Alex De Souza

Pazartesi günü öğleden sonra son dakika haberi ile sadece Fenerbahçeliler değil Türkiye’deki tüm futbolseverin içi burkuldu. En meşhur huyumuzla senelerce bize emek veren adamları yaka paça klüpten atarız. 8 yıl boyunca Fenerbahçe’nin kazanığı tüm kupalarda başrol oynayan Alex De Souza takımdan üç dakikada ayrıldı. Ayrıldı dememin sebebi resmi olan kısmı. Aslında ayrılmadı resmen kovuldu. Kendini yönetici sananların egosu altında ezilmeye çalıştı. O ezilmek yerine baş kaldırdı ve gitti. Kişiliği, oyunculuğu ve profesyönelliği ile son yıllarda örnek gösterilebilecek bir oyuncuyu böyle kaybetmek sadece Fenerbahçe’nin değil Türk futbolunun zararıdır.

Ben şahsen şike davası sürecinde Aziz Yıldırım’a yapılanları haksız ve doğru olmayan bir hareket olduğunu düşünüyordum. Taraftarın tepkisi ve desteğinin yanlış anlaşılması da olasıydı. Nitekim Aziz Yıldırım Kadıköy’e gelen binlerce kişi ve onu destekleyenlerin sadece onu desteklediğini ciddi almış. Olayın Fenerbahçe olduğunu görmemiş ki böyle bir hareketle gönderdi Alex’i. Egosu olan bir kişi daha da şişmiş ve artık kendini Tanrı rolünde görmeye başlamış. Bu futbolculardan, taraftarlardan çok Fenerbahçe’ye çok zarar verecektir. Umarım gerçek Fenerbahçe taraftarı bu durumda sessiz kalmaz ve gereken tepkiyi koyar. Hep isimler geçici klüpler kalıcıdır deniyor. Ama unutmayın taraftar da isimsizdir ve klüp var oldukça onlar da olacaktır.

Gerçekten çok üzüldüm. Fenerbahçe’den ne kadar haz etmesem de Alex’in herkes için yeri çok farklıdır. Kendisi Beşiktaş’a 16 maçta 13 gol atmış sanırsam. Sevinmem gerekirken üzülüyorum. Çünkü futbol sevgim daha ağır basıyor konu Alex olunca. Facebook’ta gördüğüm bu güzel görseli de paylaşarak köşeme çekiliyorum.

İnanç meselesi: Potanın Kartalları

Dün akşam Beko Basketbol Ligi Final Serisi’nin 4. maçı Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynandı. Her şeyden önce şu iki istatistiği verirsem gerisini tahmin edebilirsiniz. Toplam reboundlar’da Beşiktaş’ın 40 – 20 üstünlüğü bulunuyor ve 4. periyoda Anadolu Efes 36 sayı ile girdi. Skora aldanmayın çünkü Beşiktaş maçın 4. periyodunun büyük bir kısmını genç ve yedek oyuncularla oynadı. Ergin Ataman’ın play-offlarda sadece zorunluktan veya faul yapsın diye oyuna sürdüğü Kartal Özmızrak final serisinde inanılmaz çok süre almaya başladı. Sadece 16 yaşında bu çocuk ve şu ana kadar yaşına ve tecrübesine göre çok iyi işler çıkarıyor. Hele ki dünkü asistleri gerçekten görülmeye değerdi. Bu Ergin Ataman’ın aslında ne kadar iyi bir koç olduğunu da gösteriyor.

