Adeta küçük Beşiktaş: Kıyıköy

Baya zamandır gitmek isteyip şu üç günlü tatili fırsat bilip gidebildik Kıyıköy’e. Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Kıyıköy, yüzünü Karadeniz’e dönmüş ufak bir Beşiktaş adeta. Hangi mekana gitsek, hangi sokağında gezsek hep kartal heykelleri, asılı Beşiktaş formaları veya oralı insanların üstünde Beşiktaş ile ilgili t-shirtler. Sırf bu yüzden bile ısınmış olabilirim oraya.

İstanbul’dan öğlen çıktığımız için haliyle köprünün az trafiği olsa bile ve İstanbul çıkışındaki otoban trafiği ile üç saat sürdü yol. En yakın yol arkadaşımız Yandex Saray üzerinden gitmemizi tavsiye etti. Otobandan çıktıktan sonra Saray’a kadar yol duble ama Saray sonrası virajlı tek şeritli yola dönüyor. Zaten bu kısım uzun sürüyor. Önünüzde de yavaş giden birileri varsa Allah kolaylık versin. Aslında kilometre bazında çok uzak bir yer değil. Dönüş ise hiç trafiksiz iki buçuk saat sürdü.

Processed with VSCO with e5 preset

İlk defa “gidince kalacağımız yere karar veririz” dediğimiz için yer aramakla da zaman kaybettik. Üç gün tatili duyan gelmiş, her yeri kapatmış. Lakin baya ucuza ama pek de güzel olmayan bir yeri ayarladık. Amaç sadece uyumak diye standarları aşağı çekince bir nevi çekilebilir oluyor. Daha sonra herkesin önerdiği gibi nehir kenarına inip, huzuru aramaya gidiyorsun. Lakin kalabalıktan ne seviye yapabilirsin artık sana bağlı. Tavsiyem hemen bir deniz bisikleti kiralayın ve ormanın derinliklerine ilerleyin. Ama herkesin yaptığı gibi fış fış pedallara abanmayın, nehrin geniş yerlerinde ayaklarınızı uzatıp sessizliğin tadını çıkarın. Arada takatakatakataka diye gelen sandallar biraz durumu bozsa da çabuk geçip gidiyorlar. Bir de nehir kenarındaki dallara da odaklanın ki yüzünü güneşe uzatmış kaplumbağaları görebilin.

Processed with VSCO with f2 preset

Havanın serinlemesi yüzünden biz yapamadık ama sahile veya sahilin üzerinde kalan tepeye gidip denize karşı sandalyenizi kurup keyfini çıkarın. Açıkçası hava cumartesi gibi olsaydı muhteşem olurdu. Akşam zaten günübirlikçiler dönüyor ve ortam daha rahat oluyor, sakinleşiyor.

Akşam yemeği için herkesin önerdiği Köşk Restorant’a gidebilirsiniz. Kalamar yemeyin, önermiyorum. İzmir dışında şunu düzgün yapabilen yer yok maalesef ki. Kalkanın memleketinde kalkan yemeden olmazdı, lakin fiyat pek uygun değil. Hele bizim gibi geç kalanlara da iki kiloluk kalmış olması cebimiz açısından iyi olmadı. Ama değdi be! diyebiliyorum. Mezeler fena değil, yemek sonrası helva güzel. Yalnız genel olarak fiyatlar İstanbul’dan farksız. Ona hazırlık olun. Tabi bir sürü mekan alternatifi de var. Özellikle deniz manzaralı ve havanın da güzel olduğu anlarda keyif alınabilecek yerler.

Köy geceden kalma olunca sabah 9:30’da kahvaltı yapacak yer bulamıyorsunuz. Bizim gibi erkencileri Necip Usta ağırlıyor. Çok sıcak, sempatik bir yer. Ailece işletiyorlar mekanı ve size güzel bir kahvaltı sunabiliyorlar. Açıkçası biz beğendik. Keşke zaman olsaydı biraz daha kalsaydık. Özellikle o saatlerde her yer boş olduğu için denize karşı sistemi kurup, dalıp gidebilirsiniz.

Köyün içinin görüntüsü bakımsızlığı ortaya çıkarıyor. Gecenin geç saatlerine kadar bakkallar filan açık, içiniz rahat olsun. İnsanlarının da kafası bir o kadar rahat. Bir de burası yazın çok kalabalık olmadığı anlarda sanki baya güzel olur.

