847 mph = 1363 km/h

Geçtiğimiz hafta sonu GoPro hiç yayınlanmamış yeni görüntülerden bir kısa film yayınladı. Her izleyişimde tüylerim diken diken oluyor. Özellikle ilk dünyaya baktığı an ve söylediklerinden sonra gördüğümüz görüntüler…

Eğer yanlış hesaplamadıysam ya da yanlış anlamadıysam Felim Baumgartner’ın uzaydan atladığında ulaştığı maksimum hız 1363 km/s. Ekranda maksimum 847 mph’yi gördüğümüze göre doğru olması gerekiyor… Bizim araba ile 160 filan yapınca titremeye başlıyor, bu hızı düşünmek dahi istemiyorum.

GoPro zaten reklama bağlamış durumu aynı zamanda da reklamlar böyle olacaksa hep izlemeye varım…

Adamlar Yapmış: Smart Off Road Reklam Filmi

Şimdiye kadar izlediğim otomotiv sektörü reklamları arasında ilk üçü anında aldı Smart’ın bu reklam filmi. Son dönemde Volkswagen’in reklamlarına kafa tutabilecek bir reklam. Gerçekten verdiği mesaj ile muazzam olmuş. Daha iyi izah edemezlermiş.

Biraz Vespa ile çelişen basılı reklamlarından sonra Smart For Two’nun aslında neye hizmet ettiği ve şu sıkışık park sorunları ve trafikte bize nasıl çözüm olabileceğini anlatıyorlar. Cuk diye oturmuş.

Anadolu Efes reklamı

anadolu-efes-viral

Dün öğlene doğru gündeme bomba gibi düştü Anadolu Efes’in reklamı. Klüp oyuncularını klasik müzik konserine gönderiyor ve orada onlara sürpriz yapıyor. Tamamen moral vermek amaçlı çok hoş bir sürpriz.

İnsanlar bu reklamdan sonra ikiye ayrıldılar ya da çok fazla videonun çakma olduğu eleştirisi geldi. Heineken’in AC Milan – Real Madrid Şampiyonlar Ligi maçının olduğu gün bazı erkeklere yaptığı kötü şaka gibi. Ne kadar muazzam bir reklam olduğu sonuçlarıyla ortada. Videonun sonundaki rakamlar da bunu kanıtlıyor.

Anadolu Efes’te buna benzer bir şey yapıyor aslında. Çakma demek bence çok ağır. Özgün fikir her zaman çıkmaya bilir, lakin bu tip şeyleri çeşitleye çeşitleye sonunda kendi özgün fikirlerini üretebilirler. Direk çakma damgası vurup, sanki aynıymış gibi saldırmak ve eleştirmek bence doğru değil. Bugün Heineken’in farklı bir versiyonu olur, yarın tamamen özgün olur. Köstektense destek olmak doğrudur.

Ayrıca burada amaç tamamen oyuncuları gaza getirmek ve onlara moral vermek. Şimdi Coca Cola dünyada bir sürü viral reklam ve kampanya düzenliyor. Aynısı çeşitli ülkelerde uyarlanıyor veya değiştirip yeniden sunulabiliyor. Çakma diye yerden yere vurulduğunu pek hatırlamıyorum ben. Yere, duruma ve ana göre şekillenebilecek uygulamalar bunlar. Ayrıca ben gerçekten amacına ulaştığını düşünüyorum. Oyuncuların moral motivasyonu yukarı çıkmıştır.

