da mekan hakkında hiç güzel şeyler duymadık. Hem ses sisteminin başarısızlığı hem de mekanın ufak olması yüzünden. Daha önce yüzbinlere konser vermiş Iron Maiden’ı 10 bin seyircinin önüne çıkarmak hakaret gibi bir şey olsa gerek. Organizasyondan da siz önce orayı doldurun sonra bakarız tavırları cidden rezalet. Hani her sene olan bir konser olsa sanırsam çoğu insan tepki gösterip bir bilet bile almaz. Ama durum böyle olunca yapacak pek bir şey yok.

Veee yeni alkol yasasının vurduğu talihli festival Efes One Love Festival oldu. Festivalde 24 yaş sınırı var. Geçen sene olduğu gibi santralistanbul’da gerçekleşecek festivalin ilk açıklanan grupları Suede, Editors, Cake ve Nneka. 2-3 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde benim için öne çıkan grup kesinlikle Suede. 2010 yılında best of çıkaran grup, albüm tanıtım turnesinde ülkemize geliyor. Biletler daha satışa çıkmadı ama para yeter umarım.

Grupların açıklanmayıp, biletleri satışa çıkan bir festival olacak 16-17 Temmuz tarihlerinde. Geçen sene Sonisphere’ın altında ezilince bir sene ara verilen Rock’n Coke 2011 festivali bu sene yeniden bunca festival cümbüşünün içinde geri dönüyor. Resmi bir açıklama gelmese de Motorhead’in resmi sitesinde Türkiye konseri yazıyor. Seneler önce konseri açıklanmış ve toplam 15 bilet filan satınca grup Türkiye’ye baya kızmış. Sanırsam ilk konserleri olacak Türkiye’deki. İnsanlara acımıyor kimse. Bu kadar parayı nereden bulacak bu kadar insan. Ayrıca söylentilere göre ki baya sağlam duyumlarmış, Limp Bizkit de Rock’n Coke kapsamında Türkiye’deki ilk konserini verecek gibi. Son albümlerinin hepsi bana göre çöp olsa da ilk iki albüm için gidilebilir bir konser. Canlı performansları baya iyi ama dediğim gibi bu kadar festivale para mı dayanır?

Bunların dışında Türk Telekom Arena’da Bon Jovi konseri (Iron Maiden festival kapsamında geliyor ve ufacık bir yere tıkıştırırken insanları, tek bir grup için koskoca stadı ayarlamak cidden akıl dolu bir hareket. Organizatör kişileri sanırsam bu ülkenin sadece Metallica mı dinliyor sanıyor?) 8 Temmuz Cuma günü gerçekleşecek. Bunun dışında 18 Mayıs Çarşamba günü Deep Purple konseri var. Artık sık sık ülkemize gelen bir grup oldu kendileri. 24 Haziran’da İstanbul, 25 Haziran’da İzmir’de olmak üzere ülkemizde iki konser verecek olan James Blunt dışında geçen hafta sonu açıklanan ve 20 Haziran’da (Sonisphere’dan bir gün sonra) Amy Winehouse konseri de resmen açıklandı. Bunların dışında Blind Guardian, daha önce yazdığım gibi Maroon 5, Echo and the Bunnymen, Roxette, Tinderstick, The Charlatans ki şimdi Biletix’in sitesine baktım, asıl Interpol geliyor. Onun mutluluğu ile ne yazacağımı da unuttum. Bence en güzel haber bu. Maçka Küçükçiftlik bu sene baya dolu dolu geçecek. 1 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek konserin fırsat biletleri 45 TL. Bu fiyata Interpol. Daha ne isteyeyim.

Ve son olarak 10 Temmuz Pazar günü Judas Priest’in son turnesinin Türkiye ayağı var. Whitesnake ve Pentagram’ında sahneye çıkacağı konser Judas Priest’i son kez canlı görme şansımız olacak. Haliyle son kez hacı olmayanlara hacı olma fırsatı olacak. Böyle bir efsaneyi sadece iki kere izleyebilmek gerçekten üzücü. En azından benim için. Ama konserden umudum şu olacaktır ki Touch of Evil’i canlı olarak izlemek için son şans. Bir önceki İstanbul konserinde böyle bir şey olmamıştı. Baya hayal kırıklığı idi ama konser genel olarak süper ötesi idi.

Sanırsam Türkiye müzik piyasası için inanılmaz bir yıl. Aynı yıl içinde hem Iron Maiden hem Judas Priest izlemek hayal edilemeyecek bir şeydi. Üstüne Bon Jovi, Slipknot, Alice Cooper, Interpol ve diğerleri… Vay be…

O ne ola ki?

Tutturmuşlar bir sevgililer günüdür gidiyor. Anneler, babalar ve öğretmen gününü anlıyorum da ki bunları da kabul etmem uzun süre aldı, sevgililer gününü kabul edemiyorum. Sevgililerin günü mü olur? Sevgilinle buluştuğun, hadi biraz daha spesifikleştireyim, sevgilinle baş başa buluştuğun her gün sizin için sevgililer günüdür. Sevgilinin özel günü mü olur? O günden farklı daha güzel bir yerde yemek yiyorsundur ya da hediye alıyorsundur. Ee bunları normal zamanda yapmıyorsa zaten söyleyecek lafım yok. İlla güzel bir yerde yemek yemek için ya da hediye almak için özel bir sevgililer gününe ihtiyaç olması cidden komik ve acı bir durum.