Geldiler gene…

make+art+not+war,+illustrator+shepard+faireyBeyaz yakalı olunca daha üstün bir kişiliğe bürünmüyorsun. Daha havalı ya da daha medeni olmuyorsun. Tam tersine içindeki görgüsüzlüğü hatta ego tatmini için aşağılama duygusunu açığa vuruyorsun. Aslında dışarıda başka iş yapan kişilerden bir farkın hala yok. Onlar da senin gibi insan. Aynı havayı soluyorsun. Şunu bilsen kişiliğine o kadar çok şey katarsın ki… Önemli olan insan olabilmek, anlayışlı, düşünceli bir birey olmak… Evet, gene verdim sosyal mesajları.

Gene atarlı damarıma bastılar. Her gün basıyorlar. Sabır sabır bir yere kadar diyor insan. Bundan sonraki yazı da zaten Ayvalık’ta geçirdiğimiz (yemek ve hizmet anlamındaki) en rezil anı hakkında olacak. Bu aralar biraz böyle. Uzun bir tatilden sonra çalışmaya başlayınca da böyle oluyor olabilir insan.

Beşiktaş – Trabzonspor maçını da 21.45’e alan federasyona sevgiler ve dünyanın öbür ucundaki kocaman stat için o fiyatları belirleyen yönetimi de selamlar. Resmen maça gelmeyin diyorlar. Ya korkudan dolayı, ya da yönetim hala taraftarı yolma fırsatı kolluyor. Forza’nın önerisi güzeldi: Beşiktaş’ın maçları 00:00’dan önce oynanmasın bundan sonra.

Roger Waters konseri hakkında yazı yazayım dediydim ama hala hazmediyor olabilirim konseri. Gerçekten muazzamdı. Zaten bir konserden öte bir şov diyebiliriz gösteriye. Herhangi bir konserle alakası pek yoktu. Ses sistemi ve düzeni şu ana kadar Türkiye’de kurulmuş en iyisiydi. Evde 7.1 surround ses sisteminde izler gibiydiniz. Sağdan, soldan arkadan sesler gelmesi, uçağın duvarın bir kısmını yıkması vs vs Gezi olaylarında ölenlere iletilen mesajlar da cabası. Hazmetmesi zor bir konserdi gerçekten. İlk defa bir konseri isteyerek ve bilerek arkalardan izledim.

Bir de Kamil Koç vakası var ki evlere şenlik. El değiştirme sürecinde oldukları için ciddi sıkıntılar ve umursamamazlıklar yaşıyorlar. 27 yıldır ilk defa Altınova’ya uğramayan bir otobüsünü gördüm. Hiç bir açıklama yapmamaları ve orada ofiste çalışan personellerini yok sayıp, telefonları yüzlerine kapamaları da cabası. 22:30’da Altınova’da kalkması gereken otobüse, 00:05’te Ayvalık’ın girişindeki benzin istasyonundan bindik. Hiç bir açıklama veya özür yok ortada tabi ki. Ayrıca bu olayı yaşamadan bir kaç gün önce eşimin Çanakkale seyahatini de rezil ettiler. İndirecekleri yeri unutup, yola devam edip sonra da geri dönmeyip, orada bırakıp gitmeleri muazzam. Çağrı merkezinin umursamaz tavrından filan hiç bahsetmiyorum. Adam gibi otobüs şirketi de kalmadı ortada.

Çok fazla ağladım, yeter değil mi?

Beşiktaş’ta godaman istemiyorum!

fft104mm2282707Son dönemde Serdal Adalı’nın adaylığı ile Beşiktaş’ta seçim yine hararetli geçecek. Demirören’in enkazından sonra elini taşın altına koyup yönetime gelmişti Fikret Orman ve arkadaşları. Bu zor günlerde Beşiktaş’ın hiç ummadığımız bir yerde ligi bitirmesini sağlayan kadroyu kurdular. Bu kadronun başındaki teknik direktörü de sezon sonu gönderdiler. Bana sorarsanız çok doğru bir karardı. Samet Aybaba bu takımı bir yerden sonra kaldıramamayave maç sonları açıklamaları ile tepki çekmeye başladı. Çuvaldızı hiç kendine batırmadı. Oyuncularla iletişimi beceremedi. Bir de üzerine giderken ben ayrılık işlerini bilmem avukatlarımla görüşecek klüp dedi. Sorarım acaba Anadolu klüplerinden de bu şekilde mi ayrılıyordu?

