Amerika’daki cep telefonu sayısı

Ne kadar da çaktırmasalar Avrupa veya Amerika’daki markette gördüklerini ülkemizde ilk uygulayan hep Migros olmuştur. Küçüklüğümden beri hep sempati duymuşumdur Migros’a. O tipsiz, korkun. kangurusundan filan değil, yanlış anlaşılmasın. Önce Jet Kasa olayı şimdi de kasadaki kart olayı. Senelerdir Avrupa’da hemen hemen her dükkanda olan bu sistemde siz kasadaki çalışana hiç bir zaman kartınızı vermiyorsunuz. Pos makinesi takıp, söylendiğinde şifrenizi giriyorsunuz. Bu kadar basit. Gayrettepe’deki Migros bu sisteme geçmiş. Heyecanlandım yani. Şimdi yavaşla yayılır bu sistem. Bazı insanlar için zor olacaktır ama alışmamız lazım.

Geçenlerde bir haber duydum. Amerika’daki cep telefon sayısı, ülke nüfusundan fazlaymış. Bunun yeni doğan, ufağı ve çok yaşlısı filan diye düşünürsek kişi başına iki telefon ortalaması var. İnsanoğlunun telefonlara ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtı olsa gerek bu. Bizde de bu rakam böyle filandır. Eskiden ne yapıyormuşuz biz ya? Daha çok diyalog halindeydik, şimdi ise telefonda devamlı bir şeyler yapıyoruz. Evet sosyalliğimiz artıyor sanılıyor ama her şeyi bir alet aracılığı ile konuşmadan yapıyoruz. Konuşma yetimizi kaybetmeyiz umarım diye düşünüyorum. Hatta karakter sınırının da olması kelime haznemizi de düşürüyoruz gibi. Bununla ilgili harika bir video hazırlamış College Humor.

İnsanlar eskiden tartışırken yada bir şeyleri itiraf ederken yüz yüze söylerlerdi, daha sonra telefondan söylemeye başladılar, daha sonra kısa mesaj, e-posta derken artık ona da g erek kalmayacak sanırsam. Siri bizim için bunu yapıyor ne de olmasa.

Uyanık Blackberry

Blackberry geçen hafta patlamasının nedeniyle bize bir güzellik yapmaya çalışıyor. Bugün (19 Ekim Çarşamba) itibariyle yıl sonuna kadar sadece kurumsal müşterilerine 100 dolarlık uygulamayı bedava sunuyor.Kurumsal müşterileri dışındakileri sallamaması çok başarılı olmuş… Blackberry aldığıma pişman mı oluyorum derken bu haberler artık bunu kesinleştirdi. Bedava sunacakları uygulamalar ise;

SIMS 3 and Bejeweled
N.O.V.A., Texas Hold’em Poker 2
Bubble Bash 2
Photo Editor Ultimate
DrifeSafe.ly Pro and Translator Pro
Nobex Radio Premium
Shazam Encore
Vlingo Plus

Steven Spielberg’in de el değdirdiği Terra Nova ilk sezonunu son sezona çevirmiş. New Girl’ün bile altında kalmış dizi. Bile diyorum çünkü gerçekten kafa boşaltma dizisi. Yani Zooey bile pek kurtaramıyor diziyi. Onun gerisinde kalmış olması üzücü. Kötü efektler ve senaryosu ile de Terra Nova aslında ikinci bölümden filan bu sinyalleri vermişti. 13. bölüm dizinin finali olacakmış. Eğer o zamana kadar reytingler düzelirse ikinci sezon için bir umut olur diyorlar. Hayırlısı… Güzelim konsepti ne hale getirdiler…

İnanlar diye mütahit var, gitmiş Ağaoğlu’nun reklamını çakmış. Bare yaratıcı güzel bir şey olsa da onu çaksan. Rezalete bak ya… Bir de reklamları böyle bas bas yapıyorlar da acaba gerçekten halktan kim alabiliyor o evleri o fiyatlara? Ya da alabilen var mı? Yoksa bilmem kaç yerde zaten bir sürü evi olan kişiler mülklerine mülk mü katıyor? Zenginler gittikçe zenginleşirken, fakirlerse daha fakirleşiyor. Ancak işte gecekondusu değerli bir arazi üstünde ise onlar paçayı kurtarıyor. Bu insanlarında gecekondularında yaşamaları ayrı bir ironi tabi.