Taksim, Galatasaray Meydanı’nda bugün için özel kocaman bir ağaç yapmışlar, üzerinde kalpler var bir sürü. Swatch üstlenmiş bu olayı. İki sevgili altına girip, oradaki sopaları tutunca kalpler yanıp sönüyor. Karşısında bir genç fotoğraf makinesi ile ya fotoğraf çekiyor ya da video. Yani fotoğraf çekiyorsa zaten rezalet bir durum. Fotoğraf çekiyorsa ışıklar neden yanıp sönüyor? Sadece yansa daha mantıklı olur sanırsam. Sanmama gerek yok ya neyse..

Ben sizi bunlarla daha sıkmadan güzel bir haber daha vereyim. Resmi sitede duyrulmadı ama resmi t-shirtün arkasında yazıyor. Evet, 10 Haziran’da Ironmaiden İstanbul’da! Sonisphere kapsamında Türkiye’de benim bildiğim ilk konserlerini verecekler. Judas Priest’ten sorna en inanılmaz haber bu olsa gerek. Bana beş yıl önce filan ikisi de aynı sene Türkiye’ye geliyor deseler bir tarafımla gülerdim herhalde. Şimdi ise o anın tadını çıkarmak için bileniyorum.

Bu güzel haberden sonra futbol dünyasının matemli anlarından birini söylemeden edemeyeceğim. Tam adıyla Ronaldo Luis Nazário de Lima futbolu bıraktığını açıkladı. Çakmalarından sakındığımız, kendisine hayran olduğumuz efsane artık futbolda yok. Geçen hafta Jerry Sloan’ın istifası, bu hafta Ronaldo’nun futbolu bırakması gerçekten dünya sporu için can alıcı şeyler. Orta okulda filan gece yarısı kalkar Utah Jazz – Chicago Bulls final serisini izlerdim. Bana NBA’i tam sevdiren takımı ve koçundan artık geride kimse kalmadı. Stockton reis, senin gibisi hiç gelmedi.

İşler son haftalarda çılgın yoğun olunca yazacak çok şey birikti.

Bunları biliyor musunuz tarzı bir köşe mi yapsam acaba. Mesela Türkiye’ye ilk fiber optik kablonun 1984 yılında döşendiğini biliyor muydunuz? En azından ben yeni öğrendim. Baya bir gelişme var di mi 27 senede? Olur böyle, dert etmemek gerek. Zaten yurtdışı çıkışlarında Türk Telekom’u suçluyoruz paso ama durum öyle değilmiş. Gittim, yerinde gördüm. Hatta çok güzel olayı anlattılar arkadaşlar. Başka ülkelerin yetersizliğini kendimize yıkmak yakışmamış bize.

Bu Sunhine filminin fragmanında ve filmde kullanılan müziği artık neredeyse her filmin fragmanında duymak garip geliyor. Adam ne yapmış ya! John Murphy bu arada soundtracklerini yapan o filmin. Cidden çok güzeldir, dinlemenizi tavsiye ederim. Hatta onu dinleyerek günü kapatıyorum.

10 Temmuz 2011

Yine yeni yeniden ikince kez hacı olma fırsatı 10 Temmuz 2011 Pazar günü bizi bekler. Bu kadar sevinmem için çok güzel bir sebebim var. Resmi olarak da açıklandı çünkü. Judas Priest üç yıl sonra, ikinci kez İstanbul’a geliyor! Artık baba değil dede de olsalar hiç bir zaman eskimeyecek portfolioları ile bizleri coşturacaklar. 2008 yılındaki ilk Türkiye konserlerinde Touch of Evil playlistte eksikti, canımız acımıştı biraz da olsun. Ama bu sefer eksik olmaması için dua filan edeceğim herhalde. İşin şakası bir yana gerçekten ilk duyduğumda çıldırmış bir durumda idim. Ama tabi ki herkes sevinmesin derim. Çünkü festivalde çıkacaklar ve üç günlük festivalin son günü çıktıklarını düşünürsek festivalin headlinerı oldukları kesin. Festivalde Bon Jovi ve Whitesnake’inde olucağını hesaba katarsak baya maliyetli bir festival olacağı kesin. Bu da bir içki firmasının bu festivale sponsor olmasının kuvvetle muhtemel. Bu da 24 yaş sınırını festivale yansıyacağı demek. Benim açımdan bakarsak (biraz acımasızca olacak belki ama), bence teenage kısmının gelmemesi çok güzel. Artık konser anında onlarla uğraşmak istemiyorum. En son Sonisphere’da böyle bir gruba denk gelmiştik, dalmama ramak kalmıştı. Zaten gruplara bakarsak biz bile orada ufak kalacağız gibi. Kuruçeşme’deki Judas Priest konserinde yaş ortalaması 35 – 40 arası gibi bir şeydi, diyebilirim rahatlıkla. Son dönemde albüm çıkarmamışsan zaten o kitle seni araştırmadıkça bilemez. Neyse, umarım iptal olmaz o zamana kadar bu festival veya Judas Priest konseri de bizde ikinci kez hacı olma şansını değerlendiririz.

Aynı gece mi, yoksa bir sonraki gece mi tam hatırlamıyorum ama çok kötü bir kabus gördüm. Böyle telefonumu devamlı yere düşürüp düşürüp kırılacak raddeye getiriyordum. Off ne kötü bir kabustu. O sabah o panikle telefonu iki kere düşürmem ise paha biçilmezdi.

Geçen Cumartesi İkitelli’de çekimler oldu. Hava ne kadar güneşliymiş, niye bu kadar kalın giyindim diye kendimi sorgularken gölgede ise o halde üşümekten titredik. Aklıma hemen o klasik durum geldi: yazın güneşten kaçarız, gölge de serin yerde durmak isteriz, kışın ise güneş olsa da koşsak altında dursak diye çırpınırız. Biz insanoğluna da hiç bir şeyi beğendiremezsin zaten.