İbrahim Altınsayla çalışmak zor evet. Fikret Orman da bu kozu elinden kaçırmıştı. Tamer Kıran’ın istifasının üzerine bizi heycanlandıran bir transfer yaptı ve Önder Özen’i futbol direktörü olarak transfer etti. Basın toplantısındaki açıklamalardan anladığım sadece Beşiktaş Önder Özen’i istememiş, Önder Özen de Beşiktaş’a gelmek istemiş. Çünkü altyapı yorumları bunu gösteriyor. Türkiye’de bir ilk bu oluşum ve Önder Özen de bu oluşumun kaderini belirleyecek kişilerden biri.

Klüp içinde demokrosileşmeye gidildi. Üyelik ucuzladı ve kolaylaştı. Artık bir çok kişi kolayca üye olup, üye olduktan iki yıl sonra seçimlerde oy kullanmaya hak kazanacak duruma geldi. Doğuş ile mis gibi sponsorluk / pazarlama anlaşması yapıldı ve Vodafone İstanbul Calling konserlerinden bir kaçı yıkılmak üzere olan İnönü Stadı’na ayarlandı. Üstüne kart1903 tanıtıldı ve taraftar kartımız oldu (10 gün oldu hala elime geçmedi ya neyse). Gelecek sezon için genç oyuncu avına çıkıldı ve bu yönde çalışmalar başladı derken bir anda yönetimden bazı kesimin ve taraftarların(!) yoğun baskısı yüzünden Adalı kendini aday göstermek zorunda kaldı.

Levent Erdoğan gibi klüpteki demokrosileşmeyi desteklemeyen ve beğenmeyen godaman Adalı’ya hemen destek vermeye başladı. Sırf o değil onun gibilerin hepsi destek olmaya başladı. Herşey yolunda giderken neden bir anda Adalı aday oldu? Suçlu veya suçsuz şikeden hüküm giymiş birinin başkan olması bir çok Beşiktaşlı’nın hoşuna gitmeyecektir. Benim gitmeyecek. Ben sırf parası var diye godaman birinin başkan olmasını istemiyorum. Ben Fikret Orman gibi klübün kendini kendini kalkındırmasını sağlayacak kişilerin başkan olmasını istiyorum. Doğrusu budur. Beşiktaş klübü isimlerden daha büyüktür ve öndedir. Bazı paralı adamların parasına muhtaç ve bağlı olmamalıdır. Sonra Yıldırım Demirören gibi arkadan bıçaklarlar klübü.

Biz yıldız oyuncu, teknik direktör aldık diye gazel okuyan yöneticiler şunu unutmasınlar ki o kişilerin paralarını şimdiki yönetim ödüyor. En acısı da bu maalesef ki…

Fikret Orman yönetimi de hatalar yaptı ama doğruları, yanlışlarından çok daha fazla. Yaptığı bazı şeyler, kimi kesimi huzursuz etmiş ki Adalı aday olmak zorunda kalmış ve destek hızla artıyor. Bazı Beşiktaş siteleri de sonun kadar destek olma modunda. Umarım seçimlerde bu tip insanların yüzü gülmez de istikrar kazanır ve Fikret Orman ve arkadaşları projelerine devam eder.

Bu kalp seni unutur mu?

BJK_istiklalmarsi

İnsanın içinde hüzün var, bununla birlikte dışarı inanılmaz bir çoşku çıkıyor. Beyazlarla donatılmış İnönü Stadı’na veda günü idi 11 Mayıs Cumartesi günü. Saha dışındaki olaylardan aşırı sinirli ve yaralı girmiş taraftar stada girer girmez ortamın havasına kapılıp o coşkuya eşlik ediyordu.

Ben de son anda bilet bulan şanslı kişilerdendim. Ama bileti olmayıp içeri girmeyi deneseydiniz sizde girebilirdiniz. 30 bin kişilik stadda en aşa 40 bin kişi vardı. Ben hiç bir maç bu kadar dolu görmemiştim maçı. Beleş tepe bile ikinci yarı tribündeydi.

