Nerelerdeydin be kral? – As You Were

Bekledik, bekledik ve sonunda o gün geldi çattı. Bu kadar beklediğimize de fazlasıyla değdi. Liam Gallagher’ın ilk solo albümü As You Were 6 Ekim’de çıktı. Ama öyle böyle çıkmadı. İngiltere satış listelerine en tepeden girmekle kalmadı listedeki ilk 46 albümün toplamından daha fazla sattı. Noel durumu fena halde kıskanıyor olabilir. Bu kadarını şahsen ben beklemiyordum.

 

Geçtiğimiz aylarda Wall of Glass, Chinatown, For What It’s Worth ve Greedy Soul’u youtube kanalından paylaşmıştı. Bunlardan aşağı kalmayan 12 parça ile birlikte 15 şarkı içeriyor albümü. Çıktığı günden beri dinliyorum ve daha sıkmadı. Tabi ki Wall of Glass ve Greedy Soul gibi bir kaç şarkı daha olsa efsane olurmuş ama bu hali ile de gayet güzel albüm. Albümü dinlerken Oasis’in sevdiğim yanının Liam’a ait olduğunu anladım.

Bunun için ayrı paragraf açmak lazım: Noel ve Liam’ın albümlerini karşılaştırıp, Oasis albümlerini düşününce Definitely Maybe Liam’ı yansıtırken, What’s The Story Morning Glory Noel’i yansıtıyormuş.

Asıl bomba Noel’in de çok yakında yeni single’ını yayınlayacak olması. Neden abicim bu kadar zamansız yaptın sormak istiyorum. Liam’ın Amerika konserlerine bile bilet kalmamış durumdayken, bu kadar satacağını mı tahmin etmedi acaba. Yapacağı güzel şarkılar arada kaynasın da istemiyorum. He bir de yarın kesin ikisinin de şarkılarının olduğu toplama albümler sağda solda belirirse şaşırmayın. Efsane bir albüm olur o da…

Uzun lafım kısası albüm gayet güzel, dinleyin derim. Ayrıca son istediğim Liam’dan… İkinci albümü çıkaracaksan arayı uzun tutma…

Müzik Öneri: KARI AMIRIAN

Bugünkü konuğumuz İngiltere’den bir Polonyalı olan ve geçtiğimiz günlerde çaktırmadan üçüncü albümünü çıkaran Kari Amirian. Kendileri indie pop müzikler yapıyor diyebiliriz.

2011’de ilk albümü olan Daddy Says I’m Special‘ı yayınladığında Lykke Li ve Björk gibi kişilerle kıyaslama bile yapılmış. Daha sonra 2012’de İngiltereye giden ve 2013’te ikinci albümü olan Wounds and Bruises‘ı yayınlıyor. Bu albümü buradan dinleyebilirsiniz bile. Bu gazla da 2013’te Leeds’e taşınıyor. Hayatına burada devam ederken üçüncü albümü I Am Fine‘ı geçtiğimiz günlerde piyasaya sürdü. İlk iki albüme göre biraz daha farklı tarzda ve kendinin farklı bir müzik yeteneğini gösteriyor. Albümün soundu dinamik, biraz 80’ler ve fresh (Böyle İngilizce kelimeler kullanmayı sevmiyorum ama doğru tanım bu biraz).

Albümde 11 şarkı var hepsinin sözünü Kari’nin de gitaristliğini yapan Ryan Carins yazmış. Albüm İngiltere’de hazırlanıyor ve prodüktörlüğünü ise Kari’nin kendisi yapıyor.

Müzik Öneri: VÉRITÉ

Son dönemde paso indie pop önerilerim oluyor farkındayım. Bu istikrara devam etme aşamasında yine indie pop önerisinde bulunacağım: Vérité.

Asıl adı Kelsey Byrne, sahne adı her ne kadar fransızca bir kelime Vérité olsa da aslen Brooklyn, New York’tan. Öğrencilik yıllarında şimdiki tarzından çok farklı olarak The Cranberries, Nirvana, ve Green Day dinlemiş olup, kızlardan oluşan punk cover grubunda yer almış olsa da 16 yaşından itibaren kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Açıkçası nerden esip punk/rock tarzından böyle bir tarza geçiş yaptığını kendisine sormak istiyorum.