Bunların hepsinden öte Beşiktaş’ın bu seneki başarısının temelinde “inanç” var. Önce onca eksiğe rağmen alınmış Türkiye Kupası ve kimsenin beklemediği anda alınmış bir Euro Challange kupası… Bunlardan sonra şu soruldu: Neden 3 kupa olmasın? İşte bu sorunun akabinde gelinen nokta final serisindeki 3-1’lük üstünlük. Şu ana kadar da hep en iddialı takımlarla oynamış bir Beşiktaş ve bu 10 maçın sadece ikisini kaybetmiş. Birini bir sayı, diğerini üç sayı ile. Ama kazandığı maçların çoğunda da hep üstünlüğü var. Fenerbahçe ile oynanan ikinci maçı izlemediğim için o maç dışında şunu söyleyebilirim ki kazanılan tüm maçların son periyotlarında aynı manzara vardı. Rakibi kendine oyununa mecbur eden ve istediğini yapan bir Beşiktaş. İşte bu özgüvenden sonra rakip her zaman tereddütler yaşayıp özgüven yitirdi. İnançlarını yitirmeye başladılar ve sonuncunda kaçınılmaz son oldu. Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki Ergin Atamansız bunlar olmazdı. Maçın son anına kadar sakin, olgunlaşmış duruyor. Hele ki Galatasaray ile oynanan son maç… Fark çift hanelerinde üstüne çıkıyor ama son periyot neler olacağından o kadar emin ki hiç gerilmiyor, sakince izliyor. Bir yanda rakip koçlar bir o yana bir bu yana savruluyor. Sonunda da kaçınılmaz son..

Kadro geniş değil diyoruz ama oynayanlar bir o kadar genişletiyor. Hawkins ve Arroyo’ya Ersin Dağlı mükemmel eşlik ediyor. Erceg gerektiği zaman devreye giriyor ve işi bitiriyor. Türk yetersizliğinden rotasyon kurbanı Bonsu ise oyunda çok süre aldığı zaman silip süpürüyor ortalığı. Dünkü ve bir önceki maçta adeta şov yaptı. En doğru takımda oynadığının o da farkında. Taraftar gazını çok iyi kullanıyor. Blok anında bile gözlerindeki hırs ortaya çıkıyor. Bunların dışında Serhat Çetin’in sezon genelinin altında oynamasına rağmen Mehmet Yağmur’un play-offda performansını yükseltmesi bu açığı iyi de kapattı.

Bu takımın mimarlarından biri de Erdoğan Demirören. Adını ağzımıza bile alamayacağımız oğlunun yaptığı onca rezil şey ve Beşiktaş’ı adeta batırmasına rağmen baba Demirören basketbol takımına sahip çıktı. Benim bildiğim şu an mali açıdan tüm destek ondan geliyor. Seneye de bu desteğe devam edeceğini söylüyor ki umarım olur. Yeni yönetimle anlaşırlarsa ki hele süper olur.

Cuma günü tahminime göre son maç oynanacak. Son maçta Anadolu Efesli oyuncular sonucun kaçınılmaz olduğunu anladılar. İnançlarını artık tamamen kaybetmiş gibiler. Çirkinleşmenin sebebi de buydu aslında. Normalde öyle olmayan kişiler, o farktan sonra sezonun da yorgunluğu ile biraz abarttılar faulleri. Artık şampiyonluk zamanı Beşiktaş Milangaz için. Artık basketbolda Beşiktaş var deriz. Bir kaç iyi transferle seneye Euroleague gerçek atmosferi de görmüş olur… Potanın Kartalları şampiyonluk zamanı!

