Beklentiler

Öyle bir koşuşturma ve yorgunluktu ki nefes alacak vakit yoktu da ancak işte yeni yılda yeni nefesle bir şeyler umut etmek mümkün. 2011’den ne bekledik, ne aldık ki 2012’den bir şeyler bekliyoruz. 2012’de Marduk var dostlar. Yeni yılı bu kadar büyük bir sevinçle karşılamak ne kadar doğru bilemedim işte. Ne geleceğini bile bilmediğimiz bir zaman dilimini her sene “Obareeeyyy!!” diyerek karşılıyoruz. Halbuki yaşadığımız mutlu / mutsuz günler geçtiğine sevindiğimiz yılda olmuş. Önce oturup bir hüzünlenelim ondan sonra yeni yıla merhaba diyelim. Ama sanki hep süper şeyler veriyormuşçasına değil de vereceğini umarak.

Beklenti demişken geçen yıl Teoman müziği bıraktığını açıklamıştı. Sebebi ise ondan beklenenlerdi, beklentilerdi. Uzun süre albüm çıkarmayınca hemen homurdanmalar başladı. Adam da beklentilerin hepsine tek cümle ile son verdi. Herhalde ki müziği bıraktığı filan yok. O kadar bıkmıştır ki adam, sonunda bunu açıklamak zorunda kaldı, rahatladı. Bak biz Interpol’den ne bekledik, ne bulduk. Yeni albüm kimseyi tatmin etmedi de konserde eskilere ağırlık vermeye başladılar bir anda. Üzerindeki baskı çok olunca demek oluyormuş böyle şeyler. Beklenti dediğin şey algı ile de alakalı aslında da iyice derinleşiyor konu. Yorucu bir hal almasın sabah sabah.

2012 ile BBC bizi çok mutlu etti ve Sherlock’un ikinci sezonunu başlattı. Altı üstü üç bölümlük sezonları ama o üç bölüm sanırsam o yıl içinde çıkan tüm dizilere bedel. Gene süper ötesi bir bölümdü. Sağ gösteril sol vurmayıp, tekrar sağ gösterip sonra sol gösterip neye uğradığını şaşırtan bir işleyişi var. Gerçekten çok çok başarılı. Müzikleri filan da ayrı bir güzel. Daha önce onunla ilgili yazmıştım ama bu sezon bitince de bir şeyler ekleyeceğim kesinlikle. Filmden çok farklı olay çözüm anlatımı ve işleyişi var çünkü. Aynı karakterin aynı anda bu kadar güzel işlenmesi birbirine zarar vermez umarım.

Son olarak (gene) umarım 2012 herkes için güzel geçer de bu kadar kutlamanın bir anlamı olur.

Heyecan var mı heyecan?

Farkında değildim bu pazartesine kadar. Pazar günü Sonisphere var ve heyecanını yaşayamıyorum iş yoğunluğundan. Buna da şükür bir işimiz  var o ayrı da daha jeton yeni düşüyor. Slipknot’ın playlisti hakkında en ufak da fikrim yok. Paul öldüğünden beri (2009’a tekabül ediyor) hiç konser vermedikleri için kimseninde bir fikri yok. İstanbul’dan önce de ilk konserlerini Yunanistan’da iki gün önce verecekler. O yüzden ancak iki gün önce öğrenebileceğiz. Havaya giremeden de zaten burada konser olacak. Umarım Paul’dan önceki gibi havaları yerinde olur. Slipknot’ın sitesinde bir video mevcut. Corey Taylor bacağına Paul’un dövmesini yaptırıyor. Ağlıyor filan onu çok özledim diye. Konserde de ağlamazla değil mi?

Yalnız Interpol konserinden sonra Küçükçiftlik Park’a olan ön yargılarım biraz olsun yıkıldı. İyi yönde yıkıldı bu arada. Çünkü Interpol konserinde ses çok çok iyiydi. Bilmiyorum bu tabi grupla da alakalı olabilir, ya da organizasyonla da ama cidden çok temiz bir ses vardı. Tabi ben ortalardan izlediğim için de olabilir ama memnuniyetsiz birini görmedim. Yalnız mekan küçük işte. Büyülttük filan diyorlar ama yani bu büyük haliyse yazık cidden. Biletler geç tükendi ben ona üzüldüm. Salak organizatörleri haklı çıkardık resmen. Konserden iki hafta önce filan bilet mi tükenir. Ironmaiden geliyor, Slipknot geliyor. Pes yani.


