Ayrton Senna anısına…

Honda, Ayrton Senna’nın ölüm yıldönümü anısına 24 yıl önce, 1989’da Japonya’daki Suzuka pistinde gerçekleşen Formula 1 yarışında Senna’nın attığı bir tam turun tüm yarış verisini ve ses kaydını kullanarak turu bir ışık ve ses gösterisiyle aynı pistte yeniden canlandırmış. Sanki yarışın başladığı anmış gibi göstermişler falan filan bir yana muazzam bir çalışma ve saygı duruşu olmuş. Eskisi gibi Formula 1 meraklısı değilim ama bu efsane olmuş. Honda’nın son dönemdeki PR çalışmaları çok başarılı.

Siteye ulaşmak için: http://www.honda.co.jp/internavi-dots/dots-lab/senna1989/

Keşke bitmeseydi…

Açılışıyla, kapanışıyla bir müzik resitali olan Londra 2012 yaz olimpiyatları pazar gecesi sonlandı. Sırf kapanıştaki müzik şölenini izleyebilmek için gözlerim yarı kapalı şovu izledim. Şov anlamında gerçekten inanılmazdı. Müzik tarihiniz bu kadar güzel ise yapabileceğinizin en iyisini ancak bu şekilde yaparsınız. Yalnız tüm sporcuları Union Jack altında toplayıp, sonra da Imagine’yi çalmak ve göstermek pek anlamlı olmadı. Olimpiyatlar adına Imagine inanılmaz süper fikir ama gel gör ki o yapılan hareketten sonra çelişki dolu oluyor. Bu arada şarkıyı da John Lennon’dan dinlemek daha güzeldi. Üstüne Freddie Mercury’i görmek… Bunları gördükten sonra lütfen bizim ülkemizde olmasın olimpiyatlar diye diliyorum. Bizdeki kaprisler ve egolar yüzünden o kadar saçma şeyler olur ki.. Alt yapı olarka bunu kaldırabiliriz, etkinlik adına bunu rahat kaldırabiliriz ama halk olarak bunu kaldıramıyoruz. Daha dün Dünya Basketbol Şampiyonası final maçında salonun tamamını dolduramayan bir ülkeyiz. Neymiş sponsporların dağıttığı biletlermiş, insanlar gelmemiş filan filan.

Bunların dışında habervaktim sitesinin yaptığı rezalet de var daha. 1500m’de altın ve gümüş aynı anda geldi. Ama bu altının çok daha başka bir önemi var. Türkiye olimpiyatlar tarihinde ilk kez bir altın madalya aldı. Ve o iğrenç site bu iki kişiyi mozaikleyerek, sansürleyerek haber ediyor. Omuzdan tahrik oluyorla demek ki.. Nefislerine bu kadar hakim olamıyorlar. Bu kadar iğrenç bir durum olmaz.

O kadar eleştirdik filan ama Çin’deki olimpiyatlardan daha fazla madalya aldık. Son anda tekvando ve atletizm devreye girdi ve bizi kurtardı diyeceğim ama 70 milyon için bu kadar madalya az değil mi? Jamaika’nın tek yarışta kazandığı madalya kadar madalyamız yoktu bir an. Ata sporumuz dedik güreşte büyük hüsran içindeyiz. Halterde söz sahibiyiz dedik tam fiyasko çıktı. Beklentimiz olduğu için böyle diyoruz. Bize böyle lanse edildiği için. Olimpiyatlar atletizm açısından baya umut vadediciydi. İlk defa 4 x 400 bayanlarda Türk takımı yarıştı. Sonuncu oldu belki ama o dalda yarışması çok olumluydu. Uzun atlamada ilk defa finale kalan sporcumuz oldu ki sakatlığından dolayı yarışamadı. Yüksek atlamada da aynı durumda. Atletizmde katılım arttı ve finali çoğu gördü. Ama bu kişilerin genelde kendi çabalarıyla buralara geliyor. Ya da Fenerbahçe’nin son yıllaradaki desteği var. Onun dışında federasyonların desteği var mı hiç bilmiyoruz. Daha çok gelişmemiz lazım. Ülkede basketbola bile tam anlamıyla destek verilmediğinden atletizme ne kadar destek verilir bilemiyorum. Umudumuzu kesmemek lazım.

