Bastian Schweinsteiger

2002’den beri Bayern Münih, 2004’ten beri Almanya Milli Takımı’nda izlediğimiz Bastian Schweinsteiger yerinde başka birisi olsa şu an çoktan ya kariyer çöküşü yaşıyor olurdu ya da intihar filan ediyor olabilirdi. Şu ana kadar gördüğümüze göre çok güçlü bir iradeye sahip.

Neden? Ne alaka diye soracak olursanız uzak geçmişten yakın geçmişe doğru düşünürsek; önce 2006’da ev sahipliği yaptıkları Dünya Kupası’nda iyi futbol oynayarak geldikleri yarı finalde uzatmalarda İtalya’ya yenildiler, sonrasında 3. oldular. Daha sonrasında 2008 yılındaki Avrupa Şampiyonası’nda bizi de eleyerek geldikleri finalde İspanya’ya yenilerek ikinci oldular. 2010 yılında turnuvanın da en iyi futbolunu oynayarak geldikleri yarı finalde tarihinin en iyi futbolunu oynayan İspanya’ya elendiler. 2012 yılında da üst üste 15 maç kazanarak geldikleri Avrupa Şampiyonası yarı finalinde İtalya’ya B plansızlıktan elendiler. Bu süre zarfında özellikle 2009’dan itibaren gerçekten çok iyi oynayan Almanya Milli Takımı’nın öne çıkan ismi her zaman orta sahanın dinamosu ve beyni görevini yapan Schweinsteiger oldu. Kanattan gelip devraldığı bu görevi üstüne düşenden fazlasıyla yerine getirdi. Son İtalya maçında çok iyi oynamadı belki ama buraya kadar gelmelerinde her zaman büyük pay sahibi idi. Aslında sırf Milli Takım’da değil, Bayern Münih içinde değişilmez bir oyuncu. Çok iyi oynadıkları bir dönemde önce Almanya Ligi’ni ve Kupası’nı finalde kaybettiler, üstüne Şampiyonlar Ligi’ni penaltı atışları ile çok iyi oynadıkları bir maç sonunda kaybettiler. İki sene önce 2010 yılında bu sefer Inter Milan’a kaybettiler. Schweinsteiger hepsinde çok büyük rol oynadı. Hiç istemeden söylüyorum ama komik bir şekilde “Loser” damgası yedi diyebilirim. Ama kendisi hiç öyle bir kişiliğe sahip değil. Görünene göre bunu diyebiliriz herhalde.

Sırf bu kadar emeği olup, kaybettikleri yüzünden ilk paragrafı yazdım. Çok da haksız sayılmam herhalde. Çok sevdiğim Kevin Garnett ile aynı durumda aslında. Tek farkları KG ilk finalini Boston ile görmüştü ve kazanmıştı da. Bastian Schweinsteiger de çok net bir şekilde kupa hak eden bir oyuncu. Almanya’da kazandıkları dışında Avrupa’da bir kupa elbet kazanacaktır.

Velociraptor!

Kasabian yeni albümle geri döndü. “Velociraptor!” isimli albümü ilk dinlediğimde ciddi beğenmedim. Ama albüm dinledikçe güzelleşen tiplerden çıktı. Dün radyoda Days Are Forgotten’ı yeniden dinleyince baya hoşuma gitti. Sabah da yeniden dinleyince albümü hoşuma gitti. Yalnız bir önceki albüm “West Ryder Pauper Lunatic Asylum”den daha farklı geldi bana. Biraz daha özlerine dönmüş gibi. Yalnız Re-Wired ve Days Are Forgotten baya güzel şarkılar. Dinlemenizi öneririm.