Interpol konseri de güzeldi. Ama bu muhteşem sahne şovu kavramını ya ben bilmiyorum, ya da cidden bunu muhteşem sanıyorlar. Yani evet Paul Banks’in sesi cidden albümde nasılsa konserde de öyle. Ses çok temizdi, müzik çok temizdi. Bu açıdan gerçekten çok güzeldi her şey ama sanırsam bizim sahne şovu kavramlarımız farklı. Ve ayrıca istediğim tüm parçaları söylediler. Hatta neredeyse tüm söylenebilecek parçaları söylediler. Yalnız konser alanı biraz garipti. Ben saat 21:00 gibi ancak alana gidebildim. Dışarıdaki insanları görünce herhalde daha içeri alımlar başlamadı diye düşündüm. Meğersem insanlar ucuz bira için oradaymış. Mor ve Ötesi bitmiş, konserin başlamasına yarım saat kalmış. Ama içeride de dışarıda da pek konser havası yok. Daha sonra Interpol sahneye çıktı, merhaba filan dedi ama hala konser atmosferi yok. Yani en önleri bilemem de orta ve arkalarda pek yok. Sanki kokteyl verilmiş, mekanda da fonda müzik çalsın diye Interpol çağrılmış. Daha sonra biraz toplarlar oldu, ama havaya geç girebildik yani. Etrafımdaki herkes sohbet halinde, konser bahane.

Yalnız her konser sonrası -bilmiyorum sizde de oluyor mu?- o grubu ya da kişiyi devamlı dinleyesim geliyor. Interpol konseri sonrası paso Interpol dinleme isteği, IAMX konseri sonrası devamlı IAMX dinleme isteği gibi vs vs. Herhalde o anı yeniden yaşama ya da o anı yeniden yaşama isteği kabarıyor içimde. Şimdi deli gibi Slipknot mı dinlemek isteyecek bünyem bilemedim. Evde de kimse yok gürültü yapma zamanı!

ISF!

Biz deli gibi çalışırken film festivali, müzik festivalleri derken alışveriş festivali de sonlarına yaklaştı. Daha önce tek günlük olan alışveriş festivali bu sene İstanbul Shopping Fest adı altında 40 gün boyunca neredeyse tüm alışveriş merkezlerinde ve alışverişin yoğunca yapıldığı caddelerde ve semtlerde düzenleniyor. Yeni sezon ürünlerde de gayet başarılı indirimler gözlemleniyor. Hatta tüketime bu kadar insanları ittikten sonra üstüne bir de her 40 alışverişe araba çekiliş hakkı veriyorlar. Tüketimi siz düşünün. 40 alışveriş yani. Az mı 40 alışveriş? 10 TL’ye bir şey alsan 400 TL ki o fiyata ne alabilirsin festival kapsamında. İncik boncuk anca. Biz 1-2 kere yararlandık festivalden. Sinemaya gitme fırsatı bulamıyorum ki alışverişe çıkabileyim. Asıl sinema festivali çıkarsınlar. 15 TL’ye bir bileti satacaklarına onda indirim yapsınlar. Oh mis, bak o zaman festivalin nasıl suyunu çıkarıyorum.

Dün gezinirken Mavi’nin yeni t-shirtünü gördüm. İstanbul yazmış ama “N” harfi “NY” (New York Yankees) olmuş. Yok artık dedim yani. Ne güzel İstanbul konseptinden gidiyordun işte nereden çıktı bu Amerikan özentisi olay? Cidden rezalet yani. Fazla olma işini yanlış şekilde abarttınız maalesef ki.

Bu arada 3 konsere bilet alınca bu ay daha şimdiden parasız kaldım. Cidden arkadaşlarımın da dediği gibi bankalar konser kredisi çıkarmalı. İnsanlar konserlere gidebilmeli. Zaten geçen yazıda unutmuşum Jamiroquai konserini yazmayı. Seneler önce geldiklerinde uzak diye gidememiştim konsere. Bu sefer de para yok diye gidemeyeceğim herhalde. O değil de Interpol geliyor lan!! Haha! En yenisinden albümde çıktı. Dinleyip düşüncelerimi yazarım ilerleyen günlerde.

 

Bu nasıl bir yaz? Bu konserlere para mı yetişir?!