Son saniyelerin haftasonusu

Cuma’dan başlayıp, pazar gecesine kadar süren zamanda beş tane maçta son saniyelere kadar heyecan mı desem, stres mi desem bilemediğim duygular yaşandı. Cuma günü önce Panathinaikos – CSKA maçı, daha sonra Barcelona – Olympiakos maçı ile oturmadan basketbola doyduk resmen. İki maçta son basketlere kadar süperdi. Açıkçası ben Final Four’da Panathinaikos’u destekliyordum ama o son topu herhalde kimse açıklayamaz. Oraya kadar getirilen maçta o son top cidden ağlatır insanı. Ne kadar kötü kullanılır?’a ders gibi. Daha sonra da Beşiktaş maçını sallayıp resmen Olympiakos’a odaklandım. Pana olmadıysa illa da komşu olsun şampiyon diye Olympiakos’u destekledim. Spanoulis insan olsaydı herhalde böyle oynayamazdı. Resmen Yunan taktiği ile uyuta uyuta finale çıktılar. Final mi? İzleyenler bilir, fazla söze ne gerek… Euroleague tarihinde en süper geri dönüş tescilli olarak. 28 dakikada 19 sayılık farkı kapatıp, son saniye basketi ile şampiyon olmak. Hele ki kadrodanki iyi oyuncuları kaybetmiş olmana rağmen. Ama buradaki koç faktörü de asla yadsınamaz. Dušan Ivković resmen takım olma dersi verdirtti. Hele ki maç içinde gitti denen maçı nasıl geri getiren taktikleri bir anda ortaya çıkararak Avrupa’nın en iyi koçu olduğunu kanıtladı. Tabi ki bunda Teodosic’in katkısı da yadsınamaz. Son periyotta yanlış hatırlamıyorsam 5-6 hücumu tek başına mahvetti. Daha bencilce kullanamazdı sanırsam. Belki de Sinan Erdem ile kötü anılarının olmasınında bunda etkisi vardı. Sonuç olarak mükemmel bir final ve bir turnuva izledik. Gene İstanbul ve gene unutulmaz bir final.

City'in resmi twitter hesabının paylaştığı fotoğrafFinalden hemen önce İngiltere’de inanılmaz anları izledik. Son haftaya uzayan şampiyonluk yarışının galibi bildiğiniz gibi uzatmanın da son dakikalarında golü bulan City’nin oldu. 44 yıl sonra gelen şampiyonluk sonrası “NOT IN MY LIFE” pankartı ile birini gördüm. Bir kesim Fenerbahçeli arkadaşım için de kupa alırlarsa bunu yapmalarını öneriyorum. Neyse önemli olan burada QPR’ın Stoke City’in golünden sonra ve o maçın bitmesinden sonra artık daha fazla kasamamaları. Resmen bir rahatlama yaşadıkları an son gol geldi. Cisse’nin koşarak gelip Nasri’ye sarılması filan.. Bunlar cidden çok güzel görüntüler. Bizim ülkemizde olmayan cinsten. Maçın bitimiyle birlikte de tüm tribünler sahaya girdi. Ama ondan önce hele ki skor 1-2 iken taraftarların tepkileri de ayrı bir komikti.

Geri sayımın son maçı ise Türkiye’den: Fenerbahçe – Galatasaray. Saçma sapan bir playoff olayı çıkarıldı. Nedeni çok belli: Şike olayları yüzünden kaybedilen LigTV müşterileri ve insanları futboldan soğuyup ilgi göstermediği dönemdeki kaybı playoff’ta geri kazanmak. Fikstürün bile LigTV’nin stüdyolarında çekilmesi filan komedi ötesi. Nitekim istenen de oldu ve Playoff’ta Fenerbahçe aradaki puan farkını kapattı ve şampiyon belirleme son maça kaldı. Maçı izleyenler bilmiyorum dikkat etti mi ama maç mı izledik yoksa reklamları mı belli değildi. Ne kadar büyük televizyon alırsanız alın yayıncı kuruluşlar daima onu sizin için küçültmesini bilir. Neyse maç berabere bitti, maçın stresi ve gerginliği ile sahada futbola dair hiç bir şey olmadı. Cüneyt Çakır cidden iyi yönetti maçı, bunu da belirtmek lazım. Saha futbolcular arasında oluşan ufak gerginlikler filan çok normal. Seyircinin sessizleşmesi filan, kendimi onların yerine koyamıyorum o an. Son düdükten sonra da Fenerbahçeli hiç bir futbolcu pislik çıkarmadan, üzüldü. Haber yalan değilse ki sanmıyorum Alex Galatasaray soyunma odasına gidip herkesi tek tek kutlamış. Olması gerekenler bunlar. Olmaması gerekense sahaya girmeler, çatışmalar filan. Polise de nasıl talimat verildiyse saha gireni bayılana kadar dövmek filan… Şaka gibi cidden. Bu ülkede taraftara, maça gidene teröristten öte bir muamele yapılıyor. Takımı, rengi hiç önemli değil. Hepsine aynı muamele. Ama en çok şu soruyu sormak isterim: Benzin istasyonuna fişek atıp, oradaki arabaları devirip yakan mı daha salak, yoksa benzin istasyonun yanında havaya ateş eden polis mi? Yaşananlar rezalet ötesi. Ama normal taraftarında bunları yapacağına asla inanmıyorum.

