Picante olmamış

Cumartesi elimdeki Momento kuponu ile Tünel’deki Picante’ye gittik. Daha önce bir kere gitmiş ve cidden beğenmiştim. Evet, kesinlikle pahalı bir yerdi ama memnun kalınca senede 1-2 kere gidebiliriz diye düşündüm. İşte o ikinci kere cumartesine kısmetmiş. İlkine göre çok daha samimi bir ortamla karşılaştık. İlk giriş gerçekten güzeldi. Siparişleri verdik, sonrası hayal kırıklığı işte.

İlk olarak nachos geldi. Beyaz cheddar peynirli ve bol yeşil – siyah zeytinli bir üründü. Ben hayatımda ilk kez zeytinlisini gördüm. Vasat bir nachos 15 TL idir. İlk kroşeyi açılışta yedik. Bundan sonra yemeklerden burrito geldi. Hiç yememiş olsak vaay diye kalırdık. Ama tavuklu yemekte tavuk bir elin parmaklarını geçmiyordu ve içinde patlıcan, pirinç vs vardı. Meksika yemeğinde ne arar bunlar dostum? Benim yemeğim taco tabağı idi. İki adet taconunda içinde kıyma + soslardı vardı. Benim bildiğim klasik tacolarda sosun taconun içinde ne işi var anlamadım. Yeşillik, sos hepsi taconun içindeydi. Trio tam bir hayal kırıklığı idi.

Hesap kitap işlerine gelince, Digiturk VIP kartla indirimi cepleyek dedik ama o da patladı. Sebebi iki kampanya bir arada olmazmış. Diretmedim, çünkü konser vardı ve sinirlerimi bozamadım. Momento zaten kampanya değil, ayrıca hesaplar farklı. Nasıl iki kampanya olur? Digiturk VIP kart indirimi nasıl kampanya diye geçer? O hep olan bir şey sonuçta.

İlk defa bir yeri kötüleyen bir şey yazıyorum ama ne olduysa orada çok overrated bir mekana dönüşmüş. Çok üzücü.

Yürü be Subway!

Subway, McDonald’s ı geçmiş. Nasıl geçmiş onu da söyleyeyim: Dünyada en çok restoranı olan fast food zincir markası olarak geçmiş. 32 bin 749. açtığını duyurmuş. Ne kadar enteresandır ki Türkiye’de inatla tutmuyor şu enfes lezzetin sahipleri. O kadar gıcığım ki şu duruma anlatamam. Seneler önce Kadıköy’de vardı, son dönemlerde Capitol’de vardı. Ama o da kapandı gitti. Tek Cevahir’de gördüm. Halbuki o kadar güzel seçenekleri var ki anlatamam. Yani sos ve sandwiç seçenekleri çok başarılı. Evet tek kötülüğü biraz daha pahalı. O konudan bende mustaribim ama gülü seven dikenine azcık katlanabilir diye düşünüyorum. Canım da çekmedi değil ha, açımda zaten. Olsa da yesek.

Bu arada şunu da belirtmek isterim ama Avrupa ülkelerinde bu tip sandwiç firmaları daha çok tutuyor. McDonald’s, Burger King ve KFC gibi markalar çok azken, yerel yada global sandwiç markaları çok daha fazla. Özellikle İspanya ve Portekiz’in bir kısmında bulunan Pans & Company bu konuda lider. İspanya’da baya şubesi bulunan çok başarılı bir zincir. Canım çekti işte. Off of.

Aman dikkat diyeyim! ATM’lerden fiş alırken iki kere düşünün! Artık fişler de paralı olmuş. Ben zaten kullanmam da kullananlara duyurayım istedim. Ben bekliyorum nefes almak ne zaman paralı olacak acaba diye. Bankamatikler de hırsız gibi çalıyor bizden paraları. Bununla ilgili çok güzel bir film vardı: “How To Rob A Bank” adında. Soydukları para ATM’lerdeki işlem paraları idi. Kimsenin farkına bile varmayacağı o cüz-i paraların toplamda nasıl bir servet ettiğini konu alıyordu film. Nedense bu ATM fişi ve ortak kullanımı görünce o film geliyor aklıma.

