Müzik Öneri: KARI AMIRIAN

Bugünkü konuğumuz İngiltere’den bir Polonyalı olan ve geçtiğimiz günlerde çaktırmadan üçüncü albümünü çıkaran Kari Amirian. Kendileri indie pop müzikler yapıyor diyebiliriz.

2011’de ilk albümü olan Daddy Says I’m Special‘ı yayınladığında Lykke Li ve Björk gibi kişilerle kıyaslama bile yapılmış. Daha sonra 2012’de İngiltereye giden ve 2013’te ikinci albümü olan Wounds and Bruises‘ı yayınlıyor. Bu albümü buradan dinleyebilirsiniz bile. Bu gazla da 2013’te Leeds’e taşınıyor. Hayatına burada devam ederken üçüncü albümü I Am Fine‘ı geçtiğimiz günlerde piyasaya sürdü. İlk iki albüme göre biraz daha farklı tarzda ve kendinin farklı bir müzik yeteneğini gösteriyor. Albümün soundu dinamik, biraz 80’ler ve fresh (Böyle İngilizce kelimeler kullanmayı sevmiyorum ama doğru tanım bu biraz).

Albümde 11 şarkı var hepsinin sözünü Kari’nin de gitaristliğini yapan Ryan Carins yazmış. Albüm İngiltere’de hazırlanıyor ve prodüktörlüğünü ise Kari’nin kendisi yapıyor.

Müzik Öneri: VÉRITÉ

Son dönemde paso indie pop önerilerim oluyor farkındayım. Bu istikrara devam etme aşamasında yine indie pop önerisinde bulunacağım: Vérité.

Asıl adı Kelsey Byrne, sahne adı her ne kadar fransızca bir kelime Vérité olsa da aslen Brooklyn, New York’tan. Öğrencilik yıllarında şimdiki tarzından çok farklı olarak The Cranberries, Nirvana, ve Green Day dinlemiş olup, kızlardan oluşan punk cover grubunda yer almış olsa da 16 yaşından itibaren kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Açıkçası nerden esip punk/rock tarzından böyle bir tarza geçiş yaptığını kendisine sormak istiyorum.

Daha önce 2014, 2015 ve 2016’da üç tane EP çıkaran Vérité, bu EP’lerle baya dikkat topladı. Özellikle ikinci EP’si Sentiment, Time tarafından da baya övüldü. Geçtiğimiz günlerde de ilk stüdyo albümü olan Somewhere in Between‘i piyasaya sürdü. Albüm 13 şarkıdan oluşuyor. Bu arada Sentiment albümü kadar iddialı diyebilirim.

Başta çok yaygın bir sesi var gibi gelmesine karşın, daha sonra sizi saran değişik bir havası var. Müzik ve sesin tonu birleşince ortaya baya zengin bir hava çıkarıyor.

Eski EP’leri ve güncel parçalarına Soundcloud üzerinden erişebilirsiniz. Ben dinlemenizi tavsiye ederim.

Buraya da yazıyı okurken dinlersiniz diye son albümünden beğendiğim bir şarkısını bırakıyorum.

Müzik Öneri: Tom Hickox

Morrissey’den sonra bir İstanbul isimli şarkı da Kuzey Londralı Tom Hickox‘dan geldi. Son albümü Monsters In The Deep’in ikinci ve neredeyse albümün en canlı şarkısı İstanbul. Tabi ben şarkıdan dolayı değil kendim için yeni bir keşif olarak bulmamla tanıştım Tom Hickox ile. Kendisi Britanya’nın en ünlü orkestra şeflerinden Richard Hickox ile orkestra davulcusu bir annenin oğlu. Buna rağmen kariyerine bu yön yerine daha popüler bir müzik kültürüne yelken açarak piyasaya çıkmış. Tabi bu geçmiş ona muhakkak bir özgüven aşılamış. Bu sesinden de çok belli oluyor.

Monsters In The Deep Tom Hichox’un ikinci albümü. Bir kaç yerde indie pop türünde olarak gösteriliyor ama bana sorarsanız daha fazlası. Sesinin tonu çok şekil dolgun ve derinden gelen bir içtenlik içeriyor.

Gezmeyi seven bir arkadaş gittiği yerlerde yaşadıklarını da şarkılarına yansıtıyor. İstanbul ve Korean Girl in a Waiting Room bunlara örnek misal. Açıkçası dinlemenizi öneririm.

Son olarak 10 parçadan oluşan Monster In The Deep albümünün içeriğinde bu şekilde:

Man of Anatomy
Istanbul
The Plough
The Dubbing Artist
The Fanfare
Korean Girl in a Waiting Room
Perseus and Lampedusa
Monsters in the Deep
Collect all the Empties
Mannequin Heart

Youtube Playlist Öneri: Alex Rain Bird Music

arbm

Geçtiğimiz yıl sonuydu sanırsam… Youtube’da ne dinlesem diye gezinirken efsane bir kullanıcı buldum. Aylık indie pop, folk, rock ve o tip müziklerden playlist oluşturuyor. Ayrıca haftada bir kaç defa tek parçalarla da kanalını süslüyor. Kim bu arkadaş tanımıyorum ama hesap ismi Alex Rain Bird Music. Bu İngiliz arkadaş her ay 50 yeni grup/şarkıcı garantisi bile veriyor.