Steve Jobs ve 4S

Dün gece bizim için geç saatlerde Apple beynini, dehasını ve bana göre hemen hemen her şeyi olan kişiyi kaybetti. Çok şaşırmamak lazım, zaten kanser yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Şu açıdan da bakmak lazım; kanserli acı dolu bir hayatı yaşamaktansa ölmek daha iyi olabilir. Ama bundan sonra Apple’dan o varmış biri projeler beklemek hata olur. Minimalliği tavan yapmış tasarımları, kullanıcının gıcık olduğu mouseları ile de anacağız onu. Şu an Facebook ve Twitter’da herkesin iletisi aynı. Yerli – yabancı, ünlü – ünsüz fark etmiyor. Bir de “i”li espriler var tabi. iSad, iLegend vs… Şimdiye kadar okuduklarım bunlar da yapmazsanız daha iyi olur bence. Baymayın hemen insanı.

Dün de herkesin beklediği iphone 5 yerine 4S gelmesi süper oldu. Ben çok şaşırmadım, Satış stratejisi sonuçta. 5 geliyormuş gibi yapıp, rakipleri paniğe sokmak ve yeni ürünlerini normalden erken piyasaya sürmek zorunda bırakmak da bir strateji sonuçta. Yeni olarak işlemci hızı, siri ve daha kısa pil ömrü en çok göze çarpan durumlar benim için.

Siri denen olay çok güzel evet katılıyorum. Ama ilk değil. Yani bu kadar gelişmişi ve AI li olması bir ilk olabilir de Blackberry Torch’da da buna benzer bir olay vardı. Menülere sesli ulaşabiliyor, telefon edebiliyor veya programları açabiliyordunuz. Ama tabi ki 4s’deki kesinlikle daha iyisi. Yalnız dil desteği her zaman sorun olacak bizim için. Amerikan veya İngiliz halkı için süper bir olay. Hatta ilk partide Almanca ve Fransızca’da varmış. Onlar içinde süper ama ya bizim için… Hala Türkiye temsilcisinin Bilkom olması ve Apple’ında bizim piyasamıza girmeye pek niyetinin olmaması düşündürücü. Hatta öyle ki ilk aşamada Amerika’da satılacak 4s daha sonra 22 ülkede satışa sunulacakmış. Daha sonraki parti de Türkiye’ye gelecek. İşte Bilkom yerine Apple olsaydı böyle olmazdı. İnsanları çılgın kazıklayan Bilkom’dan daha iyisi de beklenemezdi açıkçası.

Son olarak R.I.P Steve Jobs diyelim…

Öyle patlarsın işte

Hafta sonu akşamları da çalışmanın verdiği gaz ile haftaya başladım. Çılgın uykum var ama ya neyse… Ofise geldiğim de bir haber okudum ki şaşırdım diyemem. RIM Playbookları toplatıyormuş. Geçen hafta içinde yazdığım bir yazıda fail listesinde demiştim. O yazıdan bir iki gün sonra ofise bir tane geldi Playbook. Neden tutmadığını o an anladım. Hem de şarjı olmamasından dolayı açıp bakamama rağmen. Çünkü cidden ağırlık sorunu var. Aşırı ağır bir alet yapmışlar. Yani normal değil. O kadar küçük olmasına rağmen, et kalınlığı çok fazla ve haliyle çok ağır. Şimdi de yazılım sorunu nedeniyle toplatılıyor. Fena patladı RIM bu sefer. Zor toparlar kendisini.

Ne zaman reklamları çıkacak diyordum ama bir şeyler duyar gibi oldum sonunda. Superonline 1000 mbit internetin tanıtımını yaptı geçtiğimiz haftalarda. Daha 100 mbit’i dairelere düzgün taşınamamış olmasının üzerinden buna nasıl inanırım ki ben. Siz de inanmayın, bu sadece ancak yeni yapılmış büyük sitelerde olabilecek bir şey. Daha yeni yapılanlarda. Altyapısı ona göre yeni ve düzgün olacak ki işte o zaman o kadar hızlı internetimiz olsun. Üstüne oraya çekilen kablolarında bu teknolojiyi kaldırması gerekiyor. Şu an bile eski bir binada daireye 100 mbit veremiyorken bunun reklamını yapmak kandırmaca fikrimce. Neyse en azından çaba var diye sevinsek mi?

Bu sezonda diziler bitti sayılır. En azından benim için. True Blood ile geçecek bir yaz var önümüzde. Aslında dizi izleyecek bir vaktim olacak mı onu da bilmiyorum. Üsküdar’a Giderken’i erken saate alırlarsa deliler gibi izlerim de oda biraz Fatmagül’e bağlı. Yani yıllar sonra Türk dizisi izleten arkadaşıma selamlar olsun, helal olsun. Harika bir iş çıkarılıyor şu anda. İzleyin, izletin.

