Beady Eye’dan yeni single

BEMalumunuz Noel’in Oasis’ten ayrılmasından sonra Liam yeni ismiyle grubu devam ettirdi. 2011 yılında çıkardıkları ilk stüdyo albümleri Different Gear, Still Speeding ile gerçekten umut vermişlerdi bizlere. Oasis’in beyninin Noel olduğunu düşünürsek, Gem Archer ve Andy Bell’in katkıları ile değişim başlamıştı. Noel gittikten sonra da bunun sayesinde gelişme kaydedildi.

Liam nam-ı değer LG şu an sevdiği türü yaşatmaya çalışan tek kişi olabilir. Yeni single da yeni albümün habercisi olduğu için bu kadar rahat bunu söyliyebiliyorum.  Different Gear, Still Speeding da bu havadaydı. Tam oldschool kalıyor bugünler için, lakin gerçekten baya güzel.

Yeni single Flick of The Finger bana biraz intro parçası gibi geldi. Normal bir şarkı havası alamadım. Fakat ilk dinleyiş de baya etkiledi beni. Yeni albüm için gerçekten baya ümitlendim.

Olimpiyat kapanışındaki kadroda emo bir arkadaşı gördüğümde çok üzülmüştüm, lakin o da gruptan ayrılmış, yerine Kasabian’dan Jay Mehler gelmiş. Herhalde Jay’in hayali gerçek oldu LG ile çalışarak.

Son olarak da Liam baya kırışmış artık ya. Adam bir anda çöktü. Sesi de pek iyiye gitmiyor da neyseki teknoloji bunu kotarıyor (bunu söylemek koydu ya).

Keşke bitmeseydi…

Açılışıyla, kapanışıyla bir müzik resitali olan Londra 2012 yaz olimpiyatları pazar gecesi sonlandı. Sırf kapanıştaki müzik şölenini izleyebilmek için gözlerim yarı kapalı şovu izledim. Şov anlamında gerçekten inanılmazdı. Müzik tarihiniz bu kadar güzel ise yapabileceğinizin en iyisini ancak bu şekilde yaparsınız. Yalnız tüm sporcuları Union Jack altında toplayıp, sonra da Imagine’yi çalmak ve göstermek pek anlamlı olmadı. Olimpiyatlar adına Imagine inanılmaz süper fikir ama gel gör ki o yapılan hareketten sonra çelişki dolu oluyor. Bu arada şarkıyı da John Lennon’dan dinlemek daha güzeldi. Üstüne Freddie Mercury’i görmek… Bunları gördükten sonra lütfen bizim ülkemizde olmasın olimpiyatlar diye diliyorum. Bizdeki kaprisler ve egolar yüzünden o kadar saçma şeyler olur ki.. Alt yapı olarka bunu kaldırabiliriz, etkinlik adına bunu rahat kaldırabiliriz ama halk olarak bunu kaldıramıyoruz. Daha dün Dünya Basketbol Şampiyonası final maçında salonun tamamını dolduramayan bir ülkeyiz. Neymiş sponsporların dağıttığı biletlermiş, insanlar gelmemiş filan filan.

Bunların dışında habervaktim sitesinin yaptığı rezalet de var daha. 1500m’de altın ve gümüş aynı anda geldi. Ama bu altının çok daha başka bir önemi var. Türkiye olimpiyatlar tarihinde ilk kez bir altın madalya aldı. Ve o iğrenç site bu iki kişiyi mozaikleyerek, sansürleyerek haber ediyor. Omuzdan tahrik oluyorla demek ki.. Nefislerine bu kadar hakim olamıyorlar. Bu kadar iğrenç bir durum olmaz.

O kadar eleştirdik filan ama Çin’deki olimpiyatlardan daha fazla madalya aldık. Son anda tekvando ve atletizm devreye girdi ve bizi kurtardı diyeceğim ama 70 milyon için bu kadar madalya az değil mi? Jamaika’nın tek yarışta kazandığı madalya kadar madalyamız yoktu bir an. Ata sporumuz dedik güreşte büyük hüsran içindeyiz. Halterde söz sahibiyiz dedik tam fiyasko çıktı. Beklentimiz olduğu için böyle diyoruz. Bize böyle lanse edildiği için. Olimpiyatlar atletizm açısından baya umut vadediciydi. İlk defa 4 x 400 bayanlarda Türk takımı yarıştı. Sonuncu oldu belki ama o dalda yarışması çok olumluydu. Uzun atlamada ilk defa finale kalan sporcumuz oldu ki sakatlığından dolayı yarışamadı. Yüksek atlamada da aynı durumda. Atletizmde katılım arttı ve finali çoğu gördü. Ama bu kişilerin genelde kendi çabalarıyla buralara geliyor. Ya da Fenerbahçe’nin son yıllaradaki desteği var. Onun dışında federasyonların desteği var mı hiç bilmiyoruz. Daha çok gelişmemiz lazım. Ülkede basketbola bile tam anlamıyla destek verilmediğinden atletizme ne kadar destek verilir bilemiyorum. Umudumuzu kesmemek lazım.

