iOS 12 sonrası iTunes-iPhone ilişkisinin sekteye uğraması

christian-allard-710899-unsplash

Böyle bir durum var haberiniz olsun. Eski iPhone modellerinde işletim sistemini iOS 12’ye geçirmeniz durumunda iTunes gıcıklık yapabiliyor ve telefonunuzu görmüyor. Sonra benim gibi panik olmayın diye çözümden kısaca bahsedeyim.

Ben iOS 12’nin çıkacağa güne kadar iOS 9 kullanan bir kullanıcı idim. iPhone 5SE telefonum olduğu için ve yeni işletim sistemleri de telefonu yavaşlatabileceği için geriden geldim. 12 çıkmadan bir gün önce doğrudan 11’e, 12 çıkınca da yorumlarda gördüğüm bu güncelleme asıl eski telefonlar için yapılmış resmen yorumlardan sonra hemen 12’ye güncelledim. Ama gel gör ki iTunes telefonu görmedi. Böyle bir durumla karşılaşırsanız panik yapmayın. iTunes’u yeniden kurun ve telefonunuzu bilgisayara takın. İşte kritik nokta burası: iTunes bir uyarı mesajı çıkarıyor ve kendisinin telefonu tanıması için ufak bir şey yüklemesi gerektiğinden bahsediyor. Ona he ya yap gitsin demeniz lazım ki mutlu sona ulaşın. Buraya yazdım çünkü ben Türkçe kaynak bulamadım. Siz de bulamazsanız zorlanmayın.

Akıllı telefonlar bizi sosyalleştiriyor mu? [infografikli]

Akıllı telefonların etkisiDışarıdan bakıldığında bu işe takmış gibi gözükebilirim ama böyle bir durum yok. Son zamanlarda gözlemlerim ve yaşadıklarıma istinaden fikirlerim geliyor, yazıyorum. Böyle teknoloji düşmanlığım oldu filan düşünülmesin. Bilhassa kendimi de eleştiriyorum aslında.

Şimdi akıllı telefon alır almaz ne yapıyoruz? Ne kadar mesajlaşma veya sosyal medya uygulaması varsa yüklüyoruz ki bütün arkadaşlarımız ve temasta olmak istediğimiz kişilerle iletişimde kalalım. Peki bu bizi sosyal birisi mi yapıyor? veya bu uygulamaları kullanırken sosyalleşmiş mi oluyoruz?

Benim gördüğüm sabahtan akşama nerede olursa elinde telefon olan insanlar. Arkadaş ortamında bile kişiler bir anda telefonlarına gömülüyor, sırayla ama. Biri gömüldüğü, sessizlik ve oradan yazışmalar ve paylaşımlar da bulunmalar vs. Hatta ve hatta birbirleri ile oradan bile o an haberleşebiliyor, laf atışmalarında bulunabiliyorlar. Baya komik bir durum bu. Aslında şöyle de diyebiliriz: Teknolojinin bizi madara ettiği anlardan…

Bu geldiğimiz noktayı açıklıyor işte. Burada eleştirim kendimde olmak üzere bu durumdaki herkes. Böyle giderse twitter gibi kısıtlı karakterle konuşmaya da başlarız ya da tamamen dijital konuşmaya dalarız. Bazen durup “Ben ne yapıyorum?” diye sormamız gerekebiliyor…

20 Eylül 2012 tarihli Akıllı Telefon Etkisi isimli infografik (Kaynak: http://www.stellarmediamarketing.com/) [sağdaki]

6 Eylül 2012 tarihinde mashable.com’da yayınlanan bir infografik:

smartphones infographic

Cep telefonu seçme mantığı

matrix nokiaİlk cep telefonuna sahip olduğumuda kalın gelirdi, daha sonra onu nasıl küçültebilirizi düşündüler ve Ericsson’un T10 efsanesi çıkmıştı. Oha ne kadar ince ve hafif diye tepkiler vardı. Halbuki sadece iki satırdı ekran. Yeniliğe gel triplerimiz efsaneydi. Rekabet hafif ve ince telefonlara itiyordu markaları.