Bir de No Ordinary Family vardı. Dizinin sonunda altyazı da dizinin finaliydi diye bir ibare gördüm. İnanmak istemedim. Tutmadı sanırsam ve diziyi bitirdiler. Ama böyle olmamalıydı bence. Çok mu çakma geldi senaryo anlamadım. Ama yani cidden yazık oldu diyebilirim. Final yapacaklarsa da güzel bir final oldu diyebilirim ama. Mantıklı bir şekilde bağlamışlar. Aynı şeyi kötü olan V’ye de yaptılar. Neden izlediğim hakkında en ufak fikrim yok o diziyi. Ayrıca dizinin nasıl bu kadar çok tuttuğunu da anlamadım. Cidden kötü bir dizi. Sanırsam o da bitti. Yani umarım bitmiştir. Yalnız bir şeyi fark ettim kışın ama bu diziler yüzünden film izleyemiyordum. Artık film izleyecek vaktim oluyor. Neye üzülsem ya da sevinsem bilemedim. Bu şey gibi; dergi okumaktan kitap okumaya fırsat bulamamak ya da tam tersi.

Yazmayınca olmuyor

Complex.com sitesinde “50 Fail in Tech History” diye bir sıralama yapmışlar. Listenin 45. sırasında BlackBerry Playbook var. Baya şaşırdım bu kadar yeni bir ürünü listede görünce ama sebebini de açıkladıkları için olayı anlamak uzun sürmedi. BB Messenger ve BB Mail servisini Playbook’a koymamışlar. Bu sistemlerle kendinden söz ettiren bir firmanın bunu yapmaması bir hata mı acaba? Zaten bu ürünü çıkarmak da çok geciktiler. Baya önceden tanıtımlarını görebildik ama ürünün çıkışı çok gecikti. Ortalığı iPad 2 yeniden süpürdükten sonra kime hitap edecek merak ediyorum. Daha iyi veya kötü olması bir şeyi değiştirmiyor, önemli olan zamanlama. Mesela BB 9800 Torch versiyonunu da panikle erken piyasaya sürdüklerini düşünüyorum. İşlemcisinin yetersiz kalmasından dolayı insanlar dokunmatik ekranın kötülüğünü filan düşünüyorlar. Halbuki düzgün bir işlemci hızı olsa bunların hiç biri olmayacak. Zaten şimdiki kafam o zaman olsa almazdım bu aleti. Ayrıca listede üst sıralara giderken Windows Vista’yı gördüm ve cidden mutlu oldum. Bu kadar arada kalmış bir işletim sistemi olamazdı herhalde. Kendimiz mi üretsek yoksa MacOs’dan mı çaksak karar verilememiş. Listenin tamamına ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Oral-B pilli diş fırçası almıştım aylar önce. Haliyle pili bitti ve değiştirmek için hazırlıklarımı yaptım. Ama o da ne?! Pili çıkartmak için içindeki demiri kanırtmak gerekiyor. Elimden geldiğince en az hasarla bunu başardım ama yeni pili takınca da + – arası esnediği için boşta kalıyor pil. Ben bu kadar saçma ve kullanışsız bir alet görmemiştim. İyi oldu ama. Ders gibi bir şey sanırsam bu da.

Taze taze de zamanı geçmeden de IAMX konserini yazayım biraz. Konser sayesinde biraz geç de olsa Babylon’a ilk kez teşrif ettim. Mekan çok ufakmış ve aşırı kazık tabi ki de. Konsere gelince; tek kelime ile harikaydı. Chris Corner ve arkadaşları sahnede ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Adamın sesi zaten süper, canlı performansta da gram değişmiyor. Yeni albümün en iyi parçalarını söylediler, üstüne eskilerden de favorileri çalınca tadından yenmez bir konsere dönüştü. “This is only for you” deyip bir gün önce çalmadıkları parçayı çalınca ayrı bir güzel oldu. Ben şahsen ilk çıktığındaki maskesini çok beğendim. Ama sonra fese bir ot takıp üretilmiş olaya gülmedim de değil. Bildiğin festi o işte. Ama son düşüncem şu ki IAMX her ay konser vermeli. Hepsine gider, aynı şekilde zevk alırım diye düşünüyorum. Yani o albümdeki yavaşmış gibi gelen şarkıları bile harika söylüyorlar sahnede. Özellikle aynı davuldan tempo tuttukları ve bagetleri birbirlerininkine vurdukları kısım şov açısından çok başarılıydı. Ne var ki bunda diye bir düşünce olabilir ama canlı izleyince baya hoş oluyor. İki gün üst üste gitmediğime yanar oldum bir anda.