Cuma günü de NTVSpor’un böyle aşırı şişirdiği milli takımda çok sağlam patladı. Daha da şişmez, şişmesinde. Şu an bana göre dünyanın en iyi takımı Almanya. Şansları İspanya’nın döneme damga vurması ve kazanma işini iyi yapmaları. Yediğimiz gollere bakıyorsun, hepsi kişisel hata. Milli takıma alınan ve ilk 11’e konan adamın son adamken yediği çalıma bak. Yakınına takım arkadaşın gelmiş  sen hala boş alanı iyice boşaltıyorsun. Adamlar hızlı oyun oynuyor teknik ekip denen kafalar ağır adamı defansa koyuyor. Burak pozisyon bulamıyor, çünkü adamların defansı hızlı. Ya bizim? Volkan sakatlanıyor, yerine Fenerbahçe’de son iki sezonda üç maça çıkmış adam alıyorsun. Oğuz Çetin denen adam fanatikliğini artık bir kenara bıraksa da ülkesini düşünse ya. Ülkede kaleci mi kalmamış?  Gruptan çıksak play-off turunda kim gelse ve biraz kassa bu milli takımı rahat eler. Kafalar iyice geriye gitti gene. Yabancı sınırlamasını serbest bıraktın şimdi altyapı iyice patlar. Altyapılardaki oyuncuları a takıma alıp 2 maç kötü oynadı mı satıyorlar. Sonra altyapı yok. Olmaz tabi. Kafan yok ki altyapı da olsun…

Sakın öleyim deme!

Ölünün arkasından konuşmaya ne meraklıymışız da haberimiz yokmuş. Önce Defne Joy Foster’ın arkasından çeşit çeşit uydurmalar çıktı, üzerine Türkan Saylan’ın arkasından hipnozcu diye enteresan şeyler dendi. Aslında durulan magazin basınına iyi geldi bu kötü haber. Dedikodular, uydurmalar ne geldiyse akıllarına sıktılar. Keşke bu yalan ve uydurma haberlerin gerçek olmadığı ortaya çıktığında bunu yapanlara bir ceza verilebilse. Ne kadar iğrenç bir durum. Yozlaşmışlılığın bu kadarı. Eski filmleri ya da yaşlı insanların anlattıklarını dinledikçe gerçekten halimize üzülüyorum. Eskiden birinin öldüğünü duyduğu zaman tanımayanlar bile ağlarmış. Bir insan öldü diye. Şimdi ise en basit cezanın direk can alma olduğu şeyler izletiliyor bizlere. Popüler olan bu diye. Ya da işte ölen insanların arkasından atıp tutuyoruz. Türkan Saylan baş örtülü kızları hipnotize edip başlarını açtırıyormuş. Buna gerçekten inanan var mı anlamıyorum ya da bu acizane lafları eden kişi gerçekten bu dediklerine inanıyor mu? Bunu televizyona çıkarıp prim yapan kanal da devletin kanalı TRT. Hangisi daha rezil karar veremiyorum.

2010 yılının yıldızı malum yıl sonuna doğru ölmüştü. Dünya Kupası’nda yıldızı parlamıştı. Ahtapot Paul’dan bahsediyorum tabi ki de. Almanya’da yaşadığı akvaryuma kocaman heykelini diktiler. Gidip sarılasım geldi. Pek de çikin bir şey ama olsun.

Fido Dido’yu hatırlayan var mı? T-shirtünü deliler gibi aradığım günler aklıma geldi. Hoş birlikte büyüdüğümüz karakterlerden biri. Bir 7up olsa da içsem filan dedim. Ama eskisi gibi gelmiyor tadı nedense. Belki de Fidosuz bir anlamı yoktur.

Geçen hafta da çok çılgın geçti, önümüzdeki hafta da çılgın geçecek gibi. Kafamı dinlemek istiyorum artık. Zaten bu yaz baya hareketli geçecek gibi. Ufacığından da olsa bir tatil ne güzel giderdi be…

Çeşme Totemi…

Malumunuz Oasis’in dağılmasından sonra, Noel Gallagher kendi başına yoluna devam ediyor. Akustik konserlerde veriyor ara ara. Türkiye’ye hiç gelmeyen veya getirilemeyen veya da hiç çağrılma zahmetinde bulunulmayan Oasis’in kurucularından, büyük kardeş Noel, yeni konsepti ile Türkiye’ye gelir mi? Şöyle Harbiye Açık Hava konser modeli tam ona göre. Buradan yetkililere sesleniyorum, sesimi duyun!!!

