Beşiktaş’ta godaman istemiyorum!

fft104mm2282707Son dönemde Serdal Adalı’nın adaylığı ile Beşiktaş’ta seçim yine hararetli geçecek. Demirören’in enkazından sonra elini taşın altına koyup yönetime gelmişti Fikret Orman ve arkadaşları. Bu zor günlerde Beşiktaş’ın hiç ummadığımız bir yerde ligi bitirmesini sağlayan kadroyu kurdular. Bu kadronun başındaki teknik direktörü de sezon sonu gönderdiler. Bana sorarsanız çok doğru bir karardı. Samet Aybaba bu takımı bir yerden sonra kaldıramamayave maç sonları açıklamaları ile tepki çekmeye başladı. Çuvaldızı hiç kendine batırmadı. Oyuncularla iletişimi beceremedi. Bir de üzerine giderken ben ayrılık işlerini bilmem avukatlarımla görüşecek klüp dedi. Sorarım acaba Anadolu klüplerinden de bu şekilde mi ayrılıyordu?

İbrahim Altınsayla çalışmak zor evet. Fikret Orman da bu kozu elinden kaçırmıştı. Tamer Kıran’ın istifasının üzerine bizi heycanlandıran bir transfer yaptı ve Önder Özen’i futbol direktörü olarak transfer etti. Basın toplantısındaki açıklamalardan anladığım sadece Beşiktaş Önder Özen’i istememiş, Önder Özen de Beşiktaş’a gelmek istemiş. Çünkü altyapı yorumları bunu gösteriyor. Türkiye’de bir ilk bu oluşum ve Önder Özen de bu oluşumun kaderini belirleyecek kişilerden biri.

Klüp içinde demokrosileşmeye gidildi. Üyelik ucuzladı ve kolaylaştı. Artık bir çok kişi kolayca üye olup, üye olduktan iki yıl sonra seçimlerde oy kullanmaya hak kazanacak duruma geldi. Doğuş ile mis gibi sponsorluk / pazarlama anlaşması yapıldı ve Vodafone İstanbul Calling konserlerinden bir kaçı yıkılmak üzere olan İnönü Stadı’na ayarlandı. Üstüne kart1903 tanıtıldı ve taraftar kartımız oldu (10 gün oldu hala elime geçmedi ya neyse). Gelecek sezon için genç oyuncu avına çıkıldı ve bu yönde çalışmalar başladı derken bir anda yönetimden bazı kesimin ve taraftarların(!) yoğun baskısı yüzünden Adalı kendini aday göstermek zorunda kaldı.

Levent Erdoğan gibi klüpteki demokrosileşmeyi desteklemeyen ve beğenmeyen godaman Adalı’ya hemen destek vermeye başladı. Sırf o değil onun gibilerin hepsi destek olmaya başladı. Herşey yolunda giderken neden bir anda Adalı aday oldu? Suçlu veya suçsuz şikeden hüküm giymiş birinin başkan olması bir çok Beşiktaşlı’nın hoşuna gitmeyecektir. Benim gitmeyecek. Ben sırf parası var diye godaman birinin başkan olmasını istemiyorum. Ben Fikret Orman gibi klübün kendini kendini kalkındırmasını sağlayacak kişilerin başkan olmasını istiyorum. Doğrusu budur. Beşiktaş klübü isimlerden daha büyüktür ve öndedir. Bazı paralı adamların parasına muhtaç ve bağlı olmamalıdır. Sonra Yıldırım Demirören gibi arkadan bıçaklarlar klübü.

Biz yıldız oyuncu, teknik direktör aldık diye gazel okuyan yöneticiler şunu unutmasınlar ki o kişilerin paralarını şimdiki yönetim ödüyor. En acısı da bu maalesef ki…

Fikret Orman yönetimi de hatalar yaptı ama doğruları, yanlışlarından çok daha fazla. Yaptığı bazı şeyler, kimi kesimi huzursuz etmiş ki Adalı aday olmak zorunda kalmış ve destek hızla artıyor. Bazı Beşiktaş siteleri de sonun kadar destek olma modunda. Umarım seçimlerde bu tip insanların yüzü gülmez de istikrar kazanır ve Fikret Orman ve arkadaşları projelerine devam eder.