Kapanışta Liam’ı dinledik. Eurosport spikerlerinin saygısını da takdir ettim. 80bin kişinde eşlik etmesi güzeldi Wonderwall’a. Ama kabul edelim ki pek iyi söyleyemedi ya da yaşlandığı için sesi de değişti. Noel’in olmaması kapanışta biraz ayıp oldu. Bu arada artık yavaş yavaş mesajlaşmaya başlamışlar. City’nin şampiyonluğu kardeşler araısnda da buzların erimesine sebep olmuş gibi. Hayırlısı…

Şimdi dört yıl bekleyip, Rio’daki olimpiyatları izleyeceğiz. Açılışı bol sansürlü olur mu dersiniz?

Blogspot da gitti, sırada ne var bakalım…

Dün haberini aldım ki blogspot’u da patlatmışlar Türkiye’de. Her ne kadar göz zevkime hitap etmeyen bir tasarım anlayışı da olmasa dünyanın en çok tercih edilen blogu kendileri. Bazı bloglarda Türkiye ligi maçlarını kaçak bir şekilde canlı olarak maçlar yayınlanıyormuş. Digiturk de önce Google’nin kapısını çalmış. Sonuç alamayınca da mahkeme yoluna düşüp, amacına ulaşmış. Ve halen Google’yi suçluyorlar. Başta ne alakası olduğunu tam anlamamıştım ama sonra hak da vermemek mümkün değil. Tek istedikleri Google’da arama yapıldığında illegal bir şey yaptıkları için o blogların çıkmaması. Tabi Google sallamamış olabilir. Biz ne ile uğraşıyoruz, onlar neyin derdinde diye bir düşünceleri olabilir. Zamanında Youtube’nin kaldırmadığı videolar mantığı. Büyüklüğün verdiği bir durum. Youtube’u kapatıp elde edilen amacı hiç bir zaman anlamamışımdır bu arada. Hit almasın, rateleri düşsün diye mi acaba? Yani daha farklısını düşünmek dahi istemiyorum. Bu kadar teknoloji cahili olamaz mahkemelerimiz herhalde?

Benim için ve en azından oasis ve Liam’ı sevenler için mutlu bir haber vermenin tam sırası diye düşünüyorum. Beady Eye’nin ilk albümü geçtiğimiz günlerde çıktık. “Different Gear, Still Speeding” adını taşıyan albüm daha önce de tanıttığım gibi 14 şarkıdan oluşuyor. İlk izlenimlerim olumlu yönde. Oasis’den farklı bir konsept yaratmışlar. Daha eski rock’n’roll havasında. Farklı bir hava katacağı kesin son dönemde oluşan ortama. Ülkemize gelme ihtimali nedir bilmiyorum ama ben Amazon’dan aldım direk albümü. Bu aralar gelmesini umutla bekliyorum. İlerleyen günlerde izlenimlerimi yazacağım.

Amazon demişken zamanında nasıl hata yaptığımızı fark ettim. Hep Amazon.com’dan alışveriş yaptık. Genelde de kitap ve albüm. Bir aya yakın süre kargoları bekledik, dünya kadar kargo parası verdik. Halbuki gerek yokmuş. Amazon.co.uk’den çok daha kısa sürede ve çok daha az bir kargo ücretine izin verilen ürünleri alabiliyorsunuz. Kitap denemedim daha ama küçük aksesuar ve albümlerde sıkıntı yok en azından. “Bu devirde ne albümü ya?!” diye bir düşünce olabilir ama biraz geri kafalıyımdır bu konularda. Hala kaset dinleyen biri olarak değer verdiğim bir grubun ya da bir sanatçının albümünü hala alırım. İnternetten dinlemek le olmuyor çünkü. Çocukluğumuzda ne görmüşsek onu hala yaşamak belki beni o günlere götürüyor ya da büyümeyi reddettiğimi hissettiriyor. Zaten büyümeye karşı bir itirazım var o ayrı bir konu. Çocuk kalmak gibi güzel bir şey var mı ya…

