Ne desem bilemedim

Dün akşam haberleri izlerken bir şey dikkatimi çekti. Basının abartması da baya katkı bulunuyor insanların dolmasına tabi ki de. Dün Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 91. yılının kutlamaları vardı. Gündemde malum asker – hükümet gerginliği hat safhada. Neyse, olay şu: Ankara Valiliği, Geleneksel düzenlenen Garnizon Koşusu ve seğmenler yürüyüşüne “genel hayatı olumsuz etkileme” adı altında izin vermedi. Ama 75. Atatürk Koşusu yapıldı. Çelişki içinde çelişki içinde çelişki içinde çelişki içinde… Bu böyle gider, durduramayız. Koşu genel hayatı etkilemiyor sanırsam ya da bakan, başbakan veya cumhurbaşkanı geçerken tüm yollar kapatılınca (ki hatta düğüne yetişecek diye şehirler arası yol bile kapatıldığını düşünürsek) genel hayat etkilenmiyor da askerin halkla bu kadar yakın ve sıcak buluşması etkiliyor. Yani yazmak istemiyorum siyaset ya da bu tip şeyler ama dayanamıyorum. Bu nasıl bir mantıktır ya? Koşu yüzünden insanlar trafik çilesini çekmiş gene. Ne değişti izin vermeyerek onu anlamak mümkün değil. İnanın bu yürüyüşler halkın gerçekten çok hoşuna gidiyor. Yaşadım, biliyorum. Ama maalesef aradaki çelişkiyi ve bu yapılanı veya yapılmayanları anlayabilecek bir kitlemiz yok..

Günün eğlenceli haberi ise kadınları aşağılayıcı deyim ve atasözleri kitaplardan çıkarılıyormuş. TDK bununla ilgili bir çalışma yürütüyormuş. Kesinlikle gerekli bir şey ona lafım yok ki düşünen aklıyla bin yaşasın ama insanlar bunları okulda öğrenmiyor ki. Öncelikle insanların beyninden söküp atmak lazım. Ben hiç duymadığım şeyleri dün televizyonda bu haberde duydum mesela. Bu sözler babadan oğula geçen bir yöntem misali ağızdan ağıza dolaşır. En kötü ihtimal, okuldaki öğretmeninizin bir kadın düşmanı kesilmesi gerekir. Neyse, en azından böyle bir şeyi düşünmeleri güzel diye düşünüyorum.

İsyanlarla başladık, öyle devam edelim. Geçen hafta D&R’ın sitesinden e-kitap aldım. 5 kitap’a toplam 23 TL civarı para ödedim. Her şey normal. Hatta kitabının kalınlığı ve boyutları yüzünden hala okuyamadığım Olasılıksız’ı bile 13 TL gibi bir fiyata aldım. Bu güzel bir süpriz di ki kötü olan kısım Elif Şafak’ın Bit Palas kitabını 17 TL’ye satıyor olmaları. Zaten kitabın orjinali 23 TL filan ki Kadıköy’de sahaftan 9 TL’ye çok temiz kullanılmış ve sıfıra yakın halini almıştım. Bu kadar pahalı olacaksa neden e-kitap alayım ki, olayın komikliği de burada. Bu fiyatı gördükten sonra yeni çıkacak kitapların e-kitap versiyonlarının fiyatlarını düşünmek bile istemiyorum. Onların da fiyatlarının inmesini dört gözle bekliyor olacağız desenize.

Son olarak çoğumuzun bilmediği bir bilgiyi aktarayım ve yazıyı sonlandırayım. Geçtiğimiz haftaların birinde Radikal’in ekinde okuduğum enteresan bir haberdi. Türkiye’de dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan 10’dan fazla orkide çeşidi varmış. Ama bu orkideler soylarının tükenmesi ile karşı karşıyaymış. Sebebi ise cidden kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey: Ülkemizde orkideler Maraş Dondurması ve sahlep üretimi için kökünden sökülüyormuş. Kökünden sökülmesi demek o bitkiyi tamamen imha etmek demek. Yani kitlendim ilk haberi okuyunca. Sahlep de Maraş dondurması da ülkemizde en çok sevilen ve tüketilen şeylerden. Demek ki Maraş dondurmasının sırlarından biri de bu. Hoş tabi ki de gönüllü veya yetkililer devreye girerse en azından bu sayısı az olan orkide türleri koruma altına alınabilir. Hatta bunlar özel bahçelerde yetiştirilebilir ve sırf bu sahlep ve dondurma üretimi için de ayrı bir yerde seri üretimi yapılabilir. Hoş bunları buradan yazıp, atıp tutmak kolay da acaba bu mümkün mü onu da düşünmek lazım.

 

Oh be!