Son olarak da bilmeyen kalmasın diye Microsoft’un Skype’yi 8.5 milyar dolara satın aldığını duyurmak istiyorum. Hayırlı mı olsun diyelim bilemedim. Evet güzel yatırım da şimdi ne olacak? Windows ile gelen bir program mı olacak Skype? yoksa MSN ile birleştirip değişik bir hale mi getirecekler? Bekleyip göreceğiz…

O ne ola ki?

Tutturmuşlar bir sevgililer günüdür gidiyor. Anneler, babalar ve öğretmen gününü anlıyorum da ki bunları da kabul etmem uzun süre aldı, sevgililer gününü kabul edemiyorum. Sevgililerin günü mü olur? Sevgilinle buluştuğun, hadi biraz daha spesifikleştireyim, sevgilinle baş başa buluştuğun her gün sizin için sevgililer günüdür. Sevgilinin özel günü mü olur? O günden farklı daha güzel bir yerde yemek yiyorsundur ya da hediye alıyorsundur. Ee bunları normal zamanda yapmıyorsa zaten söyleyecek lafım yok. İlla güzel bir yerde yemek yemek için ya da hediye almak için özel bir sevgililer gününe ihtiyaç olması cidden komik ve acı bir durum.

Taksim, Galatasaray Meydanı’nda bugün için özel kocaman bir ağaç yapmışlar, üzerinde kalpler var bir sürü. Swatch üstlenmiş bu olayı. İki sevgili altına girip, oradaki sopaları tutunca kalpler yanıp sönüyor. Karşısında bir genç fotoğraf makinesi ile ya fotoğraf çekiyor ya da video. Yani fotoğraf çekiyorsa zaten rezalet bir durum. Fotoğraf çekiyorsa ışıklar neden yanıp sönüyor? Sadece yansa daha mantıklı olur sanırsam. Sanmama gerek yok ya neyse..

Ben sizi bunlarla daha sıkmadan güzel bir haber daha vereyim. Resmi sitede duyrulmadı ama resmi t-shirtün arkasında yazıyor. Evet, 10 Haziran’da Ironmaiden İstanbul’da! Sonisphere kapsamında Türkiye’de benim bildiğim ilk konserlerini verecekler. Judas Priest’ten sorna en inanılmaz haber bu olsa gerek. Bana beş yıl önce filan ikisi de aynı sene Türkiye’ye geliyor deseler bir tarafımla gülerdim herhalde. Şimdi ise o anın tadını çıkarmak için bileniyorum.

Bu güzel haberden sonra futbol dünyasının matemli anlarından birini söylemeden edemeyeceğim. Tam adıyla Ronaldo Luis Nazário de Lima futbolu bıraktığını açıkladı. Çakmalarından sakındığımız, kendisine hayran olduğumuz efsane artık futbolda yok. Geçen hafta Jerry Sloan’ın istifası, bu hafta Ronaldo’nun futbolu bırakması gerçekten dünya sporu için can alıcı şeyler. Orta okulda filan gece yarısı kalkar Utah Jazz – Chicago Bulls final serisini izlerdim. Bana NBA’i tam sevdiren takımı ve koçundan artık geride kimse kalmadı. Stockton reis, senin gibisi hiç gelmedi.

İşler son haftalarda çılgın yoğun olunca yazacak çok şey birikti.

Bunları biliyor musunuz tarzı bir köşe mi yapsam acaba. Mesela Türkiye’ye ilk fiber optik kablonun 1984 yılında döşendiğini biliyor muydunuz? En azından ben yeni öğrendim. Baya bir gelişme var di mi 27 senede? Olur böyle, dert etmemek gerek. Zaten yurtdışı çıkışlarında Türk Telekom’u suçluyoruz paso ama durum öyle değilmiş. Gittim, yerinde gördüm. Hatta çok güzel olayı anlattılar arkadaşlar. Başka ülkelerin yetersizliğini kendimize yıkmak yakışmamış bize.