Çalışırken, eve arkadaşlarınız gelmiş fonda bir şeyler çalsın veya kitap okuyorsunuz yine fonu şenlendirmek için birebir.

Hem yeni şeyler keşfetmek isteyenler, hem de farklı tonlar arayışında olanlar için birebir.

Müzik Öneri: Fleurie

fleurieloveandwarfrontcoverphotocopyValla hep grup önerdiğim için başa ne yazayım bilemedim müzik diye geçiştirdim ama Fleurie pek geçiştirelecek gibi değil.

Gerçek adı Lauren Strahm olan ablamız (grupların maskesiz halllerini ortaya çıkarmış gibi mutluyum ismini yazınca) sahne adı gibi Fransız değil, Amerikalı ve dreamy ve cinamatic soundlarında pop müzik yapıyor. Gerçeği söylemek gerekirse bende son albümü Love and War albümüne kadar kendisinden bir haberdim ama bu albümü gerçekten çok hoş. Albümdeki şarkıları kendi yazıp bestelemiş Fleurie. Birden fazla enstrüman çalabilmesinin de faydalarını zaten şarkılara çok güzel yansıtıyor. Kendi sesine biraz orkestral, popvari ve elektornic ezgileri katınca da artistik bir şey ortaya çıkmış. Hepsinin yanından albümün prodüktörlüğünü de Kelly Clarkson ve Norah Jones’a da bu işi yapmış Matt Stanfield üstleniyor.

Daha çok teknik detay yerine biraz da albüm tınısı hakkında bir kaç şey yazmak da yarar var. Fleurie’nin sesi ve haliyle şarkıları da dinlendirici ve umut verici. Böyle sonlarına doğru hoş bir yumuşak yükselişi var parçaların. Özellikle albümle aynı ismi taşıyan Love and War ve Soldier bu modda. Hatta ablamız parayı marayı dert etmemiş ve şarkılarını Soundcloud’a yüklemiş: ahanda!

Önceki albümlerini dinlemeye daha cesaret edemedim, önce Love and War’un dibine vurup, tadını çıkarıp, sömürmek daha çekici geliyor bana.

Bu tarzı seviyorsanız zaten kesin dinleyin de hoşuma gider derseniz kesin dinleyin.

Grup Öneri: Monochrome

equipe

İlk albümlerini 1999 yılında çıkardıkları için çok mu geç keşfetmişim diye düşündüğüm bir grup Monochrome. Hoş 99’dan beri beş albüm çıkarmaları da ayrı bir durum. Birde adı nedense baya tanıdık geliyor bana.

Beşinci stüdyo albümleri Unitâ’yı nisan ayında çıkaran Monochrome, Chris Specker, Helm Pfohl, Marc Calmbach, Marten Thielges ve Dominik Thomann’dan oluşuyor. Almanya ve İsviçre kökenli grup indie pop-rock tadında müzik yapıyor.

Unitâ’da daha önce de birden fazla kere paylaştığım The Sense of a Sentiment bana göre çok iyi. Özellikle kadın vokal ortalığı dağıtıyor resmen.

Normalde bir grubu yazmadan önce diğer albümlerini de idnlerim fakat Monochrome’da önceki albümlerini dinleme fırsatım olmamasına rağmen direkt olarak yazmayı düşündüm. Vaziyet bu, öneririm.

Grup öneri: Tim Myers

Tim-MyersKonu başlığı grup öneri olsa da bu sefer bir solo kariyere başlayan birini önereceğim. 2004-2007 yılları arasında OneRepublic grubunda basistlik yapan Kaliforniyalı Tim Myers solo albümünü bu sene çıkardı. Daha öncede bir EP çıkaran Myers’ın Tecnicolor adını taşıyan albüm için indie pop, alternative diyebiliriz.

Bir çok dizide ve Google Chrome’nn promosunda da şarkıları kullanılan Tim Myers’in soundu yumuşak ve gerçekten çok güzel. 14 parçaya sahip albümde Under Control, Tecnicolor, Go! Let’s Go!, This is Love ve özellikle Creatures of the Night gerçekten güzel parçalar.

Tim Myers’ın parçalarında hep bir umut var sanki. Belki de ses tonunda ve kullandığı sounddan öyle geliyordur. Ama gerçekten dinlendirici. Tam ilkbahara özel, pazar sabahları dinlenenesi türden.

Kendisinin bir video klibi yok, kendi sitesinde de insanların koyduğu videoları paylaşıyor. Biraz garip ama bir yandan da hoş ve değişik. Video yoksa Grooveshark’a yüklediğim şarkıları paylaşırım.

Creature of the Night, Tecnicolor, Under Control