Kapanışta Liam’ı dinledik. Eurosport spikerlerinin saygısını da takdir ettim. 80bin kişinde eşlik etmesi güzeldi Wonderwall’a. Ama kabul edelim ki pek iyi söyleyemedi ya da yaşlandığı için sesi de değişti. Noel’in olmaması kapanışta biraz ayıp oldu. Bu arada artık yavaş yavaş mesajlaşmaya başlamışlar. City’nin şampiyonluğu kardeşler araısnda da buzların erimesine sebep olmuş gibi. Hayırlısı…

Şimdi dört yıl bekleyip, Rio’daki olimpiyatları izleyeceğiz. Açılışı bol sansürlü olur mu dersiniz?

Türkiye’de spor eşittir futbol

Bu bariz olan bir şeydi. Hepimizin çok iyi bir şeydi de. Ama olimpiyat oyunlarında bunu görmek daha acı veriyor. Aslında her olimpiyat oyunundan sonra aynı muhabbet dönüp duruyor. Nevin Yanıt ve antrenörünün vermiş olduğu röportaj içler acısı. Engelleri bile biz dizdik diyor. Kimsenin sahip çıkmadığı belli, kendi klübü destek veriyordu ama hazırlık aşamasında o da mı yalnız bıraktı bunu bilemeyeceğiz. Olimpiyatlara giderken ‘hadi koçlarım’ demek ve madalya kazananları makamında ağırlamak iş değiş maalesef ki. Bu her olimpiyat sonrası böyledir. O zamana kadar yanında olmamışsın son dakka destekle sonra da makamında ağırla. Şu makamında ağırlama olayı bana komik ve üzücü geliyor. Bu kadar başarılı olmuş birini sen ziyarete gitsen ne olur? Ne kaybedersin? Hiç bir şey. Ne kazanırsın? Çok şey. Dediğim gibi bu sadece şimdi böyle değil hep böyleydi.

Dün de 1500m’de gelen dubleden sonra bir başbakan propagandası dönüp durdu. Hele ki gece saat 1.30’da bile TRT Spor tarafından devam etmesi çok üzücü. Kızların isminden daha çok bu detaya vurgu rezalet bir durum. Yarışı sunan yılların spikeri (adını hatırlayamadım) ve Orhan Ayhan. İkisi son kale gibi orada. Hiç siyaseti spora sokmazlar. Bizde bu hep böyle. Siyaset sporun hep içinde. Başarıları bile sporculardan çok sahiplenip, üstlenirler. Sporcudan çok onları görürüz bir yerlerde. Neden başka ülkelerde bunu görmüyoruz acaba diye bir kere sormamışlar. Mourinho Chelsea ile İngiltere’de ilk şampiyonluğunu aldığı zaman kenara çekilmişti. Şimdi onların zamanı, şimdi onların sevinme zamanı diye. Sevinen bir tane takım elbiseli adam göremedik. Bizde ise sporcudan çok takım elbiseli adam var.

Sporun evrenselliği, olimpiyatların evrenselliğini anlayamamışız hala. Futbolu takip eden insanların çoğunun umurunda değil ya da futbolu sevmese bile böyle bir olayın farkında olmayan insan çok. Daha dün 1500m’yi kazandıktan sonra tüm piste şeref turu atan Aslı ve Gamze’yi sadece Türkler değil, oradaki herkes alkışladı ve onlarla fotoğraf çektirdiler. Nereye gittilerse ayakta alkışladılar. Normalde bizi sevmeyen ülkeler diyeceğiniz yerlerden gelenler bile. Merve’nin sakatlanmasına rağmen yarışı tamamlaması çabasıyla kimse dalga geçmedi, tam tersine 80bin kişi destek olmak için onu alkışlayıp, tezaruhat yaptı. Haberlerde o çıktı manşete olimpiyat ruhu diye. Dikkat edin en ufak haksızlık yapan, hile yapan hemen diskalifiye oluyor. Kimse onları aralarında istemiyor. Böyle bir ortamın değerini bilemiyor olmamız üzücü.

