Haydi geçmiş olsun…

İlk maçtan sonra yazacaktım ama sinirlerime hakim olmayı başardım. Dün maçın 40. dakikasından sonrasını izleyebildim ve iyi ki de olmuşum demişim. İsimsiz insanlar her zaman daha çok güvenilirdir. Aslında nereden başlasam bilemiyorum. Federasyonun hatalarından mı? Teknik ekibin hatalarından mı? Yoksa ego şampiyonu oyuncularımızdan mı? Destek bile olamayan taraftardan mı?

Balık baştan kokar. Kendi kararlarını bile veremeyen bir federasyonumuz var. Devleti arkasına almış, ne yapması gerektiğini bile bilmeden hareket ediyorlar. Hiddink’in isteği üzerine maçı İstanbul’a alıyorsun ama geçmişe hiç bakmıyorsun. En kritik maçlarımızı hep İstanbul dışında oynamış ve kazanmışız. Çünkü ülkeyi, halkı tanıyan teknik direktörler ile bunu yapmışız. İstanbul maçlarında hep aynı şey olmuştur. İnönü’de Fenerbahçe’ye laf atılmıştır , Kadıköy’de Galatasaray’a laf atılmıştır ve son olarak da Türk Telekom Arena’da Fenerbahçe’li oyuncular protesto edildi, ıslıklandı. UEFA kupası finalinde bile Fenerbahçe tezahüratları yapılmıştı. Biz böyle insanlarız işte. Aslında Hiddink’i orada oynamak istediği için suçlayamayız çünkü o bilemez. Federasyonun bunu bile uyaramayacak acizlikte olması üzücü.

Daha altlara inersek teknik heyet gerçekten başarısız. Hiddink 2014 dünya kupası için gençleri monte etmekten filan bahsediyor. Evet dedikleri ve yaptıkları bu açıdan bakılınca mantıklı ama sahada bir umut olur, bir gelişme olur. Hiç bir ışık yok. İçeride dışarıda kolay pes eden ve kontra ataktan gol arayan bir takım var. Burak’a bel bağlamış durumdaydı sadece. Burak kendi takımında bile ara toplarla etkili olan birisi. Nasıl gol attığını da mı izlemiyor? Aslında asıl sorulması gereken şu: Büyük diye adlandırılan takımların maçları dışında hiç mi maç izlemiyorsun? Bunu uyarması gereken kişilerde yanlarında figüranlık yapıyor. Süt dökmüş kedi gibi yanlarında takılıyorlar. Volkan’ın formsuz olduğunu, Hasan Ali Kaldırım diye bir sol bekimiz olduğunu ya da takımında harikalar yaratan ve en sıkıntılı olduğumuz mevkilerden birinde formda Egemen ile daha başarılı olacak Serdar Aziz’i bilmiyor olamazlar. Bugün şişiriliyor mu bilmiyorum ama Mehmet Topal’ı inatla kadroda düşünmeyişinin bir açıklaması olması lazım. Selçuk Şahin kendi takımında daimi değil ki milli takımda ilk 11 çıksın. Yani neresinden tutsan elinde kalıyor.

Oyunculara bakıyorsun şişmekten patlıyorlar. Ülkece destek olacağımızdan çok şişiriyoruz onları. Almanya maçından önce olduğu gibi yine aynı şeyi yaptık ve patladılar. Yapısı böyledir Türk halkının. İki övgüyle bir şey olduğunu sanar. Hepimiz böyleyiz ama. Mütevazi olup, egolarını bir yere koyabilselerdi en azından duruma isyan ederlerdi. Sinirden duran topa vurup sarı kart görüp, kendini cezalı duruma düşürmezdi. Sabri gibi isyan eder ve elinden geleni yapardı. Evet komik gözüküyordu ama adamın kapasitesi o. Tek başına isyan etti diye dalga geçenler bile oldu ama yüreğini koyan tek oymuş onu gördük. Hepimiz kendisi ile dalga geçiyoruz ama hakkını da vermek, saygı göstermek lazım. En azından sinirini, isyanını oynayarak geçirmeye çalışıyor. Kafasızca hareketler ederek değil.