Bu Sunhine filminin fragmanında ve filmde kullanılan müziği artık neredeyse her filmin fragmanında duymak garip geliyor. Adam ne yapmış ya! John Murphy bu arada soundtracklerini yapan o filmin. Cidden çok güzeldir, dinlemenizi tavsiye ederim. Hatta onu dinleyerek günü kapatıyorum.

Geldim geldim…

Havalar soğudu, gözlerim pörtledi, günlerden cumartesi ama ben şu an ofisteyim, arabanın sol sinyali o kadar hızlı yanıp sönmeye çalışıyor ki yanıp sönemiyor… program baya dolu desene.

Şu son son hafta bünyemin alıştığından fazla metroyu kullandım. Baktım telefon çekiyor duraklarda ama gel gör ki metro hareket halindeyken çekmiyor. Sonra düşündüm vatman olmak nasıl bir duygu olsa gerek? Düşünsene mesai saatlerin boyunca bi’ ileri bi’ geri tırtılı getirip, götürüyorsun. İletişim kurabileceğin kişiler telsizinin ötesindeki insanlar. Tamam madenlerde filan çalışanlar içinde aynı şey geçerli ama orada iş arkadaşlarınla birliktesin devamlı. Bunda öyle bir şey de yok. Ufacık kabinde yalnızsın ve yeni sistem de Taksim’de yolcuları indirdiği gibi yenilerini alıyor. Eskiden ileri doğru gider bir yerlerde dururdu. Belki otobüs gibi takıldıkları bir yer vardı orada. Garip bir şey bu vatmanlık ya.

Geçen hafta öğrendik ki Bağdat Caddesi’ne de Cafe Pi açılmış. Hemen dedik gidelim. Eski Arkasokak, yeni Küçük Beyoğlu diye adlandırılan yerlerdekini sindirmişken bunu görünce uçtum yani. İlk Taksim’in girişinde kalan, saat 9’dan sonra yer bulmanın büyük şans olduğu Cafe Pi nerede, burası nerede! Hala favorim Taksim’deki ilk mekan. Konsepti oydu çünkü, benim için öyle kalaca. Bağdat Caddesi’ndekinde yaş ortalaması 17 – 18 filan. Lounge havasında mekan. Ya ben çok katıyım bunlara karşı ya da konseptin fazla dışında.

Gel gelelim bir hayal kırıklığına. Apple’nin laptopları nam-ı değer mac bookları beni hayal kırıklığına uğrattı. Aleti televizyona bağlıyayım dedim, aparatları aldım, hdmi televizyona taktım, gel gör ki ses yok piyasada. Sonra jeton düştü ki mini display çıkışını hdmi’ye çevirdiğimiz için haliyle sesi aktaramıyor. Adı üzerinde display (görüntü). Neyseki alet sesi dışarı iyi veriyor da oradan kurtarıyor. Ama hani bir gün deneyen olur da neden ses yok demeyin. Sebebi bu işte.

Yeni yılın favori rengi yeniden kırmızı

İki gün üst üste gece / sabah 3’e kadar mesaiye kalınca tabi normal olarak yeni yıla kırmızı ile giriyorum. Yeni yıla girerken göz rengim değişti, artık kan çanağı kırmızısı oldu. Bugün de  sabah yeniden işe gelip toplantı ile kırmızı renkli gözlerime daha kırmızı ekleyip, kalan bir iki beyaz kısımları da yok ediyorum.

Yeni yıla gireceğimiz şu 2010’un yaklaşık son 10 saatinde de 2011 için hazırlık yapacağız heralde. 2011 bize hayırlı mı gelir hayırsız mı ama tatillerin %75’i filan haftasonuna denk geliyor. Bu yüzden ‘heyyo 2011 geliyor!!’ tripleri pek mantıklı değil şimdilik. Ama gene de öncelikle bu yazımı bugün de okuyan bir kaç insanoğlunun yeni yılını kutlar, sevdikleri ile bol bol vakit geçireceği sağlıklı bir 2011 dilerim. (Diğer yıllar için şimdilik söz veremiyorum)

2010’da ne olmuş diye klasik bir konu ile devam edeyim. En sevdiğim iki otomobil markasından ağır basan olan Volkswagen, Wolfsburg’daki fabrikasında 111.111.111. (yaz ile: yüz on bir milyon yüz on bir bin yüz on birinci) arabasını Golf olarak üretmiş. Bu rakamı heralde kimse açıklayamaz. Üretilen arabanında en sevdiğim model olması beni ayrı bir mutlu etti. Bu üretilen arabanın akıbeti hakkındaki bilgiyi şimdi hatırlıyor olamasamda bana verseler hayır demem. Çaktırmadan da DDB’nin Londra ayağının yapmış olduğu reklamı ekledim. Her VW reklamı gibi bu da çok çok başarılı.