Sonuç olarak bu tip uyarlamaların birebir aynı olmadıkça bu şekilde farklı amaçlara hitap etmesi güzel bir durum ve bundan sonra da yapılması gerekiyor. Yeter ki aynısı olmasın…

Volkswagen, Nokta

Takıldım şu yeni VW Passat reklamına. Herkes için eski olabilir ama benim için baya yeni. Televizyon izlemeyen biri için en azından. En güzel sahnesi bence annesinin tabağı önüne ittikten sonraki tripleri. Bu arada reklamın Türkiye versiyonu ile Avrupa versiyonu farklı. Benim Youtube’da izlediğim versiyonunda anahtarda iki tane yan yana tuş vardı, bizim versiyonda tek tuş var. Ben yanlış anlamışım ama yabancı versiyonunda arabayı çalıştırıyor çocuğun babası. Ama benim için VW reklamları arasında Golf GTI reklamı farklı yer tutacak. 

İnce detayların güzel işlendiği bir reklam. Baya eski olduğu için ve benimde daha yeni gözümü açtığım zamanlar olduğundan belki daha çok etkilemiştir beni. Ama izlemekten sıkılmadığım bir reklam. Üstüne bu Passat reklamı artık son noktalardan birini koydu.

Bu hafta cumartesi akşamı El Classico serisinin ilk maçı oynandı. Yorgunluktan mı yoksa maçtan mı bilemeyeceğim ama ikinci yarı uyku modunu açtım. En azından ilk golü gördüm, ikinciyi kaçırmışım. Olay maç değil zaten. Olay bu maçı Ataşehir Trio’da sinemada yayınlanması. Adamlar İspanya’da bunu yapıyor mu bilmiyorum ama kraldan çok kralcı mıyız neyiz anlamadım. Ayrıca maç da gayet sıkıcıydı.

Bu hafta İzmir’e gittim, geldim. Havaalanında dükkanlar vardır, onlarda metrobüs oyuncağı gördüm. Sanki başka yerlerden de hatırlıyorum ama yani çok komik ya. Evde metrobüs ile oynayan bir çocuk düşünemiyorum. Vın vın metrobüs şöförü olacağım ilerde ben! Aslında iyi para var. Baya iyi para demek istedim. Mühendisten, öğretmenden daha fazla kazanıyorlar. Şşş kimse duymasın.

Bu haftasonu yeni bir kitap aldım. NTV Yayınları çıkarmış, yüz binlerce satılmış filan. Ferdinand von Schirach adında bir ceza avukatının yazdığı “Suç” adında bir kitap. Baya popüler olmuş ve film hakları bile alınmış. Hatta ilk filme de karar verilmiş ve çekimlerine başlanmış sanırsam. “Şans” adlı hikaye film yapılmaya karar verilmiş. Şu ana kadar 4 tane hikaye okudum ve bana göre aralarında en klişesi ve klasiğini film yapmaya karar vermişler. Belkide nabız yoklayıp kendine bağlama amacı güdülmüştür. Hikayelerden biri “Diken” bana The Maiden Heist filmini hatırlattı. Nedense kitaptaki adamı da filmdeki karakterlerle eşlemeye çalıştım. Kitap güzel, akıcı ve hikayeler cidden eğlenceli. Hepsinin gerçekten yaşanmış olması insanda merak uyandırıyor.

Kitap zannettiğim bir şeyinde albüm olduğunu öğrendim. İlk gördüğüm de Semih Saygıner’in Gizli Aşk albümünü kitap sandım. Çünkü kitap çıkarması daha makul geldi bana. Albüm ne alaka yani? Adam nereden nereye getirdi kendini. Yani merak ediyorum ama kesinlikle dinlemek istemiyorum şarkılarını. Ah şu teknoloji nelere kadirsin…

Karı özledim

Kar kar dediler, bu muydu yani? Görende her yer karla kaplı olacak, sokaklar kapanacak sanar. Yağdı bitti. Ben yağsın istiyorum, böyle bir süre her yer beyaz güzel oluyor. Ne kadar bizim sokak iptal olsa da güzel meret. Senede 3-4 gün gördüğümüz bir şey. En azından İstanbul için. Yalnız böyle devam ederse hava mart ayında baya yağmur ve soğuk olacak gibi, hayırlısı.

