Twitter meselesi

Hep isyan,devamlı isyan. Neden isyan? Facebook’da bu kadar olmayan ama Twitter’da devamlı olan şey; isyan. Acaba neden Facebook’da bu kadar değilken Twitter’da böyle? Facebook newsfeed ekranında gördüğümüz şeyler bütün arkadaş listesindeki olan kişilerden çıkmıyor malum. Onun bile filtresi var. Bir de Facebook’un direkt olarak buna hizmet eden bir yapısı da yok. Ama Twitter tam tersi 140 karakterde kendimizi ifade etmemize hizmet ediyor. 140 olmazsa 280, o da olmazsa 420. Ayrıca çok basit bir takip sisteminin olması ve okunabilmesinin de etkisi var. Tabi Twitter’da arkadaş olma olayından çok takip etme, bilgi edinme mantığı var. Hiç sevmediğin birinle arkadaş olmazsın ama yazdıkları hoşuna gitmese bile takip edebilirsin.

Peki neden agresif ve isyanvari? Bunun sebebi de kişilerin düşüncelerini veya isyanını sadece etrafındakilere duyurmak istemiyor. Daha fazla insana duyurmak, onların da başka ve daha fazla insana duyurmalarını istiyorlar. Sonra pişmanlık oluyor mu? Tabi ki oluyor. Benim de silmek istediğim yazılarım oluyor ama 2000 küsür mesaj arasında bulup silemiyorum. Bu dikkat edilmesi gereken bir durum. Çoğumuz farkında değil ya da bir an fevri davranabiliyoruz.

Anladığım insan psikolojisi paylaşmayı daha da çok sevmeye başladı. Eskisi gibi bilgiyi saklamaktansa, paylaşıyor insanoğlu. Belki farkında olarak, belki de farkında olmadan.

Kalabalık içinde yalnızlık

Şu an internet dünyasında aslında yaşanan bu. Herkes bir kez gördüğü birini bile ya takip ediyor, ya da arkadaş olarak bir yerlerde ekliyor. Peki gerçekten kaçı gerçek bir amaç içim bunu yapıyor veya eklediği kişiyi takip ediyor. Bu aslında insanın en yakın arkadaşları içinde geçerli. Aslında bahsetmek istediğim şey biraz da bu. Bireyleri internet üzerinden takip edenler genelde en yakınları değildir, daha az görüştüğü veya hiç bilmedikleri. Bunun bir kaç nedeni olabilir. Örneğin düşüncelerini bildiği için veya kim olduğunu bildiği için yazdıklarını veya paylaştıklarını biliyordur veya tahmin edebiliyordur. En farklı senaryo ise takip ediyor gibi yapmak da olabilir. Ya da ediyor diye düşünüyor olabilir. Gerçekten üzerine gidilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Sosyolojik olarak araştırılması da gerekiyor olabilir. İnsan psikoloji çünkü bu takip kısmı.

Hal böyle olunca insan da kalabalığın içinde yalnız hissedebiliyor kendisini. Yüzlerce insan var tanıdığın ama kaçı gerçekten sizi biliyor, ne yaptığınız takip ediyor. Bu da böyle bir şey.

Steve Jobs ve 4S

Dün gece bizim için geç saatlerde Apple beynini, dehasını ve bana göre hemen hemen her şeyi olan kişiyi kaybetti. Çok şaşırmamak lazım, zaten kanser yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Şu açıdan da bakmak lazım; kanserli acı dolu bir hayatı yaşamaktansa ölmek daha iyi olabilir. Ama bundan sonra Apple’dan o varmış biri projeler beklemek hata olur. Minimalliği tavan yapmış tasarımları, kullanıcının gıcık olduğu mouseları ile de anacağız onu. Şu an Facebook ve Twitter’da herkesin iletisi aynı. Yerli – yabancı, ünlü – ünsüz fark etmiyor. Bir de “i”li espriler var tabi. iSad, iLegend vs… Şimdiye kadar okuduklarım bunlar da yapmazsanız daha iyi olur bence. Baymayın hemen insanı.

Dün de herkesin beklediği iphone 5 yerine 4S gelmesi süper oldu. Ben çok şaşırmadım, Satış stratejisi sonuçta. 5 geliyormuş gibi yapıp, rakipleri paniğe sokmak ve yeni ürünlerini normalden erken piyasaya sürmek zorunda bırakmak da bir strateji sonuçta. Yeni olarak işlemci hızı, siri ve daha kısa pil ömrü en çok göze çarpan durumlar benim için.