Daha sonra kayar kapak modası geldi. Nokia’nın efsane modelleri hala hepimizin aklındadır. Buradan sonra teknolojik gelişmeler rekabetinde artması nedeniyle hızlandı. HTC ve Blackberry ile Samsung’un atılımları gelişimi hızlandırdı. iPhone’nin çıkışı vs derken telefonların hepsi dokunmatik oldu. HD video çekim ve izlenme imkanları ile ekranların yeniden büyüme ihtiyacı doğdu. En sonunda Samsung Galaxy serisinin yanı sıra tablet telefon karışımı Note’yi piyasaya sürdü.

Minyon minyon insanların ellerinde kocaman telefonlar. iPhone 5’in reklamında ne kadar güzel açıklıyor durumu. Gelmek istediğim nokta başından beri buydu aslında. Ben tek elimle telefonu kontrol edemeyeceksem o telefon ne kadar kullanılabilir olur? İlla iki elimi kullanacaksam, hani kullanıcı dostu özelliği? Akıllı telefonların hepsinin olayı bu değil mi? Kısa yollar, menü kolaylıkları kullanıcı dostu özelliklerinin ana sebebi iken kocaman şey elime sığmazken bunu beklemek komik oluyor.

Yani telefondan film izlemeyi düşünmek filan cidden komik geliyor bana. O zaman tablet alacaksın, onda izleyeceksin. Her cihazın, her ürün sınıfının bir özelliği var. Açıkçası bana komik geliyor. Eskiden ufak, cebimize rahat girsin diye telefon ararken şimdi bırakın cebi filan elimizde tutamıyoruz telefonları.

Ekranı full hd olmayan cihazlarda hd video izlenebilmesini büyük özellik görmek biraz komik duruma düşme oluyor. Evet güzel bir özellik olabilir lakin ne kadar gerekli ve ayırt edici? Tam kullanamayacağım bir özelliği bu kadar büyütmem ne kadar mantıklı? Sırf tüketici buralara itiliyor diye sizinde kendinizi aynı yöne sürüklemenize hiç gerek yok. Bu cihazları alırken etraflıca düşünmek gerekiyor.

Kıymayın gözlerinize…

iPhone uygulamalarına bakarken idefix’in çok hoş bir uygulamasını buldum. E-kitap okumak için ve daha önce satın aldığınız e-kitapları telefonunuzdan okuyabilmeniz için. Uygulama bana dokuz tane e-kitap da hediye etti ki bunlardan biri Kafka’nın Dava’sı. Şu bitiremediğim kitap. Aslında şu anki durumumuzu çok iyi anlatan kitap. Bir ara azmedip bitireceğim.

Her neyse konumuz bu değil neyse ki. Uygulamanın güzelliklerinden biri fonunu saman kağıt gibi yapıp, beyaz bir fondan kendinizi koruyabiliyorsunuz. Gece modu filan bile var. Ama ben 30 saniye dayanabildim. Gözlerim direk yanmaya başladı. Olmuyor bariz bir şekilde. Bir ışık kaynağından kitap filan okumak cidden çok zararlı. iPadlerden kitap okuyan insanlara izah etmek zordu e-book readerlar neden daha iyi diye ama bir de uygulamalı gördüm. Cidden gözlerinize yazık.

Deli Dolu Çılgın

Baya zaman oldu, çok özlediniz beni di mi? Haha nedense olumlu düşünemiyorum ama neyse. Bayram seyran derken olmadı işte n’aparsın… O değilde bu uzun tatilden sonra da iş hiç mi çekilmez ya…