Şimdi kesişme noktasına gelirsek; bu üç maçında ortak noktası, üçünde de sahaya taraftarın girmesi. City maçında sahaya girildi, futbolculara sarıldılar ki futbolcular baya korktu bu durumdan ama özel güvenlik futbolcuları alıp soyunma odasına götürdü. Sonra 15 dakika geçti geçmedi taraftar tribünlere geri döndü ve saha içi boşaldı. Polis mi? Ne polisi? Lakin Olympiakos şampiyon oldu, tribünlerden seyirciler sahaya indi, basketbolcularla coştular ama kimseye dokunulmadı. En azından kaba kuvvet olmadı. Ne oldu? Seyirci kendi kendine yerine geçti… Bir de kendi ligimizdeki maça bakıyoruz. Tamam biri uluslararası bir turnuva filan ama ne olursa olsun sahaya girdi diye taraftarı o kadar dövme olayları filan… Kafalarda sorun var ve bu tek taraflı da değil…

Trend bu, ne yaparsın?

Kadıköy’de gene değişim gerçekleşti. Trend neyse dönüşüm o yönde oluyor. Eskiden internet cafeler meşhurken her yer internet cafeydi. Şimdi o gördüğümüz yerlerin hepsi fish & chips modunda birahanelere dönüşmüş. Yan yana 39849384 tane bayar bir şekilde de seni içeri sokmaya çalışan tipler var. Tam turistik bölge olmuş. En sevmediğim konsept. Nevizade’nin yeni versiyonu gibi. Çok ucuz ve basit gözüküyor. Seveni vardır ama benim gibi sevmeyeni de çoktur. Bu tip mekanlarda içeride bir konsept olması daha hoş oluyor. İyi kötü bir şey olması lazım. Tıpkısının aynısı mekanlar bayıyor. Ama dediğim gibi trend bu ne yaparsın?

Kitap okumak istiyorum artık. Alıyorum yeni kitaplar okuyamıyorum. Gözlerim kapanıyor direk, bu konuda cidden yardımcı olabilecek birilerine de ihtiyacım var diyebilirim.

Bir de Euroleague Final Four’a gitmek istiyordum ama biletler tükenmiş. Ne zaman çıkmış, ne zaman bitmiş anlamadım. Cidden gitmeyi çok istiyordum. Yazık oldu… Kim mi şampiyon olur? Tabi ki CSKA…

Bu arada EuroChallange’da şampiyon olduktan sonra playoff’da da Fenerbahçe’yi eledik, süper gidiyoruz. Bu sene daha umutlu gibiyim ama benim şampiyonluk için favorim olan Galatasaray ile yarı final oynayacağız. Cidden zor tur, zaten bunu geçen şampiyon olur. Çok zevkli ve çekişmeli bir play-off turu olacak. Umarım kazanırız.

Şikelendik!

