Tilt-Shift efektli Van Gogh eserleri

Serena Malyon, Alberta College of Art & Design’da Vincent Van Gogh klasik çalışmaları dersleri alan bir illüstratör. Photoshop’ta Van Gogh’un tablolarına tilt-shift efekti ile yeni ve farklı bir perspektif sağlayan çalışmalar yapmış. O kadar çok beğendim ki burada da paylaşma ihtiyacı duydum.

Detaylar ve daha fazlası için tıklayınız.

“Dil”ine sahip çık!

Çok eski bir sunum olsa da bugün bir arkadaşımın tavsiyesi ile izledim. Gerçekten etkileyici ve çok doğru şeyler barındıran bir sunum. Wade Davis çok hassas konulara temas ediyor. Özellikle küreselleşme mantığının kontrolsüz olması ve o zayıf ve bizden değil mantığı ile bir çok etnik kökenin yok edilmesi çok üzücü. Hiç uzaklara gitmemize gerek yok aslında. Kendi içimizde, ülkemizde buna sebep olmaya başladık ki bu ne yazıktır böyle. Ya da popülizme yenik düşüp kendi kültürünü kaybeden çok fazla etkin köken var. Bir ülkeyi, bir kültürü yok etmenin yolu, o ülkenin dilini yok etmekten geçiyor. İngilizlerin, İrlandalılar’a yapmaya çalıştığı buydu. Eski gerçek İngilizce’yi konuşanları öldürüp, dilin yok olmasını sağlamaya çalıştılar. Ama bir şekilde direnenler oldu ve bir şekilde gerilla çalışmaları, gizli örgütlenme ile kendi dillerini korumayı başardılar. Şu an İngiltere diye bildiğimiz ülke aslında kendi İngilizcesini kullanıyor. Amerika ise başka alemlerde tabi ki. Bunun bizim başımıza gelmemesi lazım. Türkçemizi kaybetmemiz gerekiyor. Artık bir çok yerde İngilizce – Türkçe karışık bir dil konuşuluyor, kısaltmalar kendi kelimelerimizi öldürüyor. Türkçe harflerin yerlerini başka harfler alıyor, ekler yutuluyor. Bu kadar zengin bir dil bu kadar sığ bir şekilde dile getiriliyor. Bunun önemini Wade Davis sunumunda çok güzel anlatıyor. Türkçe altyazı mevcuttur.

Gerekirse diye videonun bulunduğu sayfaya buradan ulaşabilirsiniz.

Charlotte Gainsbourg | Stage Whisper

Cumartesi günü İstanbul’dan Charlotte Gainsbourg geçti. Yumuşak sesli İngiliz / Fransız şarkıcı / oyuncu utangaç tavırlarıyla seyirci ile çok iyi iletişim kuruyor aslında. Konserin büyük bir bölümünü ses açısından izlenebilecek en iyi yerden izlediğim için her şeyden çok memnun kaldım diyebilirim. Ortam pek alışkın olmadığım için garipsemedim değil. Dükkan Burger, Komşufırın filan pek konser ortamlarında rastlanan yerler değildir herhalde. Ya da be bu tip konserlere pek gitmediğim için de garip gelmiş olabilirler.

Konserin en garip ama güzel ve bir o kadar da beklenmedik anı Charlotte’nin seyirci düzenini beğenmeyip, istekte bulunmasıydı. Sahne önü diye oturmalı lounge kısmı vardı. Şarap ve peynir ikramlı bir alan. Onun yanlarında tribün vari normal lounge vardı. O hizanın arkası da normal seyirci, yani bizim olduğumuz yer. Düzenleme çok kötüydü kesinlikle, böyle gece kulübü vari bir ortam hazırlanmıştı. Açık hava konserinde bunlar pek normal değil. Haliyle sahnedeki sanatçılar ısınamadılar ortama. Konserin ortasını biraz geçmişken Charlotte Gainsbourg ikinci kere bundan yakındı ve “Come closer” dedi. İşte o an ilk ateşte bir kaç kişi tarafından yakıldı. Sahnenin önüne hızla koşanlardan sonra, seyirciler de sahne önüne gittiler / gittik. O an aslında kanlarında Fransız kanı dolaşan biri tarafından burjuvazi yıkıldı. Lounge filan hepsi hikaye oldu. Herkes önden konseri izlemeye devam etti. Aslında o an konser ortamı başlamıştı. Utangaç ama bir o kadar da sıcak biriymiş Charlotte Gainsbourg. Hoş bir konser oldu. Onu bu kadar yakından görmek de ayrı bir güzel.