Daha içeri girer girmez bir koltuk kapıp “1,2,3 yetmez! 4,5,6, olsun! Metin, Ali, Feyyaz atsın, Beşiktaşım şampiyon olsun! tezaruhatına eşlik ettik. Resmen bir şampiyonluk kutlanıyordu içeride. Herkes ayrı bir çoşuyordu. Tribünlerden sekerek yapılan Siyah – Beyaz – Şampiyon – Beşiktaş tezaruhatı da bunu kanıtlar gibiydi.

BESIKTAS-GENCLERBIRLIGI MACIEski açıkta olacağım için biraz düşünceliydim. Bulunduğum yerdekilerde pek canlı değillerdi. Ama çok güzel yanıldım ve sonradan gelenlerle çok güzel bir ortam oldu. Eski açığın böyle bağırdığını ve olaylara katıldığını ilk kez gördüm.

Maç tamamen bahane, kimse izlemiyordu. Herkes son kez İnönü’deki üçlüye eşlik ediyor ve tezaruhatlarla rekor kırıyordu Hele ki ilk yarının son 15 dakikası muazzamdı. İlk on dakika kapalı tek başına aldı götürdü derken, son beş dakika yeniyi bilmem ama eski açık da koptu. İnanılmaz bir destek vardı takıma. Tam olması gerekildiği gibi bir veda. Stadda bir çok insana dokunsanız ağlayabilirdi.

BESIKTAS-GENCLERBIRLIGI MACIMaç sonunda sahaya inmedim, inemedim. İnmek istemedim. Orası kutsal zemin benim için. Herkesin ayak basabileceği bir yer değil. Koltuğumu “nazikçe” söküp, hatıra olarak onu aldım. Staddan çıkarken arkama bile bakamadım veda etmesini beceremediğim için.

Her takımın stadı taraftarı için özeldir, lakin benim için de İnönü Stadı yeri itibariyle dünyanın en güzel stadı. İnsan nasıl veda edebilir ki bu kadar sevdiği yere/şeye/kişiye…

Ne kadar modern olsa, ne kadar düzgün de olsa nedense İnönü’nün yıkılmasına gönlüm el vermiyor. Çok daha iyisi yapılacağı kesin, lakin anılarımız burada. Her tuğlada, her koltukta… Artık yıkım başlamadan önünden son kez geçeriz, göz yaşlarına hakim olabilirsek ne ala…

Bu yaz cepler boşalır

lana_del_rey_2012_BBCÇok incelememiştim Vodafone İstanbul Calling kapsamındaki konserleri. Bugün dikkat ettim ki Bloc Party’de varmış listede. Amanın! deyip bu yaz ki konserleri incelemeye başladım. Sıralama tamamen içimden geldiği şekildedir.

7 Temmuz Lana Del Rey: Küçükçiftlik Park’ta olacakmış. Daha sitesinde veya herhangi bir bilet sitesinde açıklanmadı ama %95 olacak deniyor. Organizatör açıklamış. Lana bize “Hi” desene diye bir kampanya başlatabiliriz. Youtube’da canlı performansları biraz beni hayal kırıklığına uğratmıştı lakin kendini giderek geliştiren biri olarak düşünürsek, süper bir konser bizi bekler.

blocparty201326 Haziran Bloc Party: Yazı sebebim olan konser. İstanbul Parkorman’da gerçekleşecek. Biletlerde çok çılgın fiyatlarda değil. Geçen sene santralistanbul’da yaşanan fecaatlardan sonra konser ve festivaller Parkorman’a geri kaymaya başlıyor. Mekan aslında çok güzel de konser için pek uygun değil sanırsam. Açık alan, sesin dağılımı vs. Böyle bir şeyelr duymuştum. Detaylı bilgi için: tık

23 Haziran The National: Bir ara severek dinlediğim ama daha sonra beni sarmayan bir grup. Sadece eski günlerin anısına buraya ekleyeyim dedim. Bloc Part gibi bu konserde Vodafone İstanbul Calling kapsamında düzenleniyor. Detaylı bilgi için: tık

low_efes-pilsen-one-love320-21-22 Haziran Efes One Love Festival: Neden üç gün acep diye baktığımda haftaiçine denk geldiğini gördüm. Sanırsam belli bir saatten sonra başlayıp, daha az konserli günler geçirecek festival ve cumartesi de kapanışı yapacak. İlk açıklanan grup malumunuz Blur. Tekrar toplanan grup kapsamlı bir turneye çıkıyor. Song 2’yu canlı izlemek için orada olacağımız kesin gibi. Efes One Love 12’yi Facebook sayfasından takip edebilirsiniz: tık