Son günlerde içimde bir can sıkıntısı böyle büyüdü büyüdü ve hiç bir şey yapmama isteği uyandırdı içimde. Yazacak şeylerim olmasına ki içiminde dolu olmasına rağmen bu durum yüzünden yazasım gelmiyordu ki imdadıma Kaan Sezyum yetişti. 2007 – 2008 yazılarından oluşan bir kitap çıkarmakla kalmamış, kitabın 2. baskısı bile çıkmış. Biz daha birini görmeden ikisini aldık. Kahvemi yudumlarken okumaya başladım ve keyfim yerine geldi. Günlerin sıkıntısını 5 dakkada almayı başardı. Başka kitap okuyor gibi gözüküyordum ama onu da iki kere filan okuduğumdan bence yeterli. Zaten ağır gelmişti bu koşuşturma maratonunda. Mini tatile çıkacağım şu gün ve önümüzdeki bir kaç günü daha eğlenceli hale getirecek, güzel olacak.

Salı ve çarşamba günleri iş gerekçesiyle Ankara’ya gitmek zorunda kaldım. İç kesimlerine giremedim ama gördüğüm kısımları beni iyice soğuttu başkentten. Zaten sevdiğim bir şehir değildi, artık ögh! Kalacağımız oteli alışveriş merkezinin yanına yapmışlar (ya da mantıken ki tam tersi bir durumdur) ama hiç bir yere bir tabela koymamışlar. Yani bilen biri götürmese sittin sene bulamazdım. İkinci günün sabahı da bir trafik vardı, aman tanrım. Neyseki biz o trafiğin tersine doğru yol aldık ama taksi şöförünün gözleri doldu tabi, o yolu geri dönmek zorunda olduğu için. Birde İstanbul’a dönüşte, İstanbul’a vardığımızda uçağın 30 dakika boyunca havada boş boş turlamak zorunda kalması kötüydü. Cumhurbaşkanı gelmişmiş filan filan. Havaalanından çıkınca taksi bile yoktu. Neymiş yollar kapatılmış. Bir adam geldi diye bu kadar insanın suçu ve günahı ne anlamıyorum. Sırf eziyet çektirmek maksat. Kırmızı ışıkta duran bir cumhurbaşından sonra çok uç noktalarda yaşıyor şimdiki. Neyse…

Geçen gün bir haber okudum. Google hakkında; atılan mailler 5 sn içerisinde geri alınabiliyormuş. Beceremedim nasıl olacağını ama bu servisi 30 sn’ye çıkarmayı düşünüyorlarmış. Olsada sağa sola yanlış mail atarsak mene müdahale edebilelim yaf. Google başarılı bir şekilde yola devam ediyor derken Chrome için çıkan eklentiler paralı olacakmış haberi bizi üzdü tabi. Hoş değil bu davranış. Ama Gmail’in bir özelliği ile yeniden yüzümü güldürdü kendisi. Nedir bu? Efendim, şimdi Türkçe kullanıyorsanız Gmail’i, maile bir dosya eklediğinizi yazıp, dosyayı eklemeyi unutur ve gönder tuşuna basarsanız, Gmail direk sizi uyarıyor. “Ekte” kelimesi kullandınız ama dosya eklemediniz, haberiniz olsun diye. Bunu görünce cidden şok geçirdim. Vay be elin adamı neler yapıyor biz hala rüyasında aldattığı için karısını ve çocuklarını öldüren adamlarla uğraşıyoruz.

Merakla beklediğim ürünümü satın alırken bir şey keşfettim. Apple Store’da iki kredi kartı ile alışverişi yapabiliyormuşsunuz. En son ödeme kısmısında iki kredi kartı ile ödeme diye bir kısım var. Adamlar düşünmüş valla. Başarılı baya. Ama ödemenin son dakikasında 202 dolar vergiyi tokat gibi suratıma yapıştırması hiç hoş değildi. Hiç beklemediğim anda, ürün almanın mutluluğu ile hayal dünyasından çıkardı beni. Ama artık işin sonuna gelmişiz geri dönecek değiliz ya. Ağzım burnum dağıldı mali açıdan ama genede gülebiliyorum. Birde elime geçse artık daha mutlu olacağım.

Bu arada bir konser haberi ile coştum adeta. Archive 28 Eylül’de Türkiye’deki ilk konserini verecek. Maçka’daki Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek konserin bilet fiyatları 49.50 TL. Fiyatı çok iyi ama günü pek hoş değil. Haftaiçi konserleri pek eğlenceli geçer mi onuda görüceğiz bakalım. Mekan hakkında pek bilgim yok, umarım iyidir mekan. Biletler de malum Biletix tarafından satılıyor.

Son olarak da sevmediğim konu olan siyaset hakkında bir iki şey yazmak istiyorum. Malumunuz referanduma çok az kaldı. Siyasetçiler otomatiğe bağladı, her yerde bir görsel var. Gözlerim bozuldu sağda solda EVET ya da HAYIR görmekten. “Evet” mi? “Hayır” mı? sonuç ne olursa olsun halkın kendi iradesi ile, parti fanatikliği yapmadan, bir birey olarak tek tek maddeleri iyice kavrayıp, kendi iradesi ile bir sonuca varmasını umuyorum. Çünkü değişen bizim anayasamız. Evet ya da Hayır sonucunda kazanan veya kaybeden oradaki partiler değil halkın ta kendisi olacaktır. Hangisi size yakın geliyorsa ona göre cevabınızı verin. Sempatizanı olduğunuz partinin zorlaması olan cevabı değil…