Geçen hafta şu meşhur İstanbul Forum’a gittik. H&M için işte tabi ki de özellikle. Öğleye doğru 11 gibi orada olduk, hemen H&M’e gittik. Hafiften kalabalıktı içerisi, çıkana kadar daha da kalabalıklaştı. Fiyat performans olarak baya başarılı bir marka. Zaten severdik kendisini artık bu kadar ulaşılabilir olduğunu görünce daha çok sevmeye başladık. Ama neden o kadar uzağa açmışlar dükkanı onu anlamadım (Kime göre, neye göre uzak di mi?). Ordan çıkıp diğer dükkanlara girdik bir kaç tane, onlarda müşteri yok. Bildiğin yok yani, bomboşlar. İçerdeki herkes H&M’de sanki. Yalnız alışveriş merkezi tam bir labirent. Akmerkez’e karışık diyenler kesinlikle buraya gitmesinler. Koridor şeklinde alışveriş merkezi konsepti bana bir garip geliyor zaten.

Bayramda da evde oturarak baygınlık geçirdim. Önce Avatar: The Last Airbender’ın dizi serisini bitirdim. Zamanında izlememiştim ama çok başarılı bir seriymiş cidden. Hele sonunu çok çok beğendim. 0 klişe bence. Aang’ın çocuk olmasından gelen saflığı filan çok başarılıydı. Dizi tadında da bırakılmış zaten. Night Shyamalan ilk filmin içine etmiş diyorlardı da cidden etmiş ve durmaz devamının da içine eder gibi geliyor bana.

Bayramda bitirdiğim ikinci dizi ise Blue Mountain State. American Pie’ın dizi hali gibi diye izlemeye başladım ama filmin yanından geçemez kendisi. Çok boş bir dizi, yani konusuz diyebilirim. Koleje kafalarını ve amerikan futbolunu filan içeriyor. Tam kafa boşaltmalık olduğundan izleniyor (Çaktırmadan da seni kendisine bağlıyor). Ama sormadan da edemiyorum; gerçekten kafalar böyle mi Amerika kolejlerinde diye. İlk bölümlerde farketmemiştim ama jeneriklerde divxplanet’ten bildiğimiz eşekherif’in jenerik yazıları da eğlenceli bence. Biz sana inanıyoruz eşekherif daha sen kitlenmez yazarsın. Hatta bir hafta yazamamış, bir terslik mi var diye düşünmeden de edemedim. Bazı filmlerin afişleri sizi yanıltır ya işte bu onlardan değil…

Film olarak da ilk ikisini izledim neden üçüncüsünü izlemeyeyim dediğim Alacakaranlık’ın son çıkan filmini izledim. Amma bu kadar kötü bir film yok! Cidden yok yani! Kafayı yiyeceğim insanlar bu filmde ne buluyor cidden. O iki erkek o kızda ne buluyor. Hayır çok güzek bir kız da değil, öyle bir oyuncu olsa anlayacağım ama değil işte değil. Resmen konusu olmayan bir film. Kız dengesiz, çocuklar mal. Kitabı kesinlikle böyle olmayabilir ama yani bu kadar kötü işlenemezki bir konu. Film başladı vampirle kız kurlaşıyor, film bitiyor kurlaşıyor. Aşk hikayesi de yok adam gibi. Yazık cidden.

Bayram öncesi Eskişehir’de başlayan (yorumlarımı daha sonra yazmayı düşünüyorum) ve 2 gün önceye kadar devam eden telefon kılıfı bulma maceram sizinde anlayacağınız gibi 2 gün önce sona erdi. Profilo alışveriş merkezine giderken bir Turkcell bayisinden buldum istediğim şeyi. Ama o ana kadar girmediğim yer kalmadı. Yeni telefon için kılıf alacağım diye dön dolaş Mahmutçuk oldum. Varsa yoksa iphone için var. Heralde bir yıldır hiç bir mağazasına girmediğim Teknosa’ya bile girdim, ve iğrenç alarmlarının sesini duyduğum gibi kendimi dışarı attım. 2011’e gireceğimiz şu günlerde hala o alarmlar var yani ve ne için var hala anlamıyorum. Ve insanların o sesten cidden rahatsız olduklarını anlamıyorlar herhalde diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Zaten Eskişehir’de sol kolum da şişti ve kalecilik kariyerim tehlikeye girdi, bir de bu alarm of of! Ödem varmış kolumda, nerden gelip beni bulduysa artık lanet şey. Baya ağrıyordu içten böyle, artık halısaha kariyerime sağ – sol bek olarak devam ediyorum. Deli İbo gibi, orta yapamayan bek!