Biz federasyonlara kızıyoruz, devlete kızıyoruz. Haklıyız da. Sadece kazanınca yanlarına çağırıp destek verdikleri için. Normal zamanda pek umursamadıkları için. Yatırımların yetersiz oluşundan dolayı. Sadece kazanınca destek olmakla olmuyor maalesef ki. Bunların dışında çocukları spora teşvik etmedikleri için. Asıl sorun bu. Sınav sistemlerini her sene değiştirip, oyuncak haline getirdiklerinden, her sene sınav sokuşturduklarından çocukların spora ayıracak vakti kalmıyor. Anne babalarda olayın farkında. Spordan bir beklentileri olamayacağından oraya yönlendirmiyorlar. Çünkü devletin bir desteği yok. Bir ışık görmeyen anne babalar da bu yöne gitmesine mani oluyor çocukların. Derya Büyükuncu’nun 6. kez katılması bir başarıdır elbet ama bir de rezalettir ülke adına. Hala kimseyi çıkaramamış olmamızdan dolayı. Michael Phelps 27 yaşında bu sporu bırakıyor, biz hala aynı kişiyle gidiyoruz. Bu noktada suç tabi ki Derya’da değil, yüzücü yetiştiremeyen bizde. Tek bildiğimiz futbol ve futbolculara ödenen komik ötesi fazla paralar. Neden başka sporu yapsın ki futbol gibi kolay para varken. Bariz bir şekilde NBA’deki maaş sistemi gibi bir sistemin gelmesi gerekiyor ki olayın cılkı çıkmasın.

Mantık fışkırıyor

Ne kadar mantıklı değil mi? Örgüt kurup şike yaptı, yaptırdı diye adamı cezaya çarptırıyorsun ama şike yaptığını resmileştirdiğin diğer 3. şahıslara ceza dahi vermiyorsun. Çok mantıklı gerçekten. Dışarıdan bakıldığında o kadar komik ki durum. Bunun resmen adam bitirme operasyonu olduğu ortada. Göstere göstere yapıyorlar. Üstüne gündem değiştirmek için bunu Sivas katliamının yıl dönümünde yapıyorlar. Ne hallere düştük biz ya…

Kimse de sütten çıkmış ak kaşık değil bu arada. Diğer takım taraftarları da şike resmileşti, tuttuğum takım ile gurur duyuruyorum diye ayaklara yatmasın. Yasalaştığı için ceza alıyor bu kişiler. Eskiden yasalaşmadığı için yapılanlar unutuldu diye bir durum yok. Şike yapan oyuncu çıkıp “Evet, para aldım” demişken çok fazla konuşmaya da gerek yok. Bütün takımlar birbirinin aynısı bu konuda. Kimse temiz değil. Sadece taraftarın gözüne girmek, şov yapmak için televizyonlara konuşuyorlar. İnananlar da inanıyor işte. Televizyonlar da haber çıktı, gündem çıktı, gelsin reklamlar, paralar modunda halay çekiyor. Devletin kafası da rahat. Bu tip paravanların arkasında neler dönüyor kim bilir.

Bizi futboldan soğuttunuz ve bunu devamlı gündemde tutup, ne kadar uzatabiliriz diye uğraşıp tüm sezona, hatta tatile bile yaydınız. Kim neden inansın ki şimdi geçmişe de geleceğe de? Her sezon sonunda bu da mı tiyatro acaba? diye düşünmeden kim durabilecek?

Rahatlama Merkezi

Bu aralar fazla Beşiktaş, fazla spor yazdım ama yine bir memnuniyetsizlik gördüm kendimde. Dün Samet Aybaba, bugün de Erman Kunter’in üzerine geçirilmiş FEDA t-shirtleri beni rahatsız etti açıkçası. Aslında çok güzel bir durum ama ağızlardan düşmeyen FEDA lafının üzerine bu olunca bu tabir de ayaklar altına alınacak gibi. Önce Beşiktaşlı duruşunu dillerinden eksiltmeyip, ayaklar altına aldılar. Şimdi sıra bu güzelim konsept olan FEDA’ya mı geldi acaba diye kara kara düşünüyorum. Çok fazla göz önünde olduğu için rahatsızım. Yazık olacak diye korkuyorum açıkçası. Çünkü bazı şeyler yapılırken, sadece yapılır, ağızlarda sakız edilip ayaklar altına alınmaz. Bazı şeyler sadece yaptıklarınla olur. Ağzına sakız edeceksen yapma daha iyi.