Daha önce 2014, 2015 ve 2016’da üç tane EP çıkaran Vérité, bu EP’lerle baya dikkat topladı. Özellikle ikinci EP’si Sentiment, Time tarafından da baya övüldü. Geçtiğimiz günlerde de ilk stüdyo albümü olan Somewhere in Between‘i piyasaya sürdü. Albüm 13 şarkıdan oluşuyor. Bu arada Sentiment albümü kadar iddialı diyebilirim.

Başta çok yaygın bir sesi var gibi gelmesine karşın, daha sonra sizi saran değişik bir havası var. Müzik ve sesin tonu birleşince ortaya baya zengin bir hava çıkarıyor.

Eski EP’leri ve güncel parçalarına Soundcloud üzerinden erişebilirsiniz. Ben dinlemenizi tavsiye ederim.

Buraya da yazıyı okurken dinlersiniz diye son albümünden beğendiğim bir şarkısını bırakıyorum.

Geliyor gönlümün efendisi: Liam Gallagher – Wall Of Glass

Oasis birleşir, birleşmez muhabbetleri arasında Beady Eye’ı kapattıktan sonra bayadır sessiz olan Liam Gallagher solo albümü ile sonunda geri dönüyor. Dün BBC Radio 1’e konuk olan ve Wall Of Glass “single”ını da yayınlayan LG albüm için süper, muhteşem söylemlerinde bulunuyor. Zaten böyle bir karakterden başka türlü açıklamalar beklenemezdi.

Bu yayınlanmadan önce 30 Mayıs’ta Machester O2’de verdiği konserden bir kaç parça Youtube’a düşmüştü. “Teaser”ı dışında ilk defa orada dinlediğimde baya beğenmiştim. Albüm versiyonu da baya iyiymiş. Hatta albümdeki bir diğer parça Greedy Soul‘u da konserde söylemiş. Bunun da albüm versiyonunu bir dinlemek lazım. İki parçayı da dinledikten sonra aslında Oasis’in son albümü Dig Out Your Soul’a kimden etkilenmiş biraz anlamış oluyoruz. Oasis’in sounduna daha yakın, biraz olsun hasret giderebileceğimiz bir albüm gibi olacak.

Bu arada radyoda Noel ile ilgili görüşlerini de söylüyor. Daha çok “I mean” ve “You know” açıklamalarında bulunuyor ama arada kilit şeyler de söylüyor.

 

Niye haber vermiyorsunuz Kasabian albüm çıkarmış!

kasabian_forcryingoutload

Bir gün de iki yazı yazmak adetim hiç değil de Kasabian albüm çıkarmışsa o yazı yazılır arkadaş!Çıktığı gün dinlemeye başladım neyse ki de çok geri de kalmadım. Albümü daha bir kere dinleme şansım oldu, doğrudan yazayım istedim. For Crying Out Loud, Kasabian’ın 6. albümü ve son iki albüm soundunda, buna ek olarak daha olgun bir albüm olmuş. O yerinde duramazlık biraz daha sakinleşmiş. Daha basit ama daha etkileyici. Lakin buradaki basit “simple” anlamındaki basit. Aşağılamak değil olay. Daha güzel olmuş diyebilirim. Daha uzun süreli dinlenebilir geldi şarkılar.

Yine çılgın atarlı bir şarkı ile albüm başlıyor ve sakinleşe sakinleşe gidiyor. Albüm tonu bildiğiniz Kasabian, doğrudan sizi bağlayıp, etkiliyor. Albümdeki tüm şarkıları grubun yıldız oyuncusu ve 10 numarası Serge Pizzorno yazmış ve dediğine göre altı hafta sürmüş sadece.

Son olarak diyebileceğim, albüm 12 şarkıdan oluşuyor. Vakit kaybetmeden dinleyin.

Ill Ray (The King) [Explicit]
You’re In Love With a Psycho
Twentyfourseven
Good Fight
Wasted
Comeback Kid [Explicit]
The Party Never Ends
Are You Looking for Action?
All Through the Night
Sixteen Blocks
Bless This Acid House
Put Your Life On It

Bir başka oasis albümü

Yeni ne albümler çıkmış diye bakınırken Yeni Zelandalı dream-pop grubu Yumi Zouma’nın oasis’in (What’s The Story) Morning Glory? albümü ile aynı adlı albümünü gördüm. Oha tesadüfe bak filan derken albümü dinlediğimde birebir aynı sadece dream-pop coverı olduğunu fark ettim. Baya baya cover albümmüş haberimiz yok. İşin garibi ise baya güzel yapmışlar.

