Ne izleyelim?: mother! & Ne izlemeyelim?: Netflix Death Note

Bayadır uyarı mahiyetinde Netflix’in Death Note’unu izlememeniz gerektiğini yazmak istiyordum, sonunda kendime o gücü buldum. Şu ana kadar çok güzel yapımlara imza atan Netflix Death Note’un afedersiniz ama içine etmiş. Animeyle ortak olan yapımın ismi ile karakter isimleri. Geri kalanı inanılmaz alakasız ve kötü. Sırf senaryo değil oyunculuk da yerlerde sürünüyor. Yani fragmanı izleyince inanılmaz heyecanlanmıştım da izlediğimde kapatmak istedim. Sadece nereye varacağını merak ettiğim için dayandım. Hele bir de Light’ı oynayan Nat Wolff’a dayanmak zorundasınız. Baya kötü oynuyor. Keşke hiç dokunmasalardı da anime efsanesi ile kalsaydı.

Üstteki fecaatın tam tersine Darren Aronofsky’inin yeni filmi mother! yıkılıyor. Türüne bakıp gerilimi görünce ben izleyemiyorum böyle filmleri demeyin çünkü öyle karanlıktan korkunç insanların, herkesi öldüren bir katilin olduğu gerilim filmleri ile alakası yok. Aronofsky yapınca psikolojik gerilim yapar, onu da tam yapıyor.

Çok sert bir film. Yeni kitabını yazmak için büyüdüğü eve taşınan şair ile, o eve ruh veren eşinin bir gün hayranının ziyaretlerine gelmesi ile başlayan olayları anlatıyor. Ama pek de normal olaylar değil. Burada tekrar etmekte fayda var, bunlar gelip aileyi filan katletmiyorlar. Öyle gerilim değil. Toplumsal, iyi-kötü, dini vb. bir çok şeye atıf da bulunuyor. Hele ki evin geldiği son nokta çok acayip ve inanılmaz işlenmiş. Oyuncu seçimleri de çok iyi. Javier Bardem, Jennifer Lawrence, Ed Harris ve Michelle Pfeiffer… Hiç birinin karakter isimleri olmaması da ayrıca güzel bir detay. Filmle ilgili okuduğum ilk yorum ya seversin, ya da nefret edersindi, aynen de öyle. Arada kalabilecek bir film değil. Ben çok sevenlerdenim. Daha fazla spoiler vermemek için yazıyı bitiriyorum yoksa benden de nefret edebilirsiniz.

Bu arada filmin afişleri ile ilgili de çok şık bir yazıya da buradan ulaşabilirsiniz.

The Hunger Games

Geç de olsa dün sonunda kavuştuk birbirimize. Adam gibi sinemada gideceğim diye kastırdım sonunda da başardım.

Film kesinlikle bir kitap uyarlaması olarak baya başarılı olmuş. Hakkını vermek lazım. Atmosferi filan da çok güzeldi. Hele ki o sessiz çığlıklar modundaki anlar filan tebrik edelim. Ama (Her zaman bir ama olur) iyi yönleri kadar çok olmasa da eksik yönleri de var. En başta cast seçimine girelim hele bir. Katniss, Gale, Snow ve hele ki Haymirch kesinlikle çok başarılı. Ama Peeta hiç olmamış. Film boyunca saf ve şaşkın bakan sarışın bir adamdan fazlası olamamış. Oyunculuğu da başarısızdı. Herhalde popüleritesi yüzünden, satsın diye de düşünülmüş bir hareket olmuş.

Bunların dışında filmin başından sıralarsak 12. mıntıka hakkında hiç bir fikrimizolmadı. Yani çok az gösteriliyor oradaki hayat ve ruh durumu. Hiç bir şey anlamadan trene bindirdik çiftimizi. Gale ile Katniss arasındaki ilişki tek sahnede geçiştirilmiş. Oraya devamlı neden gittiği, neler yaptığı, neler düşündüğü beş dakikada geçirilmiş. Gale ile sanırsam on cümle kurdular, hop aldık götürüyoruz. Aralarındaki sevgiye bile zaman ayrılmamış. Bunun dışında da eleştireceğim şey ise Haymitch ile ikilinin ilişkisi. Normalde çok dağınık ve ayık gezmeyen, olayları umursamayan adam neden bir anda bu arkadaşlara yardım etmeye başladı anlamış değiliz. Kitabı okuyanlar bilir de direk filmi izleyenler için meh. Adamı nasıl ve ne diyerek gaza getirdiler gösterseler pek bir şey kaybetmezlermiş aslında. Bu kadar eleştirmiş gibi gözüküyorum ama bu eksiklikleri belki toplamda beş – yedi dakika da halledebilirlerdi. Çok fazla değil. Genelde eleştiriler yazıldığı için film kötü demek değil olay. Filim baya güzel. Savaş alanındaki ruhani durum filan çok güzel verilmiş. Capitol’ün havası, insanlar, o absürdlük filan etkileyici olmuş.

Kitabı okuyup, beğenen herkesin filmi görmesi gerekiyor. Artık iki sene bekleyip ikinci kitabında film olmasını merakla bekleriz. Son olarak da filmi 3b yapmadıkları içinde yapımcılara ayrıca teşekkür etmek lazım. Umarım bu şekilde devam ederler.