Beadyeye – Different Gear, Still Speeding

Beadyeye’dan haberler geldi. Grup 28 Şubat 2011’de ilk albümünü yayınlayacağını açıkladı. Albümün ismi ‘DIFFERENT GEAR, STILL SPEEDING’ olacakmış. Kapağı da tahmin edeceğimiz gibi yukarıdaki gibi. Bir stil değişikliği olduğu kesin ama ilk single’a kanım çok ısındı diyemem. İngiltere turnesini açıkladıkları gün tüm biletlerin de 30 dakikada tükenmiş olması grubun ömrü için güzel bir haber. Genelde bu tip geri dönüşler pek hayırlı sonuçlanmaz ama umarım bu onlardan olmaz. Grubun son kadrosu: Liam Gallagher, Gem Archer, Andy Bell ,Chris Sharrock. Albümün tracklisti ise:

Four Letter Word
Millionaire
The Roller
Beatles And Stones
Wind Up Dream
Bring The Light
For Anyone
Kill For A Dream
Standing On The Edge Of The Noise
Wigwam
Three Ring Circus
The Beat Goes On
The Morning Son

Şimdiden hayırlı olsun diyelim. Yalnız çekincem şudur ki bu albüm Türkiye’ye gelmez. Gene internetlerde sürüneceğiz albümü bulabilmek için.

Bu arada şimdi farkettim ki Beady Eye 2. kliplerini bile çekmişler. Bununla ilgili bir bilgilendirme maili almayınca farketmemişim bile. Utandım şimdi kendimden. Albüm çıkmadan 2. klibi çekmek de ayrı bir enteresan detay tabi ki de. ‘Four Letter Word’e çekmişler klibi. Grubun şarkılarında eski rock’n’roll parçalarının havası var diye düşünürken klibide o retroluk da yapmış olmaları güzel olmuş. ‘Bring The Light’dan çok daha güzel bir parça. Şimdi daha çok heyecanlandım diyebilirim.

Ayrıca Liam’ın da ‘Pretty Green’ adında bir kıyafet markası var. Tasarımları kendisine ait. Hatta Londra, Manchester ve Glasgow’da dükkanları var. Eskiden 5-10 tane kıyafet varken şimdi baya baya bir marka ve dükkan olmuş durumda. Tek sorun fiyatlarının çılgın derecede yüksek olması. Paltonun 300 sterlin veya trikonun 170 euro olması pek iç açıcı değil tabi. Ama bir gün gidersem bir çılgınlık yapmam da diyemiyorum. Her ne kadar çılgın pahalı da olsa gayet güzel tasarımlar var. Hele bir oralara yeniden gidebileyim ondan sonra bunları düşünürüz.

Not: Video linkini Youtube’dan koymak zorunda kaldım, çünkü Dailymotion’daki videolar ses kalitesi yerlerde sürünüyor. Direk official kullanıcıdaki videonun ses kalitesi ile aralarında ciddi farklar var. Videoyu görüntülenmiyor ise buradan da ulaşabilirsiniz.

Yeni yılın favori rengi yeniden kırmızı

İki gün üst üste gece / sabah 3’e kadar mesaiye kalınca tabi normal olarak yeni yıla kırmızı ile giriyorum. Yeni yıla girerken göz rengim değişti, artık kan çanağı kırmızısı oldu. Bugün de  sabah yeniden işe gelip toplantı ile kırmızı renkli gözlerime daha kırmızı ekleyip, kalan bir iki beyaz kısımları da yok ediyorum.

Yeni yıla gireceğimiz şu 2010’un yaklaşık son 10 saatinde de 2011 için hazırlık yapacağız heralde. 2011 bize hayırlı mı gelir hayırsız mı ama tatillerin %75’i filan haftasonuna denk geliyor. Bu yüzden ‘heyyo 2011 geliyor!!’ tripleri pek mantıklı değil şimdilik. Ama gene de öncelikle bu yazımı bugün de okuyan bir kaç insanoğlunun yeni yılını kutlar, sevdikleri ile bol bol vakit geçireceği sağlıklı bir 2011 dilerim. (Diğer yıllar için şimdilik söz veremiyorum)

2010’da ne olmuş diye klasik bir konu ile devam edeyim. En sevdiğim iki otomobil markasından ağır basan olan Volkswagen, Wolfsburg’daki fabrikasında 111.111.111. (yaz ile: yüz on bir milyon yüz on bir bin yüz on birinci) arabasını Golf olarak üretmiş. Bu rakamı heralde kimse açıklayamaz. Üretilen arabanında en sevdiğim model olması beni ayrı bir mutlu etti. Bu üretilen arabanın akıbeti hakkındaki bilgiyi şimdi hatırlıyor olamasamda bana verseler hayır demem. Çaktırmadan da DDB’nin Londra ayağının yapmış olduğu reklamı ekledim. Her VW reklamı gibi bu da çok çok başarılı.