Son iki haftada 3. zammı patlattılar benzine. Libya’daki olaylar bahane dünya şahane! Geçir devamlı halka. Hadi diğer ülkelerde akaryakıt bu kadar pahalı da değil neden bizden bu kadar vergi alınıyor onu birilerinin çıkıp ciddi ciddi anlatması gerekiyor. Hal böyle olunca kaçakçılık ve uyanıklılık seviyeleri artıyor. Örneğin son halk otobüs ve minibüs şoförlerinin başvurduğu yöntem çok akıllıca. Tekne yakıtında ötv olmadığı için tekne alıp onu akaryakıtını otobüs ve minibüslere aktarıyorlarmış kaçak olarak. Bazı araçlardan siyah duman çıkma sebebi bu gösteriliyor. Ben yağlarının rezaletinden diye biliyordum, bir de bu çıkmış oldu. Dışarı çıkıp bir temiz hava alalım söylemi yakında kullanılmaz hale gelir. Yükseliyoruz ülkece yalnız yanlış anlaşılmasın.

Jamie Oliver’dan City’e

Digiturk’te sinema kanallarını kapattığımızdan beri Jamie Oliver’ı izleyemiyorum. Eskiden her sabah yeni bir şey öğrenirdim. Geçenlerde siteleri dolaşırken Jamie’nin “Jamie’s 30-Minute Meals” adında bir programının olduğunu gördüm. Videolara şöyle bir bakınca, gene hayran kaldım adama. Adam 30 dakika içinde 4-5 çeşit pratik yemek yapıyor. İşten eve dönünce yapılası pratik şeyler sonuçta. İngiliz İngilizcesini abartmadan konuştuğu içinde ne dediğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bir şekilde izlemenizi tavsiye ederim. İngiliz İngilizcesi demişken (nedense bu satıları yazarken deja vu yaşıyorum) Manchester City’in geçen sezonu hakkında bir belgesel izledim. Blue Moon Rising adındaki bu belgesele altyazı bulamadım haliyle ve İngiltere’nin en zor şivelerinden biri Manchester şivesini anlamaya çalıştım. Bundan sonra Jamie’nin İngilizcesi baya kolay geldi.

Blue Moon Rising demişken; United taraftarlarının City’li taraftarlar için yaptırdığı pankart beni benden aldı. City geçen sezon itirabi ile 34 yıldır İngiltere’de kupa kazanamıyor (En son 1976 yılında Lig Kupası’nı kazandılar). Buna laf atmak amaçlı West Stand adında bir kişinin ismini verdiği Stretford End tribünü (Old Trafford Stadının batı kısmı) bu pankartı yapmış. Yukarıdaki pankart tabi eski fotoğrafı pankartın. Sonuçta 34 sene oldu artık. Zaten filmin sonunda da sayaç 34 oluyor.

Ben bundan Fenerbahçe’ye de yapılmasından yanayım aslında. Sonuçta kendiyle barışık Fenerbahçe taraftarları da artık Türkiye Kupası’nı artık alamayışları ile dalga geçebiliyor. Yaratıcı Beşiktaş taraftarına benden bir fikir olsun. Hatta yakın bir zamanda görseli hazırlamayı düşünüyorum. Dile kolay 29 sene olmak üzere bu sene de alamazlarsa ki alacak gibi gözükmüyorlar. (Hatta yaptım bile)

Bu yazıda da sızlanmazsam olmaz diye düşündüm. İngilizce, İngiltere filan derken aklıma bir şey geldi. Avrupa’ya giden herkesin dilinde döndüğünde şöyle bir cümle oluyor: “Ya yola adımını attığın an adamlar anında durup, yol veriyor! Medeniyete bak be!” ve bundan övgüyle ve keşke burada da olsa diye bahsediyor. Ama ne kadar gariptir ki bu cümleleri sarf eden insanların neredeyse %90’ı Türkiye’ye gelince bunu uygulamaktan aciz oluyor. Ee geçen gün medeniyet diyordun, ne oldu bir anda? Ülkenin havası seni yeniden eski havana mı soktu? Ne güzel başlamıştım halbuki, di mi?

İştahım açıldığı gibi kaçtı!

Akşam akşam okuduğum bir haber ile cinlerim tepeme çıktı. O konuya en son değineceğim. Sakinleşirsem tabi o ayrı.

Öncelikle ne kadar zamandır paylaşmak istediğim bir videoyu paylaşıcağım. Facebook’da bir arkadaşımın paylaştığı bir video aslında. Geleceğin mobilyaları diye bir video ama yaratıcılık ve pratiklik hat safada. Yatağa dönüşen bilgisayar masası veya camsız vitrin gibi raflı bir sistem; aslında 4-5 tane sehpanın üst üste konulmasından oluşan bir sistem. En üstteki sehpayı alıp asıl amacı içinde kullanabilirsiniz filan. Gerçekten çok şekil ürünler var. Var ama fiyatlarını tahmin bile etmek istemiyorum. Burada videoyu izleyebilirsiniz.

