NASA’dan Dev Hizmet: Arşivler Açıldı!

iss039e002800-medium

NASA 1920’den beri kaydettiği görüntülerinin olduğu arşivini herkese açtı. Yaklaşık 140bin fotoğraf ve videonun olduğu websitesine buradan erişebilirsiniz.

Bir Türk olarak hemen Türkiye’yi aratıp ne çıkıyor diye bakınca klasik hindi görselleri dışında pek güzel bir şey yok. Malum 2013’te Kanadalı Astronot Chris Hatfield İstanbul’un gece görünüşünü Twitter’dan paylaşmıştı*. Onun kalitesine yaklaşan bir görüntü olmasa da fotoğraflar insanın tüylerini diken diken etmiyor değil.

Son eklenenlerden daha çok popülerlere veya aratarak muazzam görsellere ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu fotoğrafları çeşitli boyutlarda indirebiliyorsunuz da. Güzel masaüstü görselleri çıkabilir.

İyi eğlenceler…

* 2013’teki yazıya buradan erişebilirsiniz. 

Günümüzün modası liderlik.

simon-sinek-start-with-the-why.png

Motivasyon konuşmacısı (tam çeviri oldu ama olsun) ve pazarlama danışmanı olan Simon Sinek’in “Patron Değil Lider Ol” kitabı bir şekilde elime geçti ve okuma şansını buldum. Normalde bu tip kişisel gelişim kitapları ile arası olan biri olmama rağmen bu baya ilgimi çekti. Aslın bildiğimiz ve beğendiğimiz, olmak istediğimiz şeyleri yüzümüze vuruyor. Baya etkileyici örnekler sunuyor. Özellikle kendi oluşturduğu “The Golden Circle” dikkat çekici. Hoş kendisi 2009 yılında bunu geliştirip sunmuş ama ben biraz geç tanıştım.

Lafı daha fazla uzatmadan detayları anlatması için sözü kendisine vermek lazım.

Bu konuşmasından beş yıl sonra ayrıca liderlik üzerine yaptığı diğer TED konuşmasını da izlemenizi tavsiye ederim.

Benim gibi içe dönüklere gelsin…

SusanCain

Konuya direkt girmeden önce buradaki amacı yazmak daha doğru olacaktır. Böyle bazen kendimi geliştireyim, yeni bir şeyler öğreneyim diyip TED Talks’un sitesine girip neyi tıklasam, neyi izlesem diye aranıp hiç bir şey izlemeden çıktığım çok oldu. İnanıyorum ki benim gibi de bir sürü insan vardır, belki de yoktur kendimi avutuyorumdur. Avutmadığımı varsayarak izlediğim ve beğendiğim konuşmaları, konuları burada paylaşıp, şu siteye giren bir kaç kişiye bir iyiliğim dokunsun istedim. İlk olarak da hem yukarıda yazdığım durumda olanlar, hem de yazının konusundaki isme ithafen Susan Cain’in “İçe dönüklerin gücü” adlı videoyu paylaşmaya karar verdim. Dahasını da paylaşmaya devam edeceğim, umarım beğenirsiniz.

Sosyal olmanın ve dışa dönüklüğün her şeyden önemli olduğu bir kültürde, içe dönük olmak zor, hatta utanç verici olabilir. Ancak, Susan Cain bu tutkulu konuşmada, içe dönüklerin dünyaya olağanüstü yeteneklerini göstermeleri gerektiğini ve cesaretlendirilip takdir edilmeleri gerektiğini savunuyor.

Hayvanseverler Kulübü: Petlebi.com

Temmuz ayından bu yana yayında olan yepyeni bir site petlebi.com. Sadece evcil hayvan sahiplerinin değil doğaya ve yaşam hakkına saygı duyan bütün insanların fikir alış verişinde bulunduğu sokak hayvanlarının yuvalandırılmaya çalışıldığı günden güne zenginleşen içeriği ile sağlam adımlarla büyüyen bir kulüp.