2010’dan bu kadar yeterli. 2011’de de şimdilik aldığım süper haber ise oasis’in dağılıp yeniden Beady Eye adı altında Noel’siz toplanmıştı. Beady Eye 2011 yılında ilk albümlerini çıkarıcakmış. Bununla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı bilgi vereceğim, o yüzden şimdilik kısa bir bilgi ile geçiyorum.

Müzikten hemen Fizy.com’un kapanmasıyla 2010 yılı kapatıyorum. Çekememezliğin son noktası bu rezalettir. Bu hareketlerle müzik piyasası sempati kazanmaz, hatta antipatik bir durum oluşur. Daha önce Napster’da bunu gördük, görmeye de devam ediyoruz. Şimdi sen Fizy.com’u kapatınca bu şahsiyetlerin parçaları ve albümleri ne daha çok satılacak ne de bu siteerin farklı versiyonların açılmasına mani olacak. Bugün Fizy.com ise yarın Mizy.com açılır, kısır döngü devam eder. Ama hep kaybeden bu insanlar olur.

Neyse, tekrardan size güzel bir 2011 yılı dilerim. Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın.

Beady Eye

Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.

Aynı gün içerisinde Scott Pilgrim vs World filmini izledim.Kopuyor film resmen. Aylardır bekliyordum, beklediğime değmiş. Film boyunca grafik animasyonlar sahnelere eşlik ediyor ve çok başarılı kullanılmış bu öğeler. Oyuncular çok başarılı seçilmiş.Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead)  hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;

01. We Are Sex Bob-omb! – Sex Bob-omb (Beck)
02. Scott Pilgrim – Plumtree
03. I Heard Ramona Sing – Frank Black
04. By Your Side – Beachwood Sparks
05. O Katrina! – Black Lips
06. I’m So Sad, So Very, Very Sad – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
07. We Hate You Please Die – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
08. Garbage Truck – Sex Bob-omb (Beck)
09. Teenage Dream – T. Rex
10. Sleazy Bed Track – The Bluetones
11. It’s Getting Boring by the Sea – Blood Red Shoes
12. Black Sheep – Metric
13. Threshold – Sex Bob-omb (Beck)
14. Anthems for a Seventeen-Year-Old Girl – Broken Social Scene
15. Under My Thumb – The Rolling Stones
16. Ramona (acoustic) – Beck
17. Ramona – Beck
18. Summertime – Sex Bob-omb (Beck)
19. Threshold (8 Bit) – Brian LeBarton
20. Garbage Truck – Beck (Bonus track)
21. Threshold – Beck (Bonus track)
22. Summertime – Beck (Bonus track)

Bunların üzerine şunu da belirtmek istiyorum; artık çizgi romanlar eskisi gibi değil. Çizimler çok fazla mangaya kaçıyor. Ben mangayı çok sevmediğim için böyle diyorum tabi ki de. Neyse…

Bu arada bu spiker arkadaşlara şunu öğretmek lazım: Istanbul değil İstanbul. Dikkat ettikçe kulağımı tırmalıyor. “İ” ile yazılıyor “I” ile değil. Yeter artık ama.

Plajlarda dikkat edin artık kendinize. Sapıklar için yeni önlem almak için plajlara mobese kameraları kuracaklarmış. Sapıklar bahane üstsüz turistler şahane! Dikizleme Günlüğü’nü okumaya başladığımdan beri bu tip haberler ve olaylar daha gözüme batar oldu. Kamera kamera her yerde izleniyoruz artık. Huzur kalmadı. The Truman Show’dan sonra kendimizi ancak toparladık derken yaşamımızda bunlara şahit olur olduk. Sapıklara karşı önlem almak gerekiyor evet ama bu şekilde mi?

Şu reklamla yazıya devam edip;

 

 

son olarak da şunu söylemek istiyorum: Bir kişi düşünün, onu hiç görmediniz ve onunla yaşamadınız. Ama onu çok özlüyorsunuz… Böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, çünkü bir millet onu çok özlüyor… 1938’den beri çok özlüyor…