Pazar akşamı Trabzon’daki olaylı maçtan sonra çaktırmadan PFDK şikeden dolayı sevk edilen kişiciklerin cezalarını açıkladık. Gördük ki bir seneye yakındır devam eden şike olaylarının asıl sorumlusu İbrahim Akın’mış. Şizofren gibi her şeyi tek başına yapmış. En büyük cezayı o aldığına göre bunu anlamalıyız diye düşünüyorum. TFF başkanı Demirören ne demişti? “Şike girişimi sahaya yansımamıştır.” Futbolcu şike yaptı diye adama ceza veriyorsunuz üstüne sahaya yansımamıştır diyorsunuz. Milyonlarca insanı aptal yerine koymaktan başka bir şey değildir. Futbolcunun şike yaptığı maçta şike yok. Ayrıca şike sahaya yansımamış. İbrahim Akın herhalde o maç oynanırken Moda parkında çayını yudumluyordu…

Şike olaylarının başından beri ilerlenen yolun yanlış olduğunu savunmuştum. Şike varsa hemen cezaları kesersin bunların cezasını vermek bu kadar uzun sürmezdi. Şimdi senin verdiğin bu cezalardan sonra hukuk nasıl ceza verebilecek? Mahkeme Aziz Yıldırım’ı şikeden dolayı cezalandırırsa TFF ne yapacak? Onlar mı itiraz edecek karara? Bu kadar saçma sapan bir şekilde işin içinden çıkılırsa bitmişiz demektir. LigTV para kazansın diye bir playoff uydurulup insanları birbirine düşman ettikleri yetmiyor, bir de saçma sapan işler yapıyorlar. Geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı acaba?

Her şeyden çıkardığımı sonuç İbrahim Akın şikenin elebaşı. Futbol hayatı bitti zaten de çıkıp konuşacak mı acaba? En başında iftira etti diye olayı başına neler geliyor. Boşuna dememişler doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye. Ama şu ana kadar susuyorsa da bir şey vardır demek. Herhalde playoffun bitmesini beklemiyordur konuşmak için…

Üstüne Türkiye Kupası final maçı da lig bittikten sonra. Sırf playoffda oynuyorlar diye yorulmasınlar. Gerçekten süper zeka beyinlersiniz. Tebrikler…

Neler olmamış ki…

Baya oldu, baya birikti. Birikmemesi elde mi? Bin çocuk devletin sütünden zehirleniyor ama hatayı kabul eden yok. Sütü satan masum, sütü veren masum, sütten zehirlenen onca çocuk suçlu. Tesadüfen de hepsi aynı alerjiye sahip. Bak Allah’ın işine. Yoksa çok içtikleri için mi oldu? Çok da değil 200 ml… Yeni nesil çocukları ve insanları çok nankör. Sen onlara iyilik yap onlar çocukları hasta oldu diye seni suçlasın. Çocuğu bozuksa devlet ne yapsın?

4+4+4 yanlış. Ya 4+4+2 olur ya da 4+2+4 olur. Hala öğrenemediniz mi kaleci dışında sahada 10 kişi olur… Dur ne eğitimi?..

Şike şike şikelediler. Şike var dediler, bir ton dosyalar, bahanelerle insanları hapse attılar, orada tuttular / tutuyorlar ama gel gör ki neredeyse bir sene oldu ama şike sahaya inmemiş yeni anladılar. Sahaya inmeyen şike ne demek? Sahaya inmemiş şike neden yapılır? Hadi sahaya inmedi diyelim, nerede kaldı peki? O zaman o adamları neden tuttunuz o kadar içeride? Hepsini geçtim, madem şike yok neden teşebbüse olan ceza değişiyor? Bence bunca zaman nasıl çeviririzi mi düşündüler? Korkma kuzum ben bir şey yapmam sadece soruyorum. Mesela dün 58. madde değişirse keserim, yıkarım, çekilirim, çeker giderim böhühü diyen yönetici arkadaş basın açıklamasında bununla ilgili bir kelam etmemiş. Orada oturup bunları bize sunan basın mensupları da sormamış. Soramamış mı yoksa? Burada olay takımı yüzünden yüklenmek değil. Bir laf söyledin, yapacaksın. Sözünü tutacak cesaretin yoksa o sözü vermeyeceksin. Bunun rengi, ırkı, dini olmaz. Herkes için geçerlidir. Bakınız Emre ve ırkçılık olayı. Ne olay Emre ne de Fenerbahçe. Olay ırkçılık, terbiyesizlik, çirkinlik. Nouma bir halt etti direk kovuldu. Beşiktaş altyapısındaki çocuk attığı tweet yüzünden kovuldu. Kimse kulüpten büyük değildir. Yürek lazım bazı şeylere, yerse…

İnsanlar şunu anlamıyor. Yok marka değeri bilmem ne, geçin bunları. Anla artık ben olmasam sen olmazdın! Sen varsın diye de ben varım!