Siri denen olay çok güzel evet katılıyorum. Ama ilk değil. Yani bu kadar gelişmişi ve AI li olması bir ilk olabilir de Blackberry Torch’da da buna benzer bir olay vardı. Menülere sesli ulaşabiliyor, telefon edebiliyor veya programları açabiliyordunuz. Ama tabi ki 4s’deki kesinlikle daha iyisi. Yalnız dil desteği her zaman sorun olacak bizim için. Amerikan veya İngiliz halkı için süper bir olay. Hatta ilk partide Almanca ve Fransızca’da varmış. Onlar içinde süper ama ya bizim için… Hala Türkiye temsilcisinin Bilkom olması ve Apple’ında bizim piyasamıza girmeye pek niyetinin olmaması düşündürücü. Hatta öyle ki ilk aşamada Amerika’da satılacak 4s daha sonra 22 ülkede satışa sunulacakmış. Daha sonraki parti de Türkiye’ye gelecek. İşte Bilkom yerine Apple olsaydı böyle olmazdı. İnsanları çılgın kazıklayan Bilkom’dan daha iyisi de beklenemezdi açıkçası.

Son olarak R.I.P Steve Jobs diyelim…

İştahım açıldığı gibi kaçtı!

Akşam akşam okuduğum bir haber ile cinlerim tepeme çıktı. O konuya en son değineceğim. Sakinleşirsem tabi o ayrı.

Öncelikle ne kadar zamandır paylaşmak istediğim bir videoyu paylaşıcağım. Facebook’da bir arkadaşımın paylaştığı bir video aslında. Geleceğin mobilyaları diye bir video ama yaratıcılık ve pratiklik hat safada. Yatağa dönüşen bilgisayar masası veya camsız vitrin gibi raflı bir sistem; aslında 4-5 tane sehpanın üst üste konulmasından oluşan bir sistem. En üstteki sehpayı alıp asıl amacı içinde kullanabilirsiniz filan. Gerçekten çok şekil ürünler var. Var ama fiyatlarını tahmin bile etmek istemiyorum. Burada videoyu izleyebilirsiniz.

Bayadır paylaşmayı düşündüğüm şeylerden bir taneside Pegasus Havayolları’nın uçuş güvenlik videosu. THY’nin ki animasyon ve bayadır da yayında. Pegasus da küçük çocukları oynatarak esprili bir hava katmaya çalışmış ve başarmış. Baya hoş olmuş. Ama ben hiç İngilizcesini görmedim. Yani Türkçe bilmeyen yolcular nasıl anlayacak videoyu o ayrı bir soru işareti.

THY demişken onlar da bombayı patlatmış ve Kobe Bryant ile marka tanıtım elçiliği için anlaşmışlar. Yani Amerika’da THY tanıtımlarında Kobe Bryant’ı bol bol görüceğiz. Manchester United, Barcelona ve Eurolegue’nin tarihinde ilk sponsorluğundan sonra Kobe Bryant ile Amerika’da tanıtım yaptırmak büyük iş.

Amerika’da demişken olayı KFC’ye bağlayayım bare. Bundan 4 sene önce İspanya’da KFC’de yediğim ürünü KFC Türkiye daha yeni ülkemize getirerek büyük bir başarıya imza atmış oldu. Şu yeni çıkan Tower Burger’den bahsediyorum. Ama anlamadığım şey neden bu kadar geç geliyor bu ürünler. Fast Food tüketimi ülkemizde hat safada olmasına rağmen bu tip ürünler ya gelmiyor ya geç geliyor. Yalnız Tower Burger de baya lezzetli, tavsiye ederim. Ama asıl ürün Amerika’da geçen aylarda çıkan bir ürün. Ekmeksiz sandwiç. Double Down adındaki ürün iki tavuk arasında iki peynir arasında iki domuz salamı. At o domuz salamını koy onun yerine jambon efsane olur. Kalori patlaması bir kenara ama böyle arada kaçamak amaçlı yenir her türlü. (Tower Burger’in fotoğrafını koyucaktım ama yazıyı yazarken aklıma bu geldi, haliyle de bunun resmini koydum. Ee açık ara ile yani…)