Bu kalp seni unutur mu?

BJK_istiklalmarsi

İnsanın içinde hüzün var, bununla birlikte dışarı inanılmaz bir çoşku çıkıyor. Beyazlarla donatılmış İnönü Stadı’na veda günü idi 11 Mayıs Cumartesi günü. Saha dışındaki olaylardan aşırı sinirli ve yaralı girmiş taraftar stada girer girmez ortamın havasına kapılıp o coşkuya eşlik ediyordu.

Ben de son anda bilet bulan şanslı kişilerdendim. Ama bileti olmayıp içeri girmeyi deneseydiniz sizde girebilirdiniz. 30 bin kişilik stadda en aşa 40 bin kişi vardı. Ben hiç bir maç bu kadar dolu görmemiştim maçı. Beleş tepe bile ikinci yarı tribündeydi.

Daha içeri girer girmez bir koltuk kapıp “1,2,3 yetmez! 4,5,6, olsun! Metin, Ali, Feyyaz atsın, Beşiktaşım şampiyon olsun! tezaruhatına eşlik ettik. Resmen bir şampiyonluk kutlanıyordu içeride. Herkes ayrı bir çoşuyordu. Tribünlerden sekerek yapılan Siyah – Beyaz – Şampiyon – Beşiktaş tezaruhatı da bunu kanıtlar gibiydi.

BESIKTAS-GENCLERBIRLIGI MACIEski açıkta olacağım için biraz düşünceliydim. Bulunduğum yerdekilerde pek canlı değillerdi. Ama çok güzel yanıldım ve sonradan gelenlerle çok güzel bir ortam oldu. Eski açığın böyle bağırdığını ve olaylara katıldığını ilk kez gördüm.

Maç tamamen bahane, kimse izlemiyordu. Herkes son kez İnönü’deki üçlüye eşlik ediyor ve tezaruhatlarla rekor kırıyordu Hele ki ilk yarının son 15 dakikası muazzamdı. İlk on dakika kapalı tek başına aldı götürdü derken, son beş dakika yeniyi bilmem ama eski açık da koptu. İnanılmaz bir destek vardı takıma. Tam olması gerekildiği gibi bir veda. Stadda bir çok insana dokunsanız ağlayabilirdi.

BESIKTAS-GENCLERBIRLIGI MACIMaç sonunda sahaya inmedim, inemedim. İnmek istemedim. Orası kutsal zemin benim için. Herkesin ayak basabileceği bir yer değil. Koltuğumu “nazikçe” söküp, hatıra olarak onu aldım. Staddan çıkarken arkama bile bakamadım veda etmesini beceremediğim için.

Her takımın stadı taraftarı için özeldir, lakin benim için de İnönü Stadı yeri itibariyle dünyanın en güzel stadı. İnsan nasıl veda edebilir ki bu kadar sevdiği yere/şeye/kişiye…

Ne kadar modern olsa, ne kadar düzgün de olsa nedense İnönü’nün yıkılmasına gönlüm el vermiyor. Çok daha iyisi yapılacağı kesin, lakin anılarımız burada. Her tuğlada, her koltukta… Artık yıkım başlamadan önünden son kez geçeriz, göz yaşlarına hakim olabilirsek ne ala…

Sonunda yaptı yapacağını…

EUROPEAN FOOTBALLERS DECLARE SUPPORT FOR PALESTINE_550x550Daha önce İsrail’in Gazze saldırılarını gol attıkça formasının altından Filistin’e destek yazıları ile ceza alan Frederick Kanoute bu sefer bir deklarasyon yayınladı sitesinde. Yazının altında da dünyanın bir çok klübünden de futbolcuların imzası var. Drogba, Sow, Niang, Cabaye, Dia, Demba Ba bunlardan sadece bir kaçı.