Savaş mavaş saçma maceraların içinde olan insanla var bu aralar. Bazı gazeteler de bunu körüklüyor maalesef ki. Şu dönemde, bu durumda başkaların çıkarı için savaşmanın anlamı nedir? Bir oturup sakin kafayla düşün bakalım. Milletin yer altı kaynaklarına konacaz diye iç savaş çıkartan, şimdi de kukla arayanlara malzeme sağlamanın anlamı yok. Gün geldiğinde seni bu işe itenler çok uzaklara gittiğinde savaşa girdiğin ile sen baş başa kalacaksın. Bu asla unutulmamalı.

Bu arada hala FSM Köprüsü’nde iki kişi mi çalışıyor? Geçip saymaya cesaret edemedim daha. Köprü çalışmasından sonra her yerde yol çalışmaları başladı. Aynı anda başlaması mantıklı ama. Bir kere çek tam ızdırap çek ki yetsin sana. Hafta sonu sabahın köründe çıkacaksın, geri dönmeyeceksin. Taktik bu olmalı. Şu ana kadar kısa mesafelere gittiğim için ben çok acı çekmedim ama illa ki bir yerele yolumuz düşecek. İşte o an sözlerim hazır, haberi olsun arkadaşların.

Rüya ötesi

Deron Williams formayı giymiş, sıra Kobe’de diye bir yorum yaptım. O forma ne kötüdür ama ya. Özellikle reklam kısmı. Böyle en uyduruk baskı ile yapılmış. Şu lokavt uzun sürse de biz batarken bari takım başarılı olsun. Ama yani Kobe Bryant muhabbeti ilk geçerken Ergin Ataman ne güzel trollüyor diyordum, meğersem ciddiymiş. Düşünsene geldiğini. NBA’in en iyi oyuncusu bizim takımda forma giyecek. O takımdaki genç oyuncular gece uykulu gözlerle izleyebildiği adamla aynı salonda olacak. Ama tabi önce gelmesi lazım. Öyle bir takımız ki biz imzayı atar, tam gelecek lokavt biter, imzaladığı ile kalır. Biz de patlarız işte. Ama belki forma filan basılırsa resmi o bile bize yeter haha. Bu kadar sığ düşünebiliyoruz bazen, çünkü bu yaşanan hayalden de öte bir şey. Kelimeler yetersiz kalıyor o derece yani. Hayırlısı ama bakalım ne olacak.

Cola Turka saçmalığı tam gitti derken formanın arkasına Ülker saçmalığı geldi. Başarısız işte tasarımlarınız neden değiştirmiyorsunuz anlamadım. Siyah beyaz olunca az da olsa yırtıyor ama gene kötü gene kötü. Toyota da fena durmamış aslında. Umduğumdan biraz daha vasat gibi ama bir BEKO değil tabi ki de.

Şimdi de 2005-2006 sezonuna dadanmışlar. İyice çığrından çıktılar. Senelerce oturun, şimdi aksiyon arayın. Hay Allahım ya. Otursunlar tüm sezonları didiklesinler o zaman. Cidden baydı bu konu. Derbiler de şike var diye sağdan soldan laflar duyuyoruz. Mantıklı mı bu denenler ya? Akıl var mantık var. Cidden içler acısı insanların düşünceleri. İyice cılkını çıkardılar.

Bu nasıl iş ya? Bir gün yazmadık diye günlük ziyaretçi beşe düşer mi? Vah halimize. 

Güne üzgün başlamak

Böyle bir şiire giriş yapacakmış gibi bir başlıkla girdik ama alakası yok. Sabahın köründe Ateşehir’den dönerken bir saka arabanın önüne attı kendini. Zaten 60-70 arası bir sürat ile giderken manevra bile yapacak zamanım olmadı. Aynadan baktığım zaman kendisini yerde gördüm. Hala üzülüyorum duruma. Sevgili saka öbür tarafta bunun hesabını sorarsan bana verebilecek cevabım yok sana… Ne desen haklısın…