İştahımız açıldığına göre şimdi de onu kaçırma vakti geldi. Malumunuz en pahalı akaryakıt Türkiye’de. En son gelen zamlarla 97 oktan benzinin fiyatı 4.01 TL oldu. Katar’da benzin sudan ucuz bu arada. Lafın gelişi değil yani cidden öyle. Ama bizde de benzin bu günleri gördü işte. Ama maalesefki buna tepki ancak lafta olabiliyor. Hala hergün binlerce 0 km otomobil trafiğe çıkıyor. Kimse arabasıyla çıkmayıp, yollarda tepki olarak yürüse filan, devlet insanların tepkisini anlar aslında. Aynı metrobüs fiyatlarının artışına gösterdiğimiz tepkiyi gösteriyoruz, hiç bir şey yapmıyoruz. Öyle bir milletiz ki sömürülmek bize koymuyor, zaten göstersende coplarla dayak yiyorsun. Demokratik bir ülkede tepkini gösterdiğin için suçlu sayılıyorsun. Neyse…

Yaz babam yaz…

Bir pazar sabahı (sabahın köründe demek daha doğru olur) bir Türkiye kalsiği olan sınav stresi yaşadık. Şu meşhur kopya skandalı yüzünden tekrarlanan kpss sınavı. Kopya yüzünden efsane kurallar gelmiş. Saati filan geçtim, içeriye su dahi sokulamıyor. İçeride hepsi veriliyormuş. Çanta filan sokmak da yasak haliyle. Merak ettim acaba cüzdan serbest mi? Yalnız başınıza giderseniz yandınız. 2-3 kendini bilmez kişiliksiz yüzünden binlerce insana çektirilene bak ya! Asıl bomba ehliyet sınavında olmuş. Adamın teki 30 soruyu 5 dakikada bitirip cebindeki kağıtları karıştırmaya başlamış. Görevliler de “n’apıyor bu delikanlı” diye bakmışlar çocuğa ve üstünü aramışlar. Çocuğun üstünden sınavın cevap anahtarı çıkmış. Pes artık! Ulan bare çaktırma be! Yapıyorsun bi’ şerefsizlik onu da adabıyla yap! Hiç mi kopya çekmedin daha önce? Sonra çocuğu sorguya çekmiş polisler filan, cevap anahtarını sürücü kursu sahibi vermiş. O da nerden bulmuşsa artık? Sonra odayı dinlerken almışlar cevapları deniyor, heh. Artık yozlaşmışlığın doruk noktasındayız. Çok üzücü…

Bugün gazetenin ekinde gördüm. Autoshow Fuarı’nda 2 günde 4 Ferrari siparişi verilmiş. Uçurum iyice açılıyor. Millet geçinemiyor, herkes kıymanın kilosunun 34 TL olmasını eleştiriyor ama 2 günde 4 Ferrari havada uçuşuyor. Ey maşallah! Hayra alamet bir durum değil bunlar.

Güzel bir şeyler olmuyor değil bir yandan; Iverson 6 Kasım’da geliyormuş, haberiniz olsun. Hala rüya gibi geliyor bana. Türk spor tarihinin en büyük transferi resmen bu. Öteside olur mu bilmiyorum. Beşiktaş’da oynayan bi’ oyuncu olsam sevinçten çıldırırdım. Facebook’da görmüştüm: Alemin gözü yaşlı, Allen Iverson Beşiktaşlı!

Cuma günü (29 Ekim’de, yani her yerin çok çılgın kalabalık olduğu gün) orjinal adıyla Social Network (Türkçe adıyla da Sosyal Ağ) filmine gittim. Bu kadar basit ve sığ bir konuyu nasıl böyle sürükleyci ve 1 sn bile sıkılmadan izlenebilecek bir film haline getirilmiş olması resmen sinema dersi. İyi ki filmi David Fincher çekmiş. Aslında tam nerd filmi. Zaten artık dönem nerdlerin dönemi (yani bizim dönemimiz haha). Yalnız herşeyin bir kızaolan kızgınlıkla başlaması trajikomik. Bu arada oyuncularında hakkını vermek lazım. Özellikle Jesse Eisenberg çok iyi oynamış. Hiç sevemediğim Justin Timberlake bile fena değil ve o yavşak tavırları yokru üstünde. Bu arada filmin müzikleri de gerçekten şahaneydi. Bulmam lazım bi’ yerlerden soundtrack albümünü.

Iverson’dan önce beklediğim bir şey daha Türkiye sınırlarına geldi! 29 Ekim günü sanırsam ilk sartışa çıktı Avea bayilerinde. Capitol’deki Avea bayine “Blackberry 9800 ne zaman gelecek?” diye sorduğum da “geldi ki” diye yanıt almam efsaneydi. Heyecan yaptım ve o akşam telefonu aldım (Hoş tabi artık ay sonları nasıl gelecek o ayrı konu). Cidden süper bir alet. Hiç bir (bunuda internette okudum) Blackberry’de olmayan görüntülü konuşma Torch’da da yok. Zaten şu ana kadar sadece askerdeyken kullandığım bir şeydi, kullanmasak da olur diye avutuyorum kendimi. Onun dışında gerçekten çok süper  bir alet. Tek sorunu kendi internet paketlerinin olması. Onun dışında 3G ile bağlanmak mümkün değil. Ama tanıttığınız kablosuz internetlere de otomatik olarak direk bağlanıp, öyle kalıyor.