Benim yazı yazamadığım bu uzun süre zarfında arka arkaya konserler açıklandı. Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Iron Maiden resmi bir şekilde Sonisphere 2011 etkinliği altında açıklandı, biletler satışa çıktı. Mekan olabildiğine kötü de olsa insanların mutluluğuna pek etki etmeyecek gibi. 19 Haziran Pazar günü, tek günlük bir festival gerçekleşecek Maçka Küçükçiftlik’de. 150 TL normal bilet fiyatı. Sahne önü ise 295 TL. Tabi bu fiyatlar kandırmasın sizi, çünkü işlem bedeli bilmem ne bedeli diyerek bir 30 TL’ye yakın geçirme söz konusu Biletix’den. Festivalin diğer grupları ise Mastodon, In Flames, Alice Cooper ve Slipknot. Geçen sene ki Sonisphere’da Stone Sour vardı bildiğiniz üzere. Corey Taylor ve Jim Root’un ikinci ziyareti olacak Türkiye’ye ama Slipknot’ın ilk konseri. Benim en çok canlı izlemek istediğim ve canlı performansları süper olan bir grup Slipknot. Keşke daha önce gelselerdi diye içimden de geçirmiyor değilim. Çünkü son albümleri eskiler kadar çılgın ve deli değil. Daha olgunlaştıkları için şarkıları da etkileniyor haliyle. İlk iki albümün tadını hiç bir albümlerinden alamadım. Ama umuyorum hala o güzel eski şarkıları ile şov yapıyorlardır. Festivalde 18 yaş sınırı olmaması benim için pek hoş olmadı açıkçası. Belli bir yaşın üstü her zaman konserlerde daha iyi bir ortam sağlıyor. Tecrübe ettim ki böyle bir hoş olmayan şeyler söylüyorum. Bunun dışında da mekan hakkında hiç güzel şeyler duymadık. Hem ses sisteminin başarısızlığı hem de mekanın ufak olması yüzünden. Daha önce yüzbinlere konser vermiş Iron Maiden’ı 10 bin seyircinin önüne çıkarmak hakaret gibi bir şey olsa gerek. Organizasyondan da siz önce orayı doldurun sonra bakarız tavırları cidden rezalet. Hani her sene olan bir konser olsa sanırsam çoğu insan tepki gösterip bir bilet bile almaz. Ama durum böyle olunca yapacak pek bir şey yok.

Veee yeni alkol yasasının vurduğu talihli festival Efes One Love Festival oldu. Festivalde 24 yaş sınırı var. Geçen sene olduğu gibi santralistanbul’da gerçekleşecek festivalin ilk açıklanan grupları Suede, Editors, Cake ve Nneka. 2-3 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde benim için öne çıkan grup kesinlikle Suede. 2010 yılında best of çıkaran grup, albüm tanıtım turnesinde ülkemize geliyor. Biletler daha satışa çıkmadı ama para yeter umarım.

Grupların açıklanmayıp, biletleri satışa çıkan bir festival olacak 16-17 Temmuz tarihlerinde. Geçen sene Sonisphere’ın altında ezilince bir sene ara verilen Rock’n Coke 2011 festivali bu sene yeniden bunca festival cümbüşünün içinde geri dönüyor. Resmi bir açıklama gelmese de Motorhead’in resmi sitesinde Türkiye konseri yazıyor. Seneler önce konseri açıklanmış ve toplam 15 bilet filan satınca grup Türkiye’ye baya kızmış. Sanırsam ilk konserleri olacak Türkiye’deki. İnsanlara acımıyor kimse. Bu kadar parayı nereden bulacak bu kadar insan. Ayrıca söylentilere göre ki baya sağlam duyumlarmış, Limp Bizkit de Rock’n Coke kapsamında Türkiye’deki ilk konserini verecek gibi. Son albümlerinin hepsi bana göre çöp olsa da ilk iki albüm için gidilebilir bir konser. Canlı performansları baya iyi ama dediğim gibi bu kadar festivale para mı dayanır?

Bunların dışında Türk Telekom Arena’da Bon Jovi konseri (Iron Maiden festival kapsamında geliyor ve ufacık bir yere tıkıştırırken insanları, tek bir grup için koskoca stadı ayarlamak cidden akıl dolu bir hareket. Organizatör kişileri sanırsam bu ülkenin sadece Metallica mı dinliyor sanıyor?) 8 Temmuz Cuma günü gerçekleşecek. Bunun dışında 18 Mayıs Çarşamba günü Deep Purple konseri var. Artık sık sık ülkemize gelen bir grup oldu kendileri. 24 Haziran’da İstanbul, 25 Haziran’da İzmir’de olmak üzere ülkemizde iki konser verecek olan James Blunt dışında geçen hafta sonu açıklanan ve 20 Haziran’da (Sonisphere’dan bir gün sonra) Amy Winehouse konseri de resmen açıklandı. Bunların dışında Blind Guardian, daha önce yazdığım gibi Maroon 5, Echo and the Bunnymen, Roxette, Tinderstick, The Charlatans ki şimdi Biletix’in sitesine baktım, asıl Interpol geliyor. Onun mutluluğu ile ne yazacağımı da unuttum. Bence en güzel haber bu. Maçka Küçükçiftlik bu sene baya dolu dolu geçecek. 1 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek konserin fırsat biletleri 45 TL. Bu fiyata Interpol. Daha ne isteyeyim.