İnönü daha başlangıç…

Malumunuz cumartesi oynanması gereken ama pazartesine ertelenen ve olayların çıktığı maç aslında bir başlangıç. Sonun mu başlangıcı olur bilemem. Taraftarın savunulacak hiç bir tarafı yok. Olanlar tam kepazelik. Ama bunun asıl sorumlusu kim? Orayı düşünmek lazım. Sezon başında şike olayları ve hala sonuçlanmamış davalar yüzünden içine edilen lige bir de play-off saçmalığının eklenmesi ilk sırada olabilir. Beşiktaş taraftarı için de sezonun sonundaki ciddi düşüşün verdiği gerginlik eklenebilir. Play-off olunca sezonun sonuna doğru yaşanan gerginlik tamamen ligin uzatmalarında yaşanacak. Şampiyon Galatasaray olmuş, neyi uzatıyoruz denebilir kendi açımdan. Diğer takımlar için son bir çırpınış mı? Yoksa iyi durumda olan takımın diğerlerini daha da ezmesini mi sağlamak?

Hatırlarsınız meşhur su derbisini. Şampiyon olarak gittiği statta Fenerbahçe’nin başına gelenleri. Hemen hemen aynı senaryo Kadıköy’de gerçekleşecek aslında. Basının ve özellikle LigTV’nin istediği bu aslında. Gündemlerini ayakta tutabilmek. İnönü daha başlangıç derken bundan bahsediyorum. Hoş keşke bunların hiç biri olmasa… Futbol yüzünden ölümlerin, filmlerin çekildiği İngiltere’de bile rakibini alkışlıyor Manchester United sahasına şampiyon geldi diye. Sırf takımca değil, taraftarca… Ne kaybetti? Koca bir hiç. Ne kazandı? Hala akıllarımızda inanılmaz bir anı olarak kaldı. Şimdi bunu su derbisine eşleştirin… Aramızdaki dağlar kadar fark bu işte. Taraftar olmak sadece bağırmak ya da çeşitli boyutlarda şovlar yapmak değil, centilmenliğini de sergilemektir.

Bu gerginliğe sebep olan sadece TFF değildir. Buna destek olan tüm klüpler de bunun suçlularıdır. Bu kadar gerginlik olacağı zaten belliydi. Neyse ki puan farkı var da son dakika gerginliği olmayacak gibi. Sonuçta tüm bu yaşananlar planlanmış bir durum, orası çok belli. Kim birinci, kim ikinci olur bazıları için bu önemli değil. Sadece yaşanacak gerginlikten prim yapacak insanlar çok fazla. Onlar emeline ulaşacak orası kesin.

Dünya Derbisi (!)

Dün maçın özetini izlerken spikerin “ve dünya derbisi başlıyor!” diye haykırmasını duyunca ne yapacağımı şaşırdım. Bir kaç sene önceye kadar dünyanın en eski derbilerinden biriydi. Diğeri malum Boca – River derbisi. Dün spiker en büyük üç derbisinden birine çevirdi olayı. Tamam bu iki takımı da tutmuyor olabilirim ama kendimizi kandırmayalım. Türkiye’deki hiç bir derbi dünya derbisi filan değil. Son yıllarda zaten rezaletleri ile öne çıkmış bir derbiydi. Üstüne şunu sorsam cevap vermeye utanır insan: Bu dünya derbisi kaç ülkede canlı olarak yayınlandı? 2? 3? Arap ülkelerinden başka İspanya’da mı? Neyse ki bu sefer olay filan çıkmadı da futbol konuşuluyor maçtan sonra. Ama nasıl oldu da lanet bozuldu anlamakta mümkün değil.