Bayadır paylaşmayı düşündüğüm şeylerden bir taneside Pegasus Havayolları’nın uçuş güvenlik videosu. THY’nin ki animasyon ve bayadır da yayında. Pegasus da küçük çocukları oynatarak esprili bir hava katmaya çalışmış ve başarmış. Baya hoş olmuş. Ama ben hiç İngilizcesini görmedim. Yani Türkçe bilmeyen yolcular nasıl anlayacak videoyu o ayrı bir soru işareti.

THY demişken onlar da bombayı patlatmış ve Kobe Bryant ile marka tanıtım elçiliği için anlaşmışlar. Yani Amerika’da THY tanıtımlarında Kobe Bryant’ı bol bol görüceğiz. Manchester United, Barcelona ve Eurolegue’nin tarihinde ilk sponsorluğundan sonra Kobe Bryant ile Amerika’da tanıtım yaptırmak büyük iş.

Amerika’da demişken olayı KFC’ye bağlayayım bare. Bundan 4 sene önce İspanya’da KFC’de yediğim ürünü KFC Türkiye daha yeni ülkemize getirerek büyük bir başarıya imza atmış oldu. Şu yeni çıkan Tower Burger’den bahsediyorum. Ama anlamadığım şey neden bu kadar geç geliyor bu ürünler. Fast Food tüketimi ülkemizde hat safada olmasına rağmen bu tip ürünler ya gelmiyor ya geç geliyor. Yalnız Tower Burger de baya lezzetli, tavsiye ederim. Ama asıl ürün Amerika’da geçen aylarda çıkan bir ürün. Ekmeksiz sandwiç. Double Down adındaki ürün iki tavuk arasında iki peynir arasında iki domuz salamı. At o domuz salamını koy onun yerine jambon efsane olur. Kalori patlaması bir kenara ama böyle arada kaçamak amaçlı yenir her türlü. (Tower Burger’in fotoğrafını koyucaktım ama yazıyı yazarken aklıma bu geldi, haliyle de bunun resmini koydum. Ee açık ara ile yani…)

İştahımız açıldığına göre şimdi de onu kaçırma vakti geldi. Malumunuz en pahalı akaryakıt Türkiye’de. En son gelen zamlarla 97 oktan benzinin fiyatı 4.01 TL oldu. Katar’da benzin sudan ucuz bu arada. Lafın gelişi değil yani cidden öyle. Ama bizde de benzin bu günleri gördü işte. Ama maalesefki buna tepki ancak lafta olabiliyor. Hala hergün binlerce 0 km otomobil trafiğe çıkıyor. Kimse arabasıyla çıkmayıp, yollarda tepki olarak yürüse filan, devlet insanların tepkisini anlar aslında. Aynı metrobüs fiyatlarının artışına gösterdiğimiz tepkiyi gösteriyoruz, hiç bir şey yapmıyoruz. Öyle bir milletiz ki sömürülmek bize koymuyor, zaten göstersende coplarla dayak yiyorsun. Demokratik bir ülkede tepkini gösterdiğin için suçlu sayılıyorsun. Neyse…

Vay vay vay projeye bak!

Bu sabah çok efsane bir haber gördüm. Dallas dizisi geri dönüyormuş. Ee her şeyin remake’ini yapıyorlar, onunda yapmazlarsa ayıp olurdu. Tabiki çoğu remake gibi ne tutucak, ne de güzel olacaktır ama işte yapmadık demiyelimin bir örneği. Yeni Dallas’da Kiefer Sutherland, Josh Holloway ve Jennifer Love Hewitt’in oynaması planlanıyormuş. Kadro şukela olacak ama ya gerisi?… Bakarsınız Cesur ve Güzel ile Yalan Rüzgarı’nında remakeleri çekilir. 7 ceddimiz aynı şeyleri izleyerek yaşlanır.

Pazar günü sabah saat 10:10 gibi IKEA’ya gittik. Gitmeden önce de heralde ilk biz gideceğiz diye düşündüm ama durum hiç öyle değildi. Ben hayatımda bu kadar kalabalık görmemiştim yemek katını. İnsanlar yememiş içmemiş oraya gitmiş sanki. İçecek kısmı görünmüyordu sıradan filan. Orda kahvaltı etmeyi düşünseymişiz yandıydık. Yalnız her gittiğimdeki gibi herşeyi alasım geldi. Ev kurasım geldi böyle. Bayadırda gitmiyordum, unutmuştum bu düşünceleri ne güzel.

Yapı Kredi Yayınları’da e-kitap olayına idefix ile girmiş, hayırlı olsun. Gayet de güzel kitaplarla girmiş hemde. Normalde kitap okuyacak vakit pek bulamadığımdan hala Dava’yı bitirmeye çalışıyorum. Bitince yeni kitapları alacağım. 80 TL’lik kitabı 40 TL’ye alabilmek güzel olacak. Artık kitap sayıları artsın diyorum ama bakalım.