Volkan’ın durumu aslında biraz karışık. Sonuna kadar haklı olduğunu düşünüyordum ki yaptığı açıklamalarla haklı olduğu halde kendini haksız yere düşürdü. Volkan Fenerbahçe’de de çok iyi değil son dönemde. Baya formsuz ve hırsını yitirmiş durumda. İlk maçta da yediği golleri yemeye bilirdi kesinlikle. İlk iki golden bahsediyorum. Ama çıkıp da ıslıklamak, küfür etmek mantıklı mı? Hele ki kalecine bunu yapmak ne kadar akıllıca? Adam son oyuncu, onun hatası net gol demek. Maçtan sonra protesto edersin ki o bile doğru değil ya… En büyük tepkiyi küfür etti diye gördü. Küfür etme olayını sevmem ama yediği küfürler ve protestodan sonra onun da tepki göstermesi normal. Hatalı olan reji. Potansiyel olarak bunu yapabileceğini bildiğin oyunculara pozisyondan sonra ağzının ortasına zoom yapmak bir yayıncılık başarısı değil, reyting uğruna insanların arasını açmaktan başka bir şey değildir. Oh Fenerliler ile Galatasaraylılar birbirine girer, maçlarda gerginlik çıkar, bize de haber düşer. Mis… İngiltere’de sahaya biri girince onun suratına ya da yediği tekmelere zoom yapmaktansa insanların tepkilerini gösteriyorlar. Rezaletlerini görmesin izleyenler diye. Zaten daha buradan çuvalladığımız için yapılana şaşıramıyorum. Onu ıslıklayan, protesto eden taraftarında kafa yapısını anlamak mümkün değil, o ayrı. Milli takımı kendi takımından üstün bile göremiyor. Kafası buna müsait değil çünkü.

Bu yaşananlar bize ders olur umarım diye düşünüyorum ama pek sanmıyorum da. Basın istediğini çok güzel aldı ve ortamı da iyice gerdi. Bırakın haber yapmayın her şeyi de çabuk atlatalım şu günleri. Ama mümkün değil. Biz bunlarla besleniyoruz maalesef ki…

Günaydın…

Geçen haftasonu iki günde de gündemi baya dolduran olaylar yaşandı. Önce öğrenciler ve polis arasında (Daha çok polisin güç gösterisi), akabinde pazar günü de İnönü Stadı çevresinde Beşiktaşlı taraftarlar ile Bursaspor taraftarları arasında çıkan olaylar haber bültenleri ve gazeteleri yeterince meçgul etti. İlk konu değil ama ikinci konuyu canlı yaşamış insanlardanım. En azından o en ataşli dakikaları değil ama başlangıcı gözümün önünde oldu diyebilirim. Malum kombine kartım var ve Bursaspor maçlarından birine çok gitmek istediğim için pazar günü saat 12:50 civarında Kabataş’a vardım. Motordan inip sahil tarafından yürürken, Taksim tarafından gelen yolda Bursaspor taraftarlarının otobüslerden inme olayı gerçekleşiyordu. Dolmabahçe’nin girişinin orda polis kordonunun arkasında 10 – 15 dakika beklemek zorunda kaldım. Beşiktaş tarafından gelen ve köşede Kartal Yuvası’nın karşısında bekleyen Beşiktaşlı taraftarlar ile İnönü Stadı’na alınan Bursaspor taraftarı arasında sözlü atışma dışında, havalarda uçan bira şişeleri beklememizin sebebiydi. Polisin azıcık sayıda olması ayrı bir sorundu tabi. Özellikle meşhur fotoğraflar ve görüntülerde görünen o güvenlik çemberi gibi bir şey oluşturmuş halleri tam komedi aslında. Boş bir an bulduğumda zaten bende yokuşu tırmanmak için karşıya geçip, yeni açık tribünün girişine ilerledim. Benden yaklaşık beş dakika sonra tam fırtına kopmuş.

Şimdi bunun sorumlusu kim? Asıl sorumluları tabi ki de. Bir spor karşılaşmasına döner bıçakları, sopalarla (İstanbul’a girişte, Gebze’de Bursaspor taraftarlarının üzerinden çıkanlar) maça gelen Bursaspor taraftarı mı? Yoksa Bursaspor taraftarını bilenmiş bir şekilde bekleyen Beşiktaş taraftarı mı? Yoksa maçın başlamasına bir saat kala ki bu saatler stadın çevresinin en kalabalık olduğu anladır, stada alan emniyet mi? Yoksa maçı bu saate alıp, Bursaspor taraftarının yol mesafesini hesaba katmayıp, maça bir saat kala gelebilmesini sağlayan federasyon mu? Hepsini geçtim, anca insanlar bıçaklanınca hemen acilen spor yayası için harekete geçen (şu ana kadar uyuyan) futbol federasyonu ve spordan sorumlu devlet bakanı mı?

Burda holiganları savunuyor değilim ama bu olayların olacağı günlerdir hatta aylardır belli. Bursaspor taraftarının 2003 -2004 sezonunda küme düşmesinin gerçek suçlusunun Beşiktaş olarak kendilerini inandırmasından beri gerginlik devam ediyor ki bu yıldan sonra Bursaspor’un tekrar lige çıkmasından beri Bursaspor taraftarı ilk kez İnönü’ye gelebildi. Bu olaylardan sonra da Bursa’ya gelirseniz kan akar, canınızı alacağız tarzı tehditler şimdiden başladı. Ligin ikinci yarasında en kritik ve gergin haftalardan birine denk gelen bir maç Bursa’da oynanacak. Bunun sonu nereye varır kimse bilemez ama ne kadar insanların yaralanmasından sonra aklı başına gelen yetkililerin acilen gerekli önlemleri alması gerekiyor. Bunun içinde illa birilerinin zarar görmesinin gerekmesi gerçekten çok üzücü.