6-7-8 Eylül Rock’n Coke: Daha hiç bir grup açıklanmadan biletler satışa çıktı. Çok makul yalnız fiyatlar. Şimdi alırsanız 120, zamanı gelince 140 TL filan. Prodigy 120 TL iken koca festivalin 140 TL’lerde seyretmesi baya karlı. Gitmek istediğim gruplardan biriydi Prodigy ama bu fiyatlarla mümkün gözükmüyor. Detaylı bilgi için: tık

Şimdilik benim aklıma gelenler bunlar. Iron Maiden’ın yeniden geliyor olması da çok güzel bir havadis lakin fiyatlar bana sorarsanız gene de yüksek. Vodafone İstanbul Calling sayesinde Beşiktaş kazanacak. Yaklaşık 3 milyonluk bir gelir elde edecekmiş. Gene bize yaradı bu iş :)

Beşiktaş – CSKA // maç sonrası

Cuma günü Abdi İpekçi Spor Salonu’nu sağanak yağmur eşliğinde dolduran binlerce Beşiktaş taraftarı acımasızlığa canlı şahit oldu. 2. yarı fark 20’leri aştıktan sonra taraftarın kendinden geçip takıma moral vermeye başladı. Ama bu destek gerçekten epikti. Bununla birlikte ben maç içindeki durumdan o kadar mutsuzdum ki bundan cok etkilenemedim. Taraftarın bu inanılmaz epiksel desteği maçın önüne geçti. Gerçekleri görmemiz gerekiyor her şeye rağmen.

Erman Kunter takımı elindeki kısıtlı parayla her an parlayabilen anlık oyuncularla kurmuş. Zaman geçtikçe bunu görebiliyoruz artık. Takım uzun zamandır birlikte ama hala oyun içinde kim ne yapıyor belli değil. Rakibin CSKA olması bile bazı gerçeklerden bizi alıkoyamaz. Oyun içinde aynı basketi 4-5 kere yerseniz bunun sebebi rakibin ismi değil kendi oynunuzu geliştirememiş olmanızdır. Özellikle hücumda bir koşuşturma vardı. O kadar hzılı ve alelacele hücum ediyor ki takım dengesiz şutlar ve hızlı hücumlar olarak bize geri dönüyor. O kadar ki Markota Serhat’tan, Jerrells’tan daha çok üçlük atmayı denedi.

Devre arasında kesinlikle bazı oyunculara “Kusura bakma ama senden adam olmaz” deyip göndermek gerekiyor. Özellikle Dasiç ne iş yapar hala anlamadım. Şu ana kadar bir tane maç heh işe yarar diye bir cümle çıkamadı ağzımızdan. Adam göstere göstere üç tane blok yedi. Basketbola yeni başlayan bir adamın bile yemiyeceği cinsten. Saçma sapan zorlamalardan kaynaklanan top kayıpları da cabası. Christopher’ın takımın yıldızı olarak biraz sorumluluk alması gerekiyor. Hep geri planda. Geçen sene takımın bir lideri vardı. Bu senede bir lidere ihtiyacı var. Hawkins’in, Arroyo’nun geçen sene yaptıklarını bu sezon biri yapmalı. Özellikle bu tip maçlarda böyle bir oyuncuya ihtiyacımız var. O kişi de şimdilik Christopher gözüküyor. Jerrells’ın nasıl kafalarda olduğunu bildiğimiz için Christopher diyorum.

Bunların dışında Messina’nın cidden dini imanı Amerika’da bırakmış olması da skorun sebeplerinden biri. Son beş dakikaya girilirken fark 30 sayı ve oyuna girmek için kenarda Teodosic ve Krsic bekliyor. Arkadaşım amacın ne? Zaten fark 35’e filan gelince yerine oturdu. Teodosic’in de bu kadar rölantiyede oynadığı pek maç hatırlamıyorum.

Günün sonunda Barcelona ve CSKA olmasına rağmen grupta diğer takımların dişimize göre olmasından dolayı umutluyum. Bu iki takıma maçları versek de kalanları yenersek en azından gruptan çıkarız ama daha sonrası için kesinlikle takviye şart.