Türk Telekom Arena’nın açılışı için Cem Yılmazlı bir reklam filmi çekildi gördüğünüz üzere. Cem Yılmaz ne yapsa haber olduğu için reklam da reklamın kamera arkası da magazin haberlerini seven kanallarımızın ana haberlerinde gösterildi. ATV sorunsuzca gösterdi ama Kanal D Türk Telekom kısımlarını sansürlemişti. Bana garip geldi. Yani Türk Telekom Arena açılışı için yapılan reklam filmi diyorsun ama tüm yazıları (futbolcuların formalarındakiler de dahil) sansürlüyorsun. Ama Ülker markası sansürlenmemişti diye hatırlıyorum. Garip bir durum yani. Sansürden dizi izleyemez hale gelmiştik derken reklamın kamera arkasını da sansürlemek iyiymiş (Belki de doğru olan bu ama bana garip geliyor).

Geçen hafta oynanan Sevilla – Real Madrid maçında (bizim deyimimizle) kendini bilmez (çok komik bir deyim yalnız) bir taraftar Real Madrid kalecisi Casillas’a yabancı madde atmış. Maçtan sonra açıklamalarını çok beğendiğim bir kişi olan Casillas, ona yabancı madde atan kişi için “Bir salak şişe fırlattı ama bu mükemmel taraftarın itibarına leke düşürmez” dedi. Klasik olacak ama bizde olsa kim bilir o üstüne o şişe gelen oyuncu maçtan sonra neler derdi, düşünmek bile istemiyorum. Zamanında da yerdeki oyuncunun kafasına tekme sallamış olan Pepe’ye sahip çıkmamış, biz bu tip oyuncuları istemiyoruz tarzı bir şey demişti. Her zaman kaptan oyuncu takımındakilere sahip çıkmak zorunda değildirin güzel bir örneği bu hareketler.

Son olarak bir WWF reklamı ile günü sonlandırayım. Gene bir Ali Batı çalışması. “Basit düşün”ün en güzel örneklerinden.

Ayna ayna, söyle bana…

Ayna nasıl bir buluştur düşünen oldu mu bilmiyorum ama M.Ö. 6000 yıllarında ilk kez Anadolu’da kullanılmış. Kalıntılar öyle diyormuş. Zaten neredeyse tarihin ilklerinin çoğu Anadolu’da gerçekleştiği için buna şaşırmamıştım. Neyse, daha sonra da dünyanın çeşitli yerlerinde ayna konsepti bulunmuş. Önceleri parlak metalleri daha da parlatarak ayna niyetine kullanıyorlarmış. Daha sonra da camın arkasına ince gümüş kaplayarak yani sır adı verilen şeyle kaplayarak ayna imalatına başlanmış. Tarihi sıkıcı tabi ama mantığı çok enteresan. Yani günümüzde ayna ile tanıştığımızda bilincimiz pek yerinde olmuyor. Ama zamanın da ilk keşif anlarında hiç görmediği kendilerini karşılarında görünce anlamaları uzun sürmüştür ki anladıklarında -biraz geç de olsa- gerçekten çok şaşırmışlardır. Düşünsene kendini görüyorsun. Artık bizim için çok garip gelmese de zamanında çok garip bir olay. Yani artık insanlar küçüklüğünden alışıyor ve irdelemiyor ama 20 yaşından veya daha sonra ayna ile ilk kez tanışan insanların tepkileri gerçekten çok değişik olur. Korku, ilk hissedeceği duygudur. Daha sonrasında merak vs vs. Nereden geliyorsa bunlar aklıma. Öyle bir an yaşamak isterdim. Artık neredeyse hiç bir şey bizi şaşırtamıyor. Belki uzaylılar gelirse o zaman şaşırabiliriz. Aslında onları görünce de şaşırmayız da teknolojileri filan varsa onlar şaşırtabilir. Treshold diye bir dizi vardı. Tutmadığı için kısa kesilen. Onda 4 boyutlu bir cisim vardı. Baya enteresandı. Hayal edemeyeceğimiz bir şey olduğundan çok değişik gelmiş, ilgimi çekmişti. Anca bu tip doğaüstü şeyler şaşırtabilir bizi.