Ve son olarak 10 Temmuz Pazar günü Judas Priest’in son turnesinin Türkiye ayağı var. Whitesnake ve Pentagram’ında sahneye çıkacağı konser Judas Priest’i son kez canlı görme şansımız olacak. Haliyle son kez hacı olmayanlara hacı olma fırsatı olacak. Böyle bir efsaneyi sadece iki kere izleyebilmek gerçekten üzücü. En azından benim için. Ama konserden umudum şu olacaktır ki Touch of Evil’i canlı olarak izlemek için son şans. Bir önceki İstanbul konserinde böyle bir şey olmamıştı. Baya hayal kırıklığı idi ama konser genel olarak süper ötesi idi.

Sanırsam Türkiye müzik piyasası için inanılmaz bir yıl. Aynı yıl içinde hem Iron Maiden hem Judas Priest izlemek hayal edilemeyecek bir şeydi. Üstüne Bon Jovi, Slipknot, Alice Cooper, Interpol ve diğerleri… Vay be…

The National

Bu aralar böyle Interpol kafalarındaydım. Lastfm’e bakayım, belki Interpol tarzı bir şeyler vardır derken benzer gruplar içerisinde The National’ı farkettim. Hemen albümleri bulduk, edindik ve sevdik. Gayet başarılı. Geç keşfettiğim içinde kendime kızmadım değil tabi. Indie sevenlere ve daha önce dinlememiş olanlara duyrulur.

Grup hakkında ufak bir bilgi vereyim. ’99 da Amerika’da kurulmuş olan grup, ilk albümünü 2001 yılında çıkarmış. Albümün adı, grupla aynı ismi taşıyor. Daha sonra sırasıyla; 2003 yılında Sad Songs for Dirty Lovers, 2005 yılında Alligator, 2007 yılında Boxer ve 2010 yılında High Violet. Şu anda da gaza  gelip dinlemeye başladım ve cidden güzel.

Bu arada Beşiktaş’ın merakla beklenen yeni transferi Ricardo Quaresma (nam-ı değer Q7) İnönü Stadı’nda imzayı attı ve formayı kaptı. Detaylara pek girmeyeceğim ama şu “Gerekirse bu takımı şampiyon yapmak için saha içinde kanımı bile akıtacağım. Hayatımın en güzel anını yaşıyorum” açıklaması çok ilgimi çekti. Savaşa mı gidiyoruz be birader dedirtecek bir açıklama bu. Taraftar profiline uygun bir açıklama evet, ama ben daha önce hiç bir oyuncudan böyle bir şey duymadım. Umarım gerçek anlamda katkısı olur da bizde seviniriz.

İmza töreninin fotoğraflarına baktığımda istenmedik manzaraları gördüm. Vuvuzela, İnönü ile tanışmış. Bugün de zaten bir sitede 9.99 TL ‘ye satıldığını görünce, gelecek sezon çok eğleneceğimizi farkettim. Aslında şöyle bir şey geldi aklıma. Dünya Kupasını kazanan takımın oyuncuları totem yapıp, “bundan sonra vuvuzelasız maça çıkmayız abi!” triplerine girerler mi? Beni en çok geren düşünce bu oldu. Belkide takımdan kovulma durumuna bile gelebilir bu arkadaşlar böyle düşünürlerse.

Bu arada artık konusu  tamamen futbol olan (analiz vs) yazılarımı Pozitif Futbol blogunda yazmaya başladım. Herkese hayırlı olsun.

Ayın 23’ünden sonra asosyal hayatım sona erecek. GDAÜ zirvesinden sonra bende herkes gibi yaşadığımı hissedeceğim. Az kaldı… O bitince de zaten önce Sonisphere’de Rammstein ile coşup, üstüne arkadaşımın düğününde halaya başlayıp, başka bir arkadaşımın düğününde halaya son vereceğim. Dinlenmek yok, yola devam (uykusuzluktan geberiyorum)…

P.S: Evet, hala bilgisayarımındaki sorunu gideremedim. Hırsa bağladım ve formatsız çözmeye çalışacağım. Aramızda inanılmaz bir çatışma çıktı. İyi olanı bilmiyorum ama umarım ben kazanırım…