Rahatlama Merkezi

Bu aralar fazla Beşiktaş, fazla spor yazdım ama yine bir memnuniyetsizlik gördüm kendimde. Dün Samet Aybaba, bugün de Erman Kunter’in üzerine geçirilmiş FEDA t-shirtleri beni rahatsız etti açıkçası. Aslında çok güzel bir durum ama ağızlardan düşmeyen FEDA lafının üzerine bu olunca bu tabir de ayaklar altına alınacak gibi. Önce Beşiktaşlı duruşunu dillerinden eksiltmeyip, ayaklar altına aldılar. Şimdi sıra bu güzelim konsept olan FEDA’ya mı geldi acaba diye kara kara düşünüyorum. Çok fazla göz önünde olduğu için rahatsızım. Yazık olacak diye korkuyorum açıkçası. Çünkü bazı şeyler yapılırken, sadece yapılır, ağızlarda sakız edilip ayaklar altına alınmaz. Bazı şeyler sadece yaptıklarınla olur. Ağzına sakız edeceksen yapma daha iyi.

Savaş mavaş saçma maceraların içinde olan insanla var bu aralar. Bazı gazeteler de bunu körüklüyor maalesef ki. Şu dönemde, bu durumda başkaların çıkarı için savaşmanın anlamı nedir? Bir oturup sakin kafayla düşün bakalım. Milletin yer altı kaynaklarına konacaz diye iç savaş çıkartan, şimdi de kukla arayanlara malzeme sağlamanın anlamı yok. Gün geldiğinde seni bu işe itenler çok uzaklara gittiğinde savaşa girdiğin ile sen baş başa kalacaksın. Bu asla unutulmamalı.

Bu arada hala FSM Köprüsü’nde iki kişi mi çalışıyor? Geçip saymaya cesaret edemedim daha. Köprü çalışmasından sonra her yerde yol çalışmaları başladı. Aynı anda başlaması mantıklı ama. Bir kere çek tam ızdırap çek ki yetsin sana. Hafta sonu sabahın köründe çıkacaksın, geri dönmeyeceksin. Taktik bu olmalı. Şu ana kadar kısa mesafelere gittiğim için ben çok acı çekmedim ama illa ki bir yerele yolumuz düşecek. İşte o an sözlerim hazır, haberi olsun arkadaşların.

Ergin gider, Erman gelir…

Son 48 saatte filan öyle şeyler yaşadı ki Beşiktaşlılar tam bir sinir harbi. Son senelerde futbolda sezonları böyle geçiriyoruz da bu kadar duygu değişimi olmuyor. Önce Milangaz sponsorluğa devam edecek, her şey çok iyi gidiyor dendi. 24 saat geçmedi, sponsorluktan çekildiler. Erdoğan Demirören’i övdük ama o da çocuğunun etkisinde mi kalmış, yoksa soy adını kanıtlamayı mı düşünmüş bilmiyorum. Bu kazık hepimizi şaşırttı. Buraya kadar tamam ama akşamında Ergin Ataman’ın koşa koşa kaçıp, Galatasaray’a imza atması affedilir gibi de değil. Bu profesyonellik de değil arkadaş. Arkadan işler çevirmişsin demek ki. Sonra da ‘bunları yazmak çok zor, hakkınızı helal edin Beşiktaşlılar’ tarzı tweet atmak olmuyor işte. Cevap olarak yazılanlardan bir tanesi çok hoştu: 1 yanlış 3 doğruyu götürdü.

Bize yaşattığın zaferler için teşekkürler, helal olsun ama maalesef ki giyinip poz verdiğin t-shirtün üzerinde yazan FEDA’yı anlayamamışsın hocam.

Bu sene Beşiktaş’ın başına gelenler resmen hayat dersi gibiydi. Ama Beşiktaş’ın da başına en güzel şeyler basketbolda geldi. Gitti derken altı saatlik bir operasyonla yeniden geldi. Beşiktaş’ın efsane basketbolcularından Erman Kunter bu sefer koç olarak geldi. Karamsarlığa düşerken umutlandık. Unutmayın şu an ki milli takımı ayağa kaldırıp, bize varlığını ilk hatırlatan Erman Kunter idi…