2010’dan bu kadar yeterli. 2011’de de şimdilik aldığım süper haber ise oasis’in dağılıp yeniden Beady Eye adı altında Noel’siz toplanmıştı. Beady Eye 2011 yılında ilk albümlerini çıkarıcakmış. Bununla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı bilgi vereceğim, o yüzden şimdilik kısa bir bilgi ile geçiyorum.

Müzikten hemen Fizy.com’un kapanmasıyla 2010 yılı kapatıyorum. Çekememezliğin son noktası bu rezalettir. Bu hareketlerle müzik piyasası sempati kazanmaz, hatta antipatik bir durum oluşur. Daha önce Napster’da bunu gördük, görmeye de devam ediyoruz. Şimdi sen Fizy.com’u kapatınca bu şahsiyetlerin parçaları ve albümleri ne daha çok satılacak ne de bu siteerin farklı versiyonların açılmasına mani olacak. Bugün Fizy.com ise yarın Mizy.com açılır, kısır döngü devam eder. Ama hep kaybeden bu insanlar olur.

Neyse, tekrardan size güzel bir 2011 yılı dilerim. Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın.

Dentsu yapıyor be abi!

Dentsu’nun Canon Pixma için yaptığı reklamı görmeyen varsa hemen görmeli derim. Burdan detaylı bilgiye ulaşmak bedava! Yaratıcılığın tavan yaptığı bir an resmen. 1 sn filan içinde ses ile boyaları zıplatıp, video ve fotoğraflarını çekiyorlar. Ama herşey böyle o 1 sn’den kısa sürede gerçekleşiyor. Biz izlemeye doyamadık, sıra sizde bence.  (Videoyu da koymayı denedim ama beceremedim.)

Teknoloji demişken, geçenlerde Sony Ericsson’un 1200 TL’ye telefon sattığını gördüm. Bu dönemde bu fiyata o telefonu alan var mı acep? Ya ben çok küçümsüyorum ya da cidden şaka gibi. Bugün diğer rakipleri daha ucuza telefon satarken biraz fazla abartı geldi bana fiyat.

Ayrıca, eğer helikopterinizi nereye park edeceğim diye kara kara düşünüyorsanız, buna da çare bulmuş durumda belediyemiz. İsparklarda helikopter pistleri de var! Kafanızı buna yormanıza gerek yok artık!

Bu olayı Kadıköy’de görmüştüm, Kadıköy deyince aklıma Haydarpaşa’nın yanışı geldi aklıma işte. Çatının büyük kısmı kül olup, çöktü geçen pazar günü. İhmal deniyor. Zaten neden çıkacak başka. Kundaklama olacak veya diyecek halleri yok ya. O kadarı yemez işte. Çok yazık oldu. Çalışanlar dün grev yapıp, ihmaller zincirini ve içerideki durumu protesto etmiş. Çok yazık oldu. Eskisi gibi de yapamazlar orayı, bakalım nasıl bir süpriz bekliyor olacak bizi. Ben hala neden havadan söndürme çalışmaları yapılmadığına dair mantıklı bir açıklama göremedim ya, neyse…

Aynı günde Leslie Nielsen’in ölüm haberini aldık. 2. bir şok yaşattı bu haber bize. Haydarpaşa, Wikileak derken arada kaynadı zaten. Her daim bizi güldüren, Çıplak Silah artık sahipsiz. Hoş 84 yaşında imiş. Son dönemde zaten hiç piyasada gözükmüyordu. Yaşlanmış baya. Zatürreden öldüğünü açıklamış menajeri. O yaşta kaldıramadı herhalde. Allah rahmet eylesin ne diyelim…

Son olarak Modoko’nun teknoloji atağından bahsetmek isterim. Google ile yapılan anlaşma sayesinde artık Modoko’yu Google Earth’te 3B olarak gezebileceğiz. Malum bir kaç sene önce Amerika’da ve Avrupa’nın bazı şehirlerinin sokaklarını 3B olarak gezebilmeye başlamıştık. Hatta Etiler’de o kameraları aracı görünce heyecanlanmıştım açıkçası. IKEA’nın ülkemize girmesi ile ciddi müşteri kaybeden Modoko’dan çok akıllıca bir hareket bu. Daha uygulamaya geçmemiş ama yakın bir zamanda geçeceğini umuyorum.