Kullanımı oldukça kolay arayüzü sizleri yormadan oldukça keyifli zaman geçirmenizi sağlıyor. Merak ettiğiniz bir konuyu arayıp bulabileceğiniz “Soru&Cevap” alanında soru sormaktan asla çekinmemenizi tavsiye ederim çünkü üye insanların hepsi tecrübelerini paylaşma konusunda oldukça cömertler, ayrıca her hafta yenilenen ve haftanın en güzel fotoğrafını “patileyerek” seçebileceğiniz fotoğraf yarışması için gönderilen fotoğraflara bakarken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.

Site yayınladığı manifestosu ile amaçlarını oldukça net biçimde ortaya koyuyor. Bize de bu keyifli yolculukta onlara eşlik etmek ve destek olmak kalıyor.

2013 in review

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2013 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Sydney Opera House’daki konser salonu 2,700 kişiyi barındırır. Bu blog, 2013 içinde yaklaşık 8.400 kez görüntülendi. Eğer bu Sydney Opera House’da bir konser olsaydı, bu kadar insanın onu görmesi kapalı gişe yaklaşık 3 gösteri alacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Everything Wrong With…

Geçen hafta keşfettiğim bir Youtube konsepti. CinemaSins adlı Youtube kanalına ait filmleri eleştiren videolar. Baya esprili ve hızlı bir şekilde filmlerdeki kendine göre saçmalık ve hataları göstererek anlatıyor. Sırayla izlediğimde bir yerden sonra gözümden yaş geldi. Tabi ki hepsi mantıklı veya doğru değil ya da konuyu bilmeden sallıyormuş gibi ama böyle izleyince komik olduğu için insan eğleniyor. Yoksa Hobbit’teki bir kaçı eleştirmek için yapılmış hareket. Yalnız bu videoyu izlerken bazı düşüncelerimde de yalnız olmadığımı görmek güzel oldu.

Sırayla bütün videoları izlemenizi tavsiye ederim. Tabi ki de en uzunu Twilight. Serisi değil sadece ilk film hatta. Şöförsüz giden tır ve ışıkta parlıyor diye iğrenileceğini sanan vampir. The Dark Knight Rises’da arkada darbe almadan düşen figüranlar, çıkışı olmayan labirent çizilen Inception vb.. Filmleri izlediyseniz ve anladıysanız cidden komik gelecektir. Tavsiye ederim.

Between Two Ferns: Oscar Buzz Edition

Between Two Ferns, Zach Galifianakis’in sunduğu bir şov diyebiliriz. Funny of Die’nin bir projesi gibi. Uzun zamandır yeni videolar gelmiyordu. Oscarların sonuçlanmasından sonra Oscar özel programı yapmışlar. İzlerken göz yaşlarının akması garanti diyebilirim. Bu arada bilmeyenler için programın adı eğrelti otundan (Fern) geliyor. Yani programın ismi “İki Eğrelti Otunun Arasında” demek. Videolardaki bitkilerin ve dekorun sebebi bu.

Çok kısa Funny or Die hakkında: Funny or Die, Will Ferrell ve Adam McKay’in ortak kurduğu komikli videoların olduğu bir site. Prodüksiyonları kendileri yapıyorlar ve baya da ünlü insanlar da bu projelere dahil oluyor.

Between Two Ferns’i çok uzun zaman önce arkaşlarımdan emrep göstermişti bana. Daha sonra bütün videoları izleyip, yerlere filan düşmüştüm. Ciddi anlamda komik ve Zack Galifianakis gerçekten bu proje için doğru kişi. Tamamen bu tip programlarla dalga geçiyorlar. Özellikle son çıkan versiyonda mikrofonların normal bantla yapıştırılmış olması ve temaya uygun konuk değişimi muazzam.

Oscar Buzz versiyonunda konukların isimlerinin yazdığı kısımlara iyi dikkat etmenizi öneririm. Ayrıca muhabbetler cidden güzel. Diğer versiyonlarında olan kontradan gol yeme olayı bunda da var. Zack Galifianakis’in dalga geçmeye çalışırken, kendisinin komik duruma düşme olayı. Tabi ki hepsi planlı ve senaryo gereği lakin insanı ciddi anlamda eğlendiriyor.

Bu versiyonun dışında buradan tüm videolara ulaşabilirsiniz. Benim favorilerim Michael Cera, Steve Caroll, Natalie Portman ve Charlize Theron’un konuk olduğu programlar.

Cloud ne kadar güvenli?