Geçen hafta için şu meşhur samuray şemsiyemde geldi. Bu hafta bu konularda mutlu oldum diyebilirim. Sapı gerçekten de çok uzun. 2.yi satacaktım ama vazgeçiyor gibiyim. Hani yedek dursun işte mantığı. Ama beni o şemsiye ile hiç bir yere almazlar. Cidden katana gibi gözüküyor.

Son olarak Maradona’nın merhum Ahtapot Paul’un arkasından dediklerini kınayarak günü kapatıyorum.

Kapat kapat kimse görmesin!

Ülkemizde engellenen internet site sayısı aldı başını gitti. Son olarak belirtinen rakam 6000 (yazı ile altıbin). Maşallah. İpin ucu kaçtı gidiyor. Sırada Facebook olacak gibi. Bakan açıklama yapmış, uyarılara karşılık bir hareket yok diye. Biz bu kafayla zor dostum zor. Ama buna karşılık milletvekilleri, savcılar filan trafik kurallarına uymazsa ceza yemeyecekler. Yasallaşmış mesela bu. Kafaya bak, internete yasak, ama kurallara uymamak serbest. Trafikte kendinize dikkat edinderim ben. Bundan sonra kırmızıda geçecekelr alıp başını gidecek. Adamın kurala uyacağı varsa da artık olmaz. Çok iyi ya. Sonra Avrupa Birliği bizi istemiyor tripleri. Bu kafaları nasıl istesinki. Daha yaya geçidinde geçene korna çalan kafalar olduğu sürece. Çok iyiye gidiyoruz gibi gözükmek ayrı bir güzel. Neyse çok kaptırdım kendimi.

Geçen gün Avea’nın sitesine girdiğimde çok güzel bir banner gördüm. Blackberry’nin hastası olduğum telefonu 9800 Torch Türkiye’ye geliyormuş. Sadece Avea ile değil, Vodafone ile de alınabilecekmiş. Fiyatı veya kampanyası nasıl olur bilmiyorum ama ben o telefonu istiyorum! Dünyanın ilk dokunmatik ve qwerty klavyeli akıllı telefonu diyorlar. Onlar diyorsa doğrudur. Onlar kim bende bilmiyorum ama doğrudur!

Yeni OS 6’ı ile piyasaya sunulmuştu telefon. Amerika’da AT&T firması ile alabilmek dışında 500 dolara kontratsız da alınabiliyor. Korkuyorum ben buradaki fiyatından açıkçası. Malum Amerika’da 2000 dolarlık laptopı burada 6500 TL’ye satan bir zihniyet var. Hani vergi vergi diyorlar da bu yalanı ne kadar daha yedirmeye çalışacaklar. Böyle bir vergi yok, bu tamamen kar payı kar derler adama. 2000 TL’ye yakın birşey olur heralde, iPhone’lardan biraz tecrübemiz var artık. Kontratsız alma seçeneği de olursa aslında çok güzel olur. Bekleyip görüceğiz artık.

Bir vesileyle gördüğüm “Samuray Şemsiye”yi Türkiye’de 399 TL’ye satan zihniyet varsa aslında laptoplarıda o fiyatlara satarlar. Normal fiyatı 25 dolar. İnanılır gibi değil cidden ya. Yalnız şemsiye çok iyi. Alırsam bunu, gittiğim yerlere almazlar beni diye de korkuyorum. Ama çok güzel ve yaratıcı bir ürün. Alınca detaylarını yazarım pek tabi ki de.

Bu güzel ürünlerden bahsetmişken, dün bunlardanistiyorum.com’da çok yaratıcı ve pratik bir ürün daha buldum. Kendileri Dynomighty markasının bir ürünü olan Bottle Cap Tripod yani Şişe Kapağı Tripod. Çok zekice bir ürün. Her şişeye uygun. Tabi büyük makineler için şişeninde boyutu önemli. Sitede şu an satılmakta. 25 TL değerinde bu ürün. Bu dönem çok harcama yapmamış olsam direk alacağım bir üründür kendisi. Burda reklamını yaptık diye hemen bitirmezseniz ayrıca sevinirim.