Neyse şimdilik bu kadar yeter bence, sonra elimdeki konular tükeniyor, yazacak şey bulamıyorum…

Kapat kapat kimse görmesin!

Ülkemizde engellenen internet site sayısı aldı başını gitti. Son olarak belirtinen rakam 6000 (yazı ile altıbin). Maşallah. İpin ucu kaçtı gidiyor. Sırada Facebook olacak gibi. Bakan açıklama yapmış, uyarılara karşılık bir hareket yok diye. Biz bu kafayla zor dostum zor. Ama buna karşılık milletvekilleri, savcılar filan trafik kurallarına uymazsa ceza yemeyecekler. Yasallaşmış mesela bu. Kafaya bak, internete yasak, ama kurallara uymamak serbest. Trafikte kendinize dikkat edinderim ben. Bundan sonra kırmızıda geçecekelr alıp başını gidecek. Adamın kurala uyacağı varsa da artık olmaz. Çok iyi ya. Sonra Avrupa Birliği bizi istemiyor tripleri. Bu kafaları nasıl istesinki. Daha yaya geçidinde geçene korna çalan kafalar olduğu sürece. Çok iyiye gidiyoruz gibi gözükmek ayrı bir güzel. Neyse çok kaptırdım kendimi.

Geçen gün Avea’nın sitesine girdiğimde çok güzel bir banner gördüm. Blackberry’nin hastası olduğum telefonu 9800 Torch Türkiye’ye geliyormuş. Sadece Avea ile değil, Vodafone ile de alınabilecekmiş. Fiyatı veya kampanyası nasıl olur bilmiyorum ama ben o telefonu istiyorum! Dünyanın ilk dokunmatik ve qwerty klavyeli akıllı telefonu diyorlar. Onlar diyorsa doğrudur. Onlar kim bende bilmiyorum ama doğrudur!

Yeni OS 6’ı ile piyasaya sunulmuştu telefon. Amerika’da AT&T firması ile alabilmek dışında 500 dolara kontratsız da alınabiliyor. Korkuyorum ben buradaki fiyatından açıkçası. Malum Amerika’da 2000 dolarlık laptopı burada 6500 TL’ye satan bir zihniyet var. Hani vergi vergi diyorlar da bu yalanı ne kadar daha yedirmeye çalışacaklar. Böyle bir vergi yok, bu tamamen kar payı kar derler adama. 2000 TL’ye yakın birşey olur heralde, iPhone’lardan biraz tecrübemiz var artık. Kontratsız alma seçeneği de olursa aslında çok güzel olur. Bekleyip görüceğiz artık.

Bir vesileyle gördüğüm “Samuray Şemsiye”yi Türkiye’de 399 TL’ye satan zihniyet varsa aslında laptoplarıda o fiyatlara satarlar. Normal fiyatı 25 dolar. İnanılır gibi değil cidden ya. Yalnız şemsiye çok iyi. Alırsam bunu, gittiğim yerlere almazlar beni diye de korkuyorum. Ama çok güzel ve yaratıcı bir ürün. Alınca detaylarını yazarım pek tabi ki de.

Bu güzel ürünlerden bahsetmişken, dün bunlardanistiyorum.com’da çok yaratıcı ve pratik bir ürün daha buldum. Kendileri Dynomighty markasının bir ürünü olan Bottle Cap Tripod yani Şişe Kapağı Tripod. Çok zekice bir ürün. Her şişeye uygun. Tabi büyük makineler için şişeninde boyutu önemli. Sitede şu an satılmakta. 25 TL değerinde bu ürün. Bu dönem çok harcama yapmamış olsam direk alacağım bir üründür kendisi. Burda reklamını yaptık diye hemen bitirmezseniz ayrıca sevinirim.