Geçen haftalarda Maret ile Burger King’in olayı malumunuz gündemdeydi. Tonlarca et bakteriliymiş, Burger King bunları Maret’e geri iade etmiş, Maret ise bunları imha etmişmişmişmiş. Böyle gidiyor hikaye. Amma velakin imha edilen etlerin bir kanıtı yok. Asıl bomba bu. Belki piyasada, belki cidden imha edildi. Kafada bi’ ton olay var zaten bir de bakterili et çıktı başımıza. Bunların üstüne geçen hafta (Burger King’in en büyük rakibi ve benim sevmediğim firmalardan biri)  McDonald’s’ın inanılmaz akılcıl hamlesi olan reklam filmini gördüm. Adamlar pazarlamayı çok iyi yapıyorlar. Rakibin zayıf noktasından vurup, hem taze sebze, hem taze et kullanıyoruz temalı, müşteriye güven aşılayan reklam filmi başarılı olmuş. Sevmesek de saygı duymak lazım.

Ve gelelim haftanın kazananı ve gurur kaynağımız Kenan Sofuoğlu’na. Adam ikinci kez Dünya Supersport Şampiyonu oldu (İlkini 2007’de kazanmıştı). Helal olsun valla. Geçen haftaki oyunlara rağmen, tokat gibi cevabı ile bazı rakiplerinide mutsuz etti. Ama sonuçta biz Türkler gurur patlaması yaşadık. NTVSpor’a verdiği bir röportajda bu sene artık son kez Supersport’da yarışmak istiyorum, başka bir klasmana geçmek istiyorum diyordu ama bakalım ne olacak. Takımının (HANNspree Ten Kate Honda) bu konuda anlayış göstericeğini de söylemişti. İki kardeşinide motor kazasında kaybeden Kenan Sofuoğlu’nun bu sevdadan vazgeçmeyerek üstüne gitmesi cesaret işi bana göre. Umarım bizi daha çok mutlu eder.

Son olarak da bugün gördüğüm bir haberi paylaşayım. Antalya’nın Side Belediyesi’nde adamın teki markete girer girmez, önce reyondan ürün seçen bir müşterinin boğazını kesiyor. Üstüne market sahibine bıçakla saldırıp, onu bıçaklarken bir müşteri hemen olaya müdahale etmeye çalışıyor. Ama sanırsam oda yaralanıyor, bunlar olurkende yaralanan market sahibi tabancasını çıkarıp saldırganı vuruyor. Film gibi inanılmaz bir olay cidden. Buradan olayın videosunu izliyebilirsiniz. Korkum şu ki -adam ölmemiş bu arada- adamın aklı dengesi yerinde değil filan diye az tutarlar içerde ya da salıverirler. Film diye internete koysan yer. Vay be…

Havalar da bozdu

Tam uyku havası var. Zaten ofisinde camları siyah gibi böyle, iyice karanlık gözüküyor dışarısı. Ne uyurum var ya… İçerideki ışığın ektisi baya arttı. En sevmediğim ortam. Gün ışığı beni canlı ve ayakta tutar. Ev dışında pek akşam saatlerinde çalışmayı sevmem. Bu havada tam onu veriyor ama. Can sıkıcı ama alışmak da lazım.

It’s always sunny in philadelphia 6. sezonu bu hafta açtı. Çizgisinden hiç birşey kaybetmemiş, yoluna devam ediyor. İzlemeyenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Cidden çok komik, gülmek garanti. Bağımsız bir yapım olduğundan da dış etkilerden etkilenmiyorlar. Hala eski bölümlerini sık sık izliyorum. Şiddetle tavsiye edilir.

Geçen hafta perşembe günü Beşiktaş – CSKA Sofia maçından önce Taksim’de takıldık. Şu AFM’nin girişindeki filmleri gösteren ekranlarda neden bir piksel çalışması var anlamıyorum. Yok mu ellerinde iyi çözünürlükte afişler? Resmen piksel art var orda. Afişteki yazıları okumaya kalkarsan yandın. Neyse, amacımız şu Salad Station’a gitmekti zaten. Ne zaman açıldı tam bilmiyorum ama (senelerdir dersem abartı olur diye bunu dedim) hiç gitme fırsatı bulamamıştım. Pahalıdır heralde diye düşündüğüm içinde kendimi suçladım tabi, çünkü gayet makul fiyatlar. Konsept çok hoş. Raftan istediğiniz yeşillik tipini seçip malzemenizi seçiyorsunuz. Önce ucuz, sonra daha pahalı malzemelerden sonra sosla salatayı daha da lezzetlendirip afiyetle mideye indirme operasyonu başlıyor. Gayet doyurucu da. Gene gidesim var ama Taksim’e pek uğramıyoruz işte. Belki gene maçlardan önce yolumuz düşer diye umut ediyorum.