Bu arada fark ettim ki ‘Alıntı’ sayfamda, alıntı yaptığım herkesin isminin ‘J’ ile başlaması tesadüf olsa gerek. Bozmak da istemiyorum artık. Hepsi ‘J’ ile başlasın.

Yazıyı Ali Batı’nın en beğendiğim çalışmalarından biri ile bitirmek istedim.

Şimdi Reklamlar: Vespa

Ne zamandır aklımda olan bir projeyi, yoğunluğum nedeniyle askıya almaya karar verdim. Böyle ara ara sizi reklama boğmaya karar verdim bu yüzden. Girişi de Vespa ile yapıyorum. Çok şirin ve sevimli motorları olmasına karşın çılgın fiyatları hepimizi üzüyor. Amma reklamları gayet hoş. Mesela bu seriyi (Diğerlerini hangi ajans yaptı araştırmadığım için) Filipinler’den DM9 JaymeSyfu yapmış (Ajans dışında diğer detaylar pek kimsenin ilgisini çekmez diye yazmıyorum).

Fikren herkese farklı şeyler çağrıştırabilecek bir çalışma. Belkide asıl güzelliği bundadır. Ama konsept olarak gerçekten çok başarılı bir çalışma olduğu yadsınamaz.

Reklamı algılama aşamasında ilk çalışma kesinlikle en yardımcı olanı. Kendini en iyi anlatan o. En beğenilenin de o olması bize bu konuda yardımcı oluyor.

Yaratıcı reklamınız bol olsun…

 

Dentsu yapıyor be abi!

Dentsu’nun Canon Pixma için yaptığı reklamı görmeyen varsa hemen görmeli derim. Burdan detaylı bilgiye ulaşmak bedava! Yaratıcılığın tavan yaptığı bir an resmen. 1 sn filan içinde ses ile boyaları zıplatıp, video ve fotoğraflarını çekiyorlar. Ama herşey böyle o 1 sn’den kısa sürede gerçekleşiyor. Biz izlemeye doyamadık, sıra sizde bence.  (Videoyu da koymayı denedim ama beceremedim.)

Teknoloji demişken, geçenlerde Sony Ericsson’un 1200 TL’ye telefon sattığını gördüm. Bu dönemde bu fiyata o telefonu alan var mı acep? Ya ben çok küçümsüyorum ya da cidden şaka gibi. Bugün diğer rakipleri daha ucuza telefon satarken biraz fazla abartı geldi bana fiyat.

Ayrıca, eğer helikopterinizi nereye park edeceğim diye kara kara düşünüyorsanız, buna da çare bulmuş durumda belediyemiz. İsparklarda helikopter pistleri de var! Kafanızı buna yormanıza gerek yok artık!

Bu olayı Kadıköy’de görmüştüm, Kadıköy deyince aklıma Haydarpaşa’nın yanışı geldi aklıma işte. Çatının büyük kısmı kül olup, çöktü geçen pazar günü. İhmal deniyor. Zaten neden çıkacak başka. Kundaklama olacak veya diyecek halleri yok ya. O kadarı yemez işte. Çok yazık oldu. Çalışanlar dün grev yapıp, ihmaller zincirini ve içerideki durumu protesto etmiş. Çok yazık oldu. Eskisi gibi de yapamazlar orayı, bakalım nasıl bir süpriz bekliyor olacak bizi. Ben hala neden havadan söndürme çalışmaları yapılmadığına dair mantıklı bir açıklama göremedim ya, neyse…