Dün gece derbi dışında da garip şeyler oldu. Son yıllara Şampiyonlar Ligi’ne damgasını vurmuş Manchester United kupadan elendi. Basel’e yenilerek herkesi şaşırttılar resmen. Onların dışında Manchester City, Porto ve Valencia da yollarına Avrupa Ligi’nde devam edecekler. Gene bizim şansımıza en kazık takımlar Avrupa Ligi’nde! Bu sezon baya farklı maçlarda oldu. Mesela dün Lyon’dan umutlandık gene ama 8 olması. İlk yarısı 1-1 biten maçın son 15 dakikasına 7-1 girildi. Bir tane daha ataydılar ya! Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlıların beklentileri vardı ama sadece Fenerbahçelilerin ki gerçekleşti. Dünkü maçlar sonunda üç takım gruplarında sıfır puan çekti ve Fenerbahçe’yi yalnız bırakmadılar. Olan gene bize oldu.

Play-Of(f)!

Süper Ligimizin lig lideri geçen haftaya kadar 16 gol atmıştı. 12 maçta 16 gol. Son haftada dört tane attı da istatistiğini biraz arttırmış oldu. Ona rağmen bir ligin liderinin sadece bu kadar az gol atmış olması normal değil. Son haftadan sonra ligimizde en çok gol atan takım Fenerbahçe ve attığı gol sayısı ise sadece 20. İşte play-off sisteminin bizlere verdiği çok güzel bir ayrıcalık. Takımlar gerekli yerde bitireyim yeter düşüncesi ile futbol oynamaktan çok işini garantiye almaya yönelik hareketler peşindeler. Büyük, küçük fark etmiyor. Hepsinin durumu aynı. Hedefi yüksek olanlar, ilk dörde girsem yeter, oradan şampiyon olurum diye düşünüyor. Çünkü ligi lider bitirmenin hiç bir ayrıcalığı yok. Eskiden vardı; ligi lider bitiren şampiyonlar liginde ön eleme oynama hakkı kazanıyordu ama UEFA buna izin vermedi. Ne karım olacak o zaman ligi lider bitirmemin? Dünyanın en saçma sapan olayını bize dayattılar, insanları da kaçırdılar statlardan. Şike davası yüzünden zaten soğuyan seyirci bu olaylarla birlikte artık iyice umursamaz oldu. Zaten maçlarda gayet sıkıcılar.

Ayrıca cumhurbaşkanı yasayı veto etti ya! Oh rahatladım yani resmen. Çok da güzel yaptı. Dayatma modelini deneyen klüpler birliğine tokat olsun bu. Dansöz ve ikiyüzlülüklerini umarım insanlar görüyorlardır. Aşkımız renklere filan diyoruz da adamların umurlarında değil. Sonuçta biz destekledikçe onlar primleri topluyor, kendilerini bir şey sanıyorlar. Bıkmanın da doruk noktasına ulaştık resmen. Rengi ne olursa olsun tüm klüpler aynı ikiyüzlülük içerisinde. Sonra neden başarı yok vs vs. Yabancı sınırı da artırıldı, artık takımlar yerli oyuncu alacağına yabancı oyuncu ile dolduruyor takımlarını. Ondan sonra Eskişehir Klubü’nün başkanı gibi çıkıyor Anadolu Klüpler’inin başkanları. Bir oyuncu için 10 milyon euro filan istiyor. Başka ligde olsa 500 bin euro etmeyecek adamları nasıl geçirebilirim derdindeler. Basın bir yandan doldurur, bunlar bir yandan kazıklar. Alt yapısına sıfır yatırım yapmış klüplerimiz de mecbur yer bu kazığı. Sonra hayal kırıklığı. Normal yani yaşananlar.

Futboluma dokunma diye bir protesto çıksa. Aynı İnternetime dokunma kıvamında. Yöneticileri biraz uyandırır kendi pembe dünyalarında diye düşünüyorum.