Cuma günüde ilk defa Nintendo Wii oynadım. Grafikleri yüzünden itici geliyordu bana ama baya zevkli bir aletmiş. He alır mıyım diye sorarsanız, hayır almam. Çünkü fazla bağımlılık yapabilir. Gerçekten efor sarfedip, kanter içinde kalabiliyorsunuz. Normalde bizi koltuğa kitleyip, yanımızda pizza ile kalori manyağı yapma çalışmalarına sürükleyen birşey beklerken bu tip hareketli kılıp, efor sarfederek eğlendirecek birşey görmek güzel.  Her yerde boks ve tenis reklamı yapılıyor ama ben en çok beyzbolu sevdim. Kolum 3 gün ağrıdı ama vurucu olmak cidden eğlenceli. Gaza gelip Home Run’dan sonra evde koşmaya başlayabilirsiniz, o köşe benim bu köşe senin edalarında. Oynu oynarkende beyzbol’un da kurallarını öğrendik. Hiç bi’şey yokmuş oyunda. Gayet basit, tam Amerikalılar’a göre bir oyun.

Geçen hafta vizyona baya film girdi. Sonunda yani. Bunlardan biri de Ejdarha Dövmeli Kız. Kitabını okumadım, konusu hakkında da pek bir fikrim yok. Sadece şunu söylemek için konusunu açtım; film 2009 yapımı. Biz 2011’e yaklaştık. Komik olan seri üç kitaptan oluşuyor ve hepsinin filmi çekilmiş. DVD’leri çıkmış ama bize ilk film daha yeni geliyor. Ne diyeyim…

Şimdi Reklamlar…

Geçen gece gene bir suç işlemek üzereyken kendime dur dedim. Saat 22:45 civarı Domino’s’tan incecik pizzalardan bir tane sipariş verdim. Gece yemek yemek kendi prensiplerime aykırı olduğundan suç olarak görüyorum. Pizzam geldi, açtım kutuyu ve 2 dilim yedim. Ama diğer kalan dört dilimi de yememek için kendimi çok zor tuttum diyebilirim. Geri kalan dilimleri sabah kahvaltısı olarak yemek için ayırdım. Ama yani çok fena bir şey bu incecik pizza olayı. Çerez gibi gidiyor. Hafif de geliyor bana. Aman tanrım korkuyorum! Bir de Yemeksepeti ve telefonla sipariş dışında kendi sitelerinden de satışa başlamışlar. AcıkTık adı altında sitelerinde bulabilirsiniz bu olanağı. Diğer seçeneklere göre burdan sipariş verirseniz, pizzanız nerede, onu takip de edebiliyormuşsunuz (Ama Yemeksepeti’ndeki gibi promosyonlar var mı bilemiyorum). Sitenin görsellerini dergide gördüm ve baya yaratıcı yani. Tebrik ettim.

Madem internet sitelerinden girdik, ordan devam edelim. Aynı dergide bir başak reklam daha gördüm. Bulucak.com. Geçenlerde arkadaşıma; “böyle bir site biliyor musun?” diye sormuştum. Tam aradığım şeye şansa da olsa ulaştım. Nedir bu sitenin olayı? Siteye girdiğinizde nereden – nereye gideceğinizi ve tarihi seçtiğinizde o güne ait uçuş bilgileri çıkıyor. Tüm havayollarını ve başlangıç fiyatlarını görebiliyorsunuz. Öyle tek tek tüm havayollarının sitelerine girmektense tek site üzerinden hepsini bir anda görmek çok büyük kolaylık. Fiyatlarda bu sitenin bir indirimi veya bir etkisi var mı bilmiyorum ama burdan beğenir, sonra kendi sitesinden de yer ayırtır veya satın alabilirsiniz diye düşünüyorum. Yalnız sitenin tek bir eksikliği şu olabilir; sadece Türkiye içi uçuşları kapsıyor…

3. reklam ise maximiles’ın reklamı. “Koleksiyonunuzu genişletin” sloganıyla böyle çeşitli otellerden alınmış şampuanlar bir evin banyosunun rafında. Müthiş bir düşünce. Basit ama cidden etkileyici. İş yerinde olduğum için pek tepki veremedim ama yazıya dökerek rahatlıyorum şu anda…