Garip olan internette de bununla ilgili yeterince bilgi yok. Youtube’da veya sitelerinde de bir şey bulamadım pek. Biraz araştırınca Morning Glory ve Champagne Supernova’yı buldum.

Grup geçen sene Yoncalla isimli ilk albümlerini piyasaya sürdü. Albümü hızlıca şöyle atlaya atlaya dinleyebildim (şimdilik) gayet hoş, kafa dinlemelik zamanlar için fonda ideal. Sitelerinden soundcloud’a yüklenen şarkılarını dinleyebilirsiniz.

Müzik Öneri: Tom Hickox

Morrissey’den sonra bir İstanbul isimli şarkı da Kuzey Londralı Tom Hickox‘dan geldi. Son albümü Monsters In The Deep’in ikinci ve neredeyse albümün en canlı şarkısı İstanbul. Tabi ben şarkıdan dolayı değil kendim için yeni bir keşif olarak bulmamla tanıştım Tom Hickox ile. Kendisi Britanya’nın en ünlü orkestra şeflerinden Richard Hickox ile orkestra davulcusu bir annenin oğlu. Buna rağmen kariyerine bu yön yerine daha popüler bir müzik kültürüne yelken açarak piyasaya çıkmış. Tabi bu geçmiş ona muhakkak bir özgüven aşılamış. Bu sesinden de çok belli oluyor.

Monsters In The Deep Tom Hichox’un ikinci albümü. Bir kaç yerde indie pop türünde olarak gösteriliyor ama bana sorarsanız daha fazlası. Sesinin tonu çok şekil dolgun ve derinden gelen bir içtenlik içeriyor.

Gezmeyi seven bir arkadaş gittiği yerlerde yaşadıklarını da şarkılarına yansıtıyor. İstanbul ve Korean Girl in a Waiting Room bunlara örnek misal. Açıkçası dinlemenizi öneririm.

Son olarak 10 parçadan oluşan Monster In The Deep albümünün içeriğinde bu şekilde:

Man of Anatomy
Istanbul
The Plough
The Dubbing Artist
The Fanfare
Korean Girl in a Waiting Room
Perseus and Lampedusa
Monsters in the Deep
Collect all the Empties
Mannequin Heart

Youtube Playlist Öneri: Alex Rain Bird Music

arbm

Geçtiğimiz yıl sonuydu sanırsam… Youtube’da ne dinlesem diye gezinirken efsane bir kullanıcı buldum. Aylık indie pop, folk, rock ve o tip müziklerden playlist oluşturuyor. Ayrıca haftada bir kaç defa tek parçalarla da kanalını süslüyor. Kim bu arkadaş tanımıyorum ama hesap ismi Alex Rain Bird Music. Bu İngiliz arkadaş her ay 50 yeni grup/şarkıcı garantisi bile veriyor.

Çalışırken, eve arkadaşlarınız gelmiş fonda bir şeyler çalsın veya kitap okuyorsunuz yine fonu şenlendirmek için birebir.

Hem yeni şeyler keşfetmek isteyenler, hem de farklı tonlar arayışında olanlar için birebir.

Müzik Öneri: Charlotte OC

Bu kadar yazmayıp bir günde iki yazı da fazla demeyin, acısını fena çıkaracağım. Daha da önereceklerim olacak. Ama benim gibi sert müzikler seven ve dinleyen birinin devamlı bu tarz indie pop ve hafif yumuşak müzikler önermesi de benim ironim olsun.

Yarı Malavi yarı Hint bir anne ile İrlandalı bir babanın kısı olan Charlotte Mary O’Connor’ın sahne ismi Charlotte OC. Bunca çeşitliliği İngiltere’de büyüyerek tamamlıyor. 15 yaşında Liverpool Institute for Performing Arts’ta gitar ile sahneye çıkıyor ve 16 yaşında ise Quicksilver’ın global elçisi oluyor. Geleceğin pop yıldızlarından

Synthpop türünde müzik yapan Charlotte ablamız şarkılarının sözlerini de kendi yazıyor. Bu yıl yeni albümü Careless People’ı piyasaya sürdü. 11 şarkıdan oluşan albümün şarkıları ise bu şekilde:

Black Out
Darkest Hour
Medicine Man
River
Shell
Choice
Running Back To You
Higher
I Want Your Love
Where It Stays
In Paris