Beşiktaş Toyota ile sponsorluk anlaşması imzaladı bu hafta içinde. Süper oldu açıkçası. İğrenç Cola Turka’dan kurtulduk ama maalesef Ülker saçması geldi sırta. Ah o da gideydi işte alınası olurdu forma. Lanet şey sökülmüyor da. Şimdi maçlardan sonra ki geyikleri görün siz. Bayacak geyikler…

Bayadır yazamadığımın farkındayım ve mutlu da değilim bu durumdan. Yazacaklarımı unutuyorum sonra bir şey bulamıyorum. En son gazete sitelerinde sok dakika olarak lanse edilen Hilal Cebeci faciasına gözüm takıldı. Neymiş diye bakayım dedim, bakmaz olaydım. Abazan mekanı olmuş ortam. Kadın en son tesettüre girmişti, şimdi açıyor orasını burasını. Ama yurdum insanı malum sosyal medyayı dünyada en çok kullanan insan. O kadar dolu bir toplumuz ki boş boş işlerle uğraşıyoruz.

Pazar günü bir efsaneyi son kez izleyeceğiz. Eğer Heavy Metal’in bir tanrısı varsa o da Judas Priest’tir benim için. Bununla ilgili daha kapsamlı bir şeyler yazmak istiyorum ilerleyen günlerde. Böyle burada iki satırla geçiştirilecek bir konu değil bu. Umarım sahne önü Sonisphere’daki gibi kocaman değildir de adam gibi konseri izleriz.

Odamdaki tüm figürleri kutuladım. Böyle ufak tefek şeyler kaldı. Nasıl yalnız hissediyorum kendimi anlatamam. Baya baya boşaldı oda onları toplayınca. Elim gittikçe eskimiş posterleri, resimleri de yırtıyorum. Hani bir laf vardır “end of an era”. Durum da bu işte benim için. Ama şöyle bir şey de var, Spawn’ın çoğu figürü dergilerin kapakları. O kompozisyonu yeni evde çok daha güzel bir şekilde yerine getirebileceğim. Yer derdi olmayacak. Şimdi odam da sınırlı alana sığdırıyordum, artık cam vitrin hayat kurtaracak.

Gene mecliste bir yemin kargaşası yaşanırken, tüm dikkatler oraya çekilmişken, hooop futbolda şikeeee! Bak sen bu işeee! Tüm dikkatler şike davasına yoğunlaştı. Fenerbahçe küme düşecek mi? Şampiyonluğu elinden mi alınacak? Böyle sürüp gidiyor. Arkadaş ülkenin gündemi bu değil hala. Fenerbahçe’ye de hiç bir şey olmayacak. Bak gör…

Biraz konsept değişti ama bu seferlik idare edek, napak kanka inanak mı?

Süper projeler süper fikirlerle gelir

Dün halı sahadaki efsane düşüşümden sonra hala kendimi toparlayamadım. Maçlarda görürdüm böyle kafa topuna çıkıp havada uçan ve ellerinin üzerine düşün oyuncuları. Harbi aksiyonlu bir şeymiş. Ama çim değil de halı saha da olunca dizler, dirsekler yara bere içinde kalıyor. Ama bu olaydan sonra demek ki bir şey olmuyormuş deyip kalede daha çılgın kurtarışlar da yapabilirim. Tabi cesaretimi toparlayabilirsem.

Halı saha demişken, gene Marketing Türkiye’de gördüğüm efsane bir şey var: Sahacini. Sitenin olayı size yakın halı sahayı öğrenmekle kalmayıp, sistem üzerinden sahayı kiralayabiliyorsunuz. Ya da istediğiniz günde hangi saatler boş veya saha müsait mi gibi sorularınızın cevabını alabiliyorsunuz. Yalnız bu siteye kayıtlı olan sahalara bakabiliyorsunuz sadece. Zamanla üye saha sayısı artınca çok daha işlevsel olacak bir sistem.