Cloud uygulamaları sayesinde artık her dosyamıza her yerden ulaşabilmeye başladık. Ben yaklaşık iki sene önce Dropbox ile bu olaylara girmiştim. Halen çok aktif bir şekilde kullanıyorum. Dropbox’dan önce herkes gibi Gmail’i aç ve oraya dosyanı ekle ve draft olarak kaydetme mantığı ile yaşıyordum. Tahminen bir çok kişi de böyle yapıyordu. Son iki yıl içinde bulut programlarında inanılmaz bir artış oldu. Google Drive, Box.net, Yandex, Evernote vs bir çok program çıktı. Artık akıllı telefonu olan herkes istediği dosyalarına uzaktan çok rahat erişebiliyor. Flashdisk yavaş yavaş ölmeye başladı diyebiliriz. Bu arada bulut hizmeti veren büyük şirketlerden (dosya raporlaması vs) bahsetmeyeceğim. Buradaki amacım bulut programlarına konan dosyaların ne kadar güvende olduğu. Peki ne kadar güvenli?

Kullandığımız servislerin hacklenmesi ve şifrelerin ele geçirilmesi her zaman olabilecek bir şey. Ama ne kadar olası orası ayrı. Bunun dışında internete bağlı olan her bilgisayar aslında tehlike altında. Sonuçta bilgisayarımızın şifresi kırıldığı an tehlike altında olur dosyalar veya biri bilgisayarımıza sızdığı an da dosyalarımız tehlike altında. Doğru düzgün, adam gibi şifre konulduğu zaman da bulut servisleri güvende olacaktır düşüncesi içindeyim. Eğer kolay kırılabilen şifrelerle bu işe girerseniz zaten siz o şifreyi koymayı düşünmenizle her zaman tehlike altındasınızdır. Şifrelerinizde büyük / küçük harf, rakam ve/veya özel karakter kullanmanız şiddetle önerilir. İsminizi yazsanız bile bu dediğim örnekleri koyarsanız daha güvende olursunuz. Örnek; “Eser!!!7890?” bile güvenli bir şifredir. Şifre uzadıkça kırılma olasılığı o kadar düşer. Tabi ki çok gizli dosyalarınızı bulut servislerine yüklememeniz her zaman önemli.

Günün sonunda Cloud ne kadar güvenli sorunun cevabı aslında çok kolay: Sizin güvenliğinize ne kadar dikkat ettiğiniz, şifrelerinizi nasıl belirlediğiniz kadar güvenli.

Twitter meselesi

Hep isyan,devamlı isyan. Neden isyan? Facebook’da bu kadar olmayan ama Twitter’da devamlı olan şey; isyan. Acaba neden Facebook’da bu kadar değilken Twitter’da böyle? Facebook newsfeed ekranında gördüğümüz şeyler bütün arkadaş listesindeki olan kişilerden çıkmıyor malum. Onun bile filtresi var. Bir de Facebook’un direkt olarak buna hizmet eden bir yapısı da yok. Ama Twitter tam tersi 140 karakterde kendimizi ifade etmemize hizmet ediyor. 140 olmazsa 280, o da olmazsa 420. Ayrıca çok basit bir takip sisteminin olması ve okunabilmesinin de etkisi var. Tabi Twitter’da arkadaş olma olayından çok takip etme, bilgi edinme mantığı var. Hiç sevmediğin birinle arkadaş olmazsın ama yazdıkları hoşuna gitmese bile takip edebilirsin.

Peki neden agresif ve isyanvari? Bunun sebebi de kişilerin düşüncelerini veya isyanını sadece etrafındakilere duyurmak istemiyor. Daha fazla insana duyurmak, onların da başka ve daha fazla insana duyurmalarını istiyorlar. Sonra pişmanlık oluyor mu? Tabi ki oluyor. Benim de silmek istediğim yazılarım oluyor ama 2000 küsür mesaj arasında bulup silemiyorum. Bu dikkat edilmesi gereken bir durum. Çoğumuz farkında değil ya da bir an fevri davranabiliyoruz.

Anladığım insan psikolojisi paylaşmayı daha da çok sevmeye başladı. Eskisi gibi bilgiyi saklamaktansa, paylaşıyor insanoğlu. Belki farkında olarak, belki de farkında olmadan.