Açık hava konserleri demişken, bu garip hava durumunda da insan nasıl cesaret eder açık hava konserlerine bilemiyorum. İstanbul’da bunca senedir yaşıyorum, ben böyle hava görmedim. Temmuz’a girdik hala bir garip. Yağmur yağıyor, beş dakika sonra güneşten alev alev yanıyoruz. Kararsız havalardan nefret ediyorum. Ya serin, yağmurlu ol ya da hep sıcak ol arkadaşım. Bu ne kararsızlık!

Bende bu kararsızlık içerisinde en son okumakta olduğum kitaba son verdim. Artık dayanamadım ve son 40 sayfa kala pes ettim. Hiç yapmadığım bir şeydi ama her şeyin bir ilki vardır. Artık durma noktasına geldi bana göre, bende daha okuyamayacağım dedim. Ama belki yeni başladığım kitabı bitirdikten sonra, o son 40 sayfayı okurum. Bu arada yeni başladığım kitap; Jess Walter’ın Körler Ülkesi. İngilizcesine baktığımda, kitabın isminin Land of Blind olduğunu gördüm. Acaba diyorum bu filme konu olmuş olan kitap mı? Çünkü 2003 yılında yayınlanmış ilk. Elimin altında internet olmadığından bakamıyorum da… (Diyeceksiniz bu yazıyı nası koydun buraya. Not defterine yazıp, daha sonra kopyala / yapıştır! Hop bu kadar basit)

Bu arada formaları kastan yırtılma tehlikesinde olan gururumuz Gana, pisi pisine dünya kupasından elendi. Uzatmaların son dakikasında penaltı kaçırırsan olacağı bu. Son dakikada eliyle çizgiden topu kesen Suarez de önce vatan haini olacakken, penaltıların sonunda Muslera ile birlikte halk kahramanı oldu. Afrika’nın buraya kadar gelebilmiş, en başarılı tek temsilcisi de elenmiş oldu. Hayır, şunu anlamıyorum. Senelerdir Afrika Şampiyonalar’ında final oyanayan ya da kazanan Mısır, bu dünya kupalarında nerede? O turnuvalarda pek varlık gösteremeyen Gana ve Fildişi dünya kupalarında daha etkili oluyor. Garip…

Şu an Berlin’de olan arkadaşıma yeni Almanya forması siparişini verdim. Bugün (3 Temmuz) alacağını söyledi. Bugün de Almanya – Arjantin maçı var. 2006 yılındaki dünya kupasında, Almanya – İtalya maçından saatler önce Almanya forması almıştım. O gün Almanya elenmişti. Bugünde aynısı olursa koşarak atlarım bi’ yerden artık…

Yıl 1990, Çeşme’de eniştemle Almanya – Arjantin dünya kupası finalini izlemiştik. Maradonalı Arjantin, son dakika penaltı golüyle kupayı kaçırmıştı. Yıl 2010, gene Çeşme’deyim, gene Almanya – Arjantin maçı ve gene eniştemle maçı izleyeceğim. Ama bu sefer çeyrek final. Belki Çeşme totemi, forma toteminden ağır basar da Almanya yener…

Dün (2 Temmuz) lise arkadaşlarımdan bazılarını gördüm. Düşününce 7-8 sene olmuş görüşmeyeli. Hiç değişmemissin dediler de onlar bu seneler içindeki deformasyonumu ve şişip, sönmemi görmedikleri için böyle dediler. Kimin aklına gelirdi ki bunca sene sonra nerede, ne amaçla görüşüceğiz. Hollanda’da yaşayan Mümtaz’ın, Çeşme’deki düğünü için, İstanbul’dan gelen arkadaşları… Vay be…

P.S: Bu yazıyı 3 Temmuz sabahı yazdım, ama bugün yayınlayabiliyorum ancak. O yüzden tarihler ve “dün”, “bugün” gibi terimlerim kafa karıştırabiliyor sanırsam. Kusura bakmayın…

P.S(2): Almanya, Arjantin’i eze eze yendi, Maradona beter oldu ya, daha ne isteyeyim. Çeşme totemi tuttu haha.