İnanç meselesi: Potanın Kartalları

Dün akşam Beko Basketbol Ligi Final Serisi’nin 4. maçı Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynandı. Her şeyden önce şu iki istatistiği verirsem gerisini tahmin edebilirsiniz. Toplam reboundlar’da Beşiktaş’ın 40 – 20 üstünlüğü bulunuyor ve 4. periyoda Anadolu Efes 36 sayı ile girdi. Skora aldanmayın çünkü Beşiktaş maçın 4. periyodunun büyük bir kısmını genç ve yedek oyuncularla oynadı. Ergin Ataman’ın play-offlarda sadece zorunluktan veya faul yapsın diye oyuna sürdüğü Kartal Özmızrak final serisinde inanılmaz çok süre almaya başladı. Sadece 16 yaşında bu çocuk ve şu ana kadar yaşına ve tecrübesine göre çok iyi işler çıkarıyor. Hele ki dünkü asistleri gerçekten görülmeye değerdi. Bu Ergin Ataman’ın aslında ne kadar iyi bir koç olduğunu da gösteriyor.

Bunların hepsinden öte Beşiktaş’ın bu seneki başarısının temelinde “inanç” var. Önce onca eksiğe rağmen alınmış Türkiye Kupası ve kimsenin beklemediği anda alınmış bir Euro Challange kupası… Bunlardan sonra şu soruldu: Neden 3 kupa olmasın? İşte bu sorunun akabinde gelinen nokta final serisindeki 3-1’lük üstünlük. Şu ana kadar da hep en iddialı takımlarla oynamış bir Beşiktaş ve bu 10 maçın sadece ikisini kaybetmiş. Birini bir sayı, diğerini üç sayı ile. Ama kazandığı maçların çoğunda da hep üstünlüğü var. Fenerbahçe ile oynanan ikinci maçı izlemediğim için o maç dışında şunu söyleyebilirim ki kazanılan tüm maçların son periyotlarında aynı manzara vardı. Rakibi kendine oyununa mecbur eden ve istediğini yapan bir Beşiktaş. İşte bu özgüvenden sonra rakip her zaman tereddütler yaşayıp özgüven yitirdi. İnançlarını yitirmeye başladılar ve sonuncunda kaçınılmaz son oldu. Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki Ergin Atamansız bunlar olmazdı. Maçın son anına kadar sakin, olgunlaşmış duruyor. Hele ki Galatasaray ile oynanan son maç… Fark çift hanelerinde üstüne çıkıyor ama son periyot neler olacağından o kadar emin ki hiç gerilmiyor, sakince izliyor. Bir yanda rakip koçlar bir o yana bir bu yana savruluyor. Sonunda da kaçınılmaz son..

Kadro geniş değil diyoruz ama oynayanlar bir o kadar genişletiyor. Hawkins ve Arroyo’ya Ersin Dağlı mükemmel eşlik ediyor. Erceg gerektiği zaman devreye giriyor ve işi bitiriyor. Türk yetersizliğinden rotasyon kurbanı Bonsu ise oyunda çok süre aldığı zaman silip süpürüyor ortalığı. Dünkü ve bir önceki maçta adeta şov yaptı. En doğru takımda oynadığının o da farkında. Taraftar gazını çok iyi kullanıyor. Blok anında bile gözlerindeki hırs ortaya çıkıyor. Bunların dışında Serhat Çetin’in sezon genelinin altında oynamasına rağmen Mehmet Yağmur’un play-offda performansını yükseltmesi bu açığı iyi de kapattı.

Bu takımın mimarlarından biri de Erdoğan Demirören. Adını ağzımıza bile alamayacağımız oğlunun yaptığı onca rezil şey ve Beşiktaş’ı adeta batırmasına rağmen baba Demirören basketbol takımına sahip çıktı. Benim bildiğim şu an mali açıdan tüm destek ondan geliyor. Seneye de bu desteğe devam edeceğini söylüyor ki umarım olur. Yeni yönetimle anlaşırlarsa ki hele süper olur.

Cuma günü tahminime göre son maç oynanacak. Son maçta Anadolu Efesli oyuncular sonucun kaçınılmaz olduğunu anladılar. İnançlarını artık tamamen kaybetmiş gibiler. Çirkinleşmenin sebebi de buydu aslında. Normalde öyle olmayan kişiler, o farktan sonra sezonun da yorgunluğu ile biraz abarttılar faulleri. Artık şampiyonluk zamanı Beşiktaş Milangaz için. Artık basketbolda Beşiktaş var deriz. Bir kaç iyi transferle seneye Euroleague gerçek atmosferi de görmüş olur… Potanın Kartalları şampiyonluk zamanı!