Aynı günde Leslie Nielsen’in ölüm haberini aldık. 2. bir şok yaşattı bu haber bize. Haydarpaşa, Wikileak derken arada kaynadı zaten. Her daim bizi güldüren, Çıplak Silah artık sahipsiz. Hoş 84 yaşında imiş. Son dönemde zaten hiç piyasada gözükmüyordu. Yaşlanmış baya. Zatürreden öldüğünü açıklamış menajeri. O yaşta kaldıramadı herhalde. Allah rahmet eylesin ne diyelim…

Son olarak Modoko’nun teknoloji atağından bahsetmek isterim. Google ile yapılan anlaşma sayesinde artık Modoko’yu Google Earth’te 3B olarak gezebileceğiz. Malum bir kaç sene önce Amerika’da ve Avrupa’nın bazı şehirlerinin sokaklarını 3B olarak gezebilmeye başlamıştık. Hatta Etiler’de o kameraları aracı görünce heyecanlanmıştım açıkçası. IKEA’nın ülkemize girmesi ile ciddi müşteri kaybeden Modoko’dan çok akıllıca bir hareket bu. Daha uygulamaya geçmemiş ama yakın bir zamanda geçeceğini umuyorum.

Beady Eye

Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.

Aynı gün içerisinde Scott Pilgrim vs World filmini izledim.Kopuyor film resmen. Aylardır bekliyordum, beklediğime değmiş. Film boyunca grafik animasyonlar sahnelere eşlik ediyor ve çok başarılı kullanılmış bu öğeler. Oyuncular çok başarılı seçilmiş.Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead)  hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;

01. We Are Sex Bob-omb! – Sex Bob-omb (Beck)
02. Scott Pilgrim – Plumtree
03. I Heard Ramona Sing – Frank Black
04. By Your Side – Beachwood Sparks
05. O Katrina! – Black Lips
06. I’m So Sad, So Very, Very Sad – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
07. We Hate You Please Die – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
08. Garbage Truck – Sex Bob-omb (Beck)
09. Teenage Dream – T. Rex
10. Sleazy Bed Track – The Bluetones
11. It’s Getting Boring by the Sea – Blood Red Shoes
12. Black Sheep – Metric
13. Threshold – Sex Bob-omb (Beck)
14. Anthems for a Seventeen-Year-Old Girl – Broken Social Scene
15. Under My Thumb – The Rolling Stones
16. Ramona (acoustic) – Beck
17. Ramona – Beck
18. Summertime – Sex Bob-omb (Beck)
19. Threshold (8 Bit) – Brian LeBarton
20. Garbage Truck – Beck (Bonus track)
21. Threshold – Beck (Bonus track)
22. Summertime – Beck (Bonus track)

Bunların üzerine şunu da belirtmek istiyorum; artık çizgi romanlar eskisi gibi değil. Çizimler çok fazla mangaya kaçıyor. Ben mangayı çok sevmediğim için böyle diyorum tabi ki de. Neyse…

Bu arada bu spiker arkadaşlara şunu öğretmek lazım: Istanbul değil İstanbul. Dikkat ettikçe kulağımı tırmalıyor. “İ” ile yazılıyor “I” ile değil. Yeter artık ama.

Plajlarda dikkat edin artık kendinize. Sapıklar için yeni önlem almak için plajlara mobese kameraları kuracaklarmış. Sapıklar bahane üstsüz turistler şahane! Dikizleme Günlüğü’nü okumaya başladığımdan beri bu tip haberler ve olaylar daha gözüme batar oldu. Kamera kamera her yerde izleniyoruz artık. Huzur kalmadı. The Truman Show’dan sonra kendimizi ancak toparladık derken yaşamımızda bunlara şahit olur olduk. Sapıklara karşı önlem almak gerekiyor evet ama bu şekilde mi?

Şu reklamla yazıya devam edip;

 

 

son olarak da şunu söylemek istiyorum: Bir kişi düşünün, onu hiç görmediniz ve onunla yaşamadınız. Ama onu çok özlüyorsunuz… Böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, çünkü bir millet onu çok özlüyor… 1938’den beri çok özlüyor…