Bu arada yazamadığım ve yazmak istediğim bir konser daha var: Joss Stone. İstanbul Caz Festivali etkinliği içinde yer alacak konser santralistanbul Kıyı Amfi’de gerçekleşecek. Tam olarak mekan nerede bilmiyorum ama santralistanbul’un oralarda olduğu muhtemel. Çok zekice bir tespit, evet. Arada dinlemeyi çok sevdiğim bir kişidir kendileri. Yalnız bu konser de hafta içi. Neredeyse tüm konserler ya pazar ya da hafta içi. Böyle bir gün sonrası işte acılar çekelim diye. Ya da işe geç kalıp papara yiyelim diye. Mekana gitmesi sorun değil. Konser bitecek, o kadar insan kalabalık demek. Onların içinde vasıtalara binip merkezi bir yere gidilecek, oradan eve dönülecek, duş muş filan derken uyumayı kaçta başarabileceğiz orası meçhul. Sonraki gün sabah 6.30’da alarm çalarken pek hoş kelimeler ağızdan çıkmayacak sanırsam. Para derdini geçtim artık zaman derdini düşünür oldum.

Yurdum insanı çok iyidir. Bizim orada otobüs durağında duran (daha doğrusu yolda duran) otobüsler için cep yaptılar. Aslında otobüs durağına yanaşabilseydi otobüsler gerek bile yoktu böyle bir aksiyona. Ama sağ olsun arabalarını insanlar efsane park ediyordu. Otobüs durağının tam ucuna park edince durağa park etmedim tripleri efsane. Sanki otobüs kafadan o daracık alana girebiliyor. Neyse, cep yapılmış, durak içeriye çekilmiş ama otobüs gene yolda duruyor. Çünkü yurdum insanı durakta değil de cepte bekliyor. Haliyle otobüs yanaşamıyor. Yurdum insanı diyorum ya işte alışkanlıklarından vazgeçmez. Ama her geçen gün görüyorum ki trafik polisine aşırı ihtiyaç var. Yani var da biz mi görmüyoruz. Trafik polisliği sadece dur-geç demek değil ki? Artık kazalara da gitmiyorlar bari şu saçma sapan yerlere park edenlere ceza kesseler de insanlar biraz akıllansın. Sadece belirli yerlerde varlar, Üsküdar’da Kuzguncuk da filan otobüs duraklarını geçtim, otobüslerin geçebileceği kadar bile yer bırakmıyor insanlar yollarda. İnanılmaz bir bencillik hüküm sürüyor.

Üsküdar’a da yeni bir proje açıklandı geçenlerde. İstanbul Belediye Başkanı süper projeyi düşünmüş, Üsküdar Belediyesi de teşekkürler diye her yere yapıştırmış ilanı. Abi ne komikler ya. İnanılır gibi değil. Neymiş Üsküdar trafiğine girmemek için deniz üstünden ulaşım. Şimdi Üsküdar’ı bilenler bilir, Beylerbeyi tarafından gelirken Üsküdar’ın girişinde trafik hep olur. Minibüs durağının orada hatta daha geride trafik başlar. Özellikle hafta sonları. Sağlı sollu bekleyen arabalar ve şu Marmaray projesi sayesinde Üsküdar artık yaşanmaz yer haline geldi. Garip iki tane trafik ışıkları var ama ne araçlar doğru düzgün uyuyor ışıklara ne de yayalar. Yayalar hiç uymuyor zaten. Trafiğin en çılgın olduğu yer bu kısacık ara. Taksiler bir yandan, otobüsler bir yandan, dolmuşlar bir yandan, dünyayı kurtarmaya giden insanlar bir yandan kopuyor ortam. İşte İstanbul Belediye Başkanımız da tam bu nokta da devreye giriyor. Diyor ki; vapur iskelelerinin akabine denizin üstünden geçen köprü/yol/üst yol yapacağız ve Harem istikametine insanlar rahatça gidebilecek. Abi şaka mısınız ya? dedim ilk gördüğüm de. Zaten vardı bu yol? Ve çılgın trafik filan da olmuyordu. Ben vapur iskelelerinin oraya gireceksem o yolun bana ne yararı var? Zaten trafiğin sebebi oraya gelmeden önceki kısım ve insanların cahilliği. Yolun ortasında duran taksileri ıslah edememişsin o yolla trafiği mi rahatlatacaksın? Evet rahatlar da yani bu yeni ve süper bir çözümmüş gibi ortaya atmak çözüm değil. Zaten daha Marmaray bitecek deee o yol yapılacak daaa… Manzarayı kapatacaklar ona yanıyorum işte.