Türk Çayı’nı anlat deseler…

Bu kadar güzel anlatılamaz. Amerikalı yazar Katharine Branning “Evet Bir Bardak Daha Çay İstiyorum” adlı kitabının sunumunda Türk Çayı’ndan bahsediyor. Türk Çayı’nı Türkiye ve Türk insanından benzetmelerle çok güzel anlatıyor. Benim en beğendiğim “kimse kahvaltı hazır demez, çay demlendi der” kısmı. Gerçekten düşününce de böyle. Hadi çay hazır! ya da hadi çay demlendi sofraya! diye çağırırız masaya herkesi. Ayrıca renk benzetmeleri de gerçekten başarılı. Belki de hiç birimiz böyle düşünmemişizdir. Bunun dışında da tek başına içilen bir şey değildir genelde. Hep birisiyle, bir arkadaş hatta hiç tanımadığımız biriyle içeriz çayı. Milli içeceğimiz zaten kendisi. Ama videoyu izlerken paranoyaklaşmadım da değil. Ne çıkacak diye bekledim altında ve sonunda siyaset bilimcisi değilim de dese biraz da siyaset elbet de var işin içinde. Son senelerde yaşananlardan sonra da şaşırmamak lazım olsa gerek…

Son Kodachrome Filmi

Bugün son Kodakchrome filmi ile çekilmiş fotoğrafarın sergilendiği serginin açılışı var İstanbul Modern’de.

3 Ağustos 2011 – 4 Eylül 2011

İstanbul Modern, Steve McCurry’nin “Son Kodachrome Filmi” başlıklı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Magnum Fotoğraf Ajansı ve National Geographic dergisinin fotoğrafçısı Steve McCurry’nin son Kodachrome filmiyle çektiği fotoğraflar, 3 Ağustos- 4 Eylül 2011 tarihleri arasında dünyada ilk kez sergilenecek. Engin Özendes’in küratörlüğünü yaptığı serginin sponsoru Zaman.

Gelişen teknoloji ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle basın fotoğrafçılarının gözdesi olan Kodachrome’un üretimi 2009 yılında durduruldu. 1935’te üretimine başlanan, görüntü teknolojisinde “ikon” olarak nitelendirilen Kodachrome, 73 yıllık tarihinde amatör ve profesyonel fotoğrafçıların en çok tercih ettiği filmlerden oldu. 1960’lı yılların sonu ile 70’lerde efsaneleşen film için, 1973 yılında ünlü sanatçı Paul Simon bir şarkı yaptı.

Fotoğraf kariyerinin başından itibaren Kodachrome kullanarak, unutulmaz kareler çektiğini belirten Steve McCurry, Rochester, New York’taki üretim bandından çıkacak en son Kodachrome filminin kendisine verilmesi için Kodak’la görüştü. Şirket, hemen kabul edince, Steve McCurry, 30 yıldır kullandığı bu filmin son 36 karesiyle farklı ülkelerdeki kentleri ve kişileri çekerek, bir dönemin kapanışına tanıklık etti.

Ünlü oyuncu Robert de Niro ile başlayan “Son Kodachrome Filmi” başlıklı sergide Hintli aktör, yönetmen, yapımcı Aamir Khan, Hintli yazar ve aktrist Shenaz, Hintli aktrist ve yönetmen Nandita Nas, Hint sinemasının ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Amitabh Bachchan, Elizabeth filminin yönetmeni Shekhar Kapur, Magnum fotoğrafçısı Elliott Erwitt, “İstanbul’un Gözü” Ara Güler’in yanı sıra Rajastan’daki Rabari kabilesinden etkileyici portreler bulunuyor.

Sergide ayrıca National Geographic kanalının bu son filmin çekim sürecini izleyerek yaptığı belgesel ve Steve McCurry’nin fotoğraf serüvenini aktaran slayt gösterisi sunulacak.

Bence kaçırılmaması gereken bir sergi. Ben saati yüzünden kaçırıyorum o başka bir sorun…

Noldu bu ramazanda günler mi uzadı? Halbuki en uzun gündüzlü filan da geçtik. Nedir bu en uzun gün muhabbeti? Gün gene 24 saat. Değişen bir şey yok ki. Gece de günün içinde değil mi? Ee o zaman… En uzun gündüz demek bu kadar zor olmasa gerek.

Şimdi aldığımız son dakika haberine göre Game of Thrones Cnbc-e’de yayınlanacakmış Türkiye’de. Spartacus’u hiç izlemedim TV’de ama sansür durumları olunca da pek havası kalmaz gibi. Bir de şu kitapları Türkçe’ye çevrilse ya…