Dün yapılan açıklamayı sabah gördük ve hemen herkese iletmeye başladık. Buradaki olay, Gazze saldırılarında Filistinli futbolcuların da hayatlarını kaybetmesi. 16-17 yaşında çocuklardan bahsediyoruz. U21 Avrupa Şampiyonası’nın İsrail’de oynanacak olmasını İsrail’e bir ödül olduğunu düşünüp protesto ediyorlar. Sonuna kadar da haklılar.

Zaten Ortadoğu’nun ortasında Avrupa Şampiyonası mı olur? Deklarasyonun tamamı budur:

EUROPEAN FOOTBALLERS DECLARE SUPPORT FOR PALESTINE
 
We, as European football players, express our solidarity with the people of Gaza who are living under siege and denied basic human dignity and freedom. The latest Israeli bombardment of Gaza, resulting in the death of over a hundred civilians, was yet another stain on the world’s conscience.
 
We are informed that on 10 November 2012 the Israeli army bombed a sports stadium in Gaza, resulting in the death of four young people playing football, Mohamed Harara and Ahmed Harara, 16 and 17 years old; Matar Rahman and Ahmed Al Dirdissawi, 18 years old.
 
We are also informed that since February 2012 two footballers with the club Al Amari, Omar Rowis, 23, and Mohammed Nemer, 22, have been detained in Israel without charge or trial.
 
It is unacceptable that children are killed while they play football. Israel hosting the UEFA Under-21 European Championship, in these circumstances, will be seen as a reward for actions that are contrary to sporting values.
 
Despite the recent ceasefire, Palestinians are still forced to endure a desperate existence under occupation, they must be protected by the international community. All people have the right to a life of dignity, freedom and security. We hope that a just settlement will finally emerge.
Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

Alex De Souza

Pazartesi günü öğleden sonra son dakika haberi ile sadece Fenerbahçeliler değil Türkiye’deki tüm futbolseverin içi burkuldu. En meşhur huyumuzla senelerce bize emek veren adamları yaka paça klüpten atarız. 8 yıl boyunca Fenerbahçe’nin kazanığı tüm kupalarda başrol oynayan Alex De Souza takımdan üç dakikada ayrıldı. Ayrıldı dememin sebebi resmi olan kısmı. Aslında ayrılmadı resmen kovuldu. Kendini yönetici sananların egosu altında ezilmeye çalıştı. O ezilmek yerine baş kaldırdı ve gitti. Kişiliği, oyunculuğu ve profesyönelliği ile son yıllarda örnek gösterilebilecek bir oyuncuyu böyle kaybetmek sadece Fenerbahçe’nin değil Türk futbolunun zararıdır.

Ben şahsen şike davası sürecinde Aziz Yıldırım’a yapılanları haksız ve doğru olmayan bir hareket olduğunu düşünüyordum. Taraftarın tepkisi ve desteğinin yanlış anlaşılması da olasıydı. Nitekim Aziz Yıldırım Kadıköy’e gelen binlerce kişi ve onu destekleyenlerin sadece onu desteklediğini ciddi almış. Olayın Fenerbahçe olduğunu görmemiş ki böyle bir hareketle gönderdi Alex’i. Egosu olan bir kişi daha da şişmiş ve artık kendini Tanrı rolünde görmeye başlamış. Bu futbolculardan, taraftarlardan çok Fenerbahçe’ye çok zarar verecektir. Umarım gerçek Fenerbahçe taraftarı bu durumda sessiz kalmaz ve gereken tepkiyi koyar. Hep isimler geçici klüpler kalıcıdır deniyor. Ama unutmayın taraftar da isimsizdir ve klüp var oldukça onlar da olacaktır.

Gerçekten çok üzüldüm. Fenerbahçe’den ne kadar haz etmesem de Alex’in herkes için yeri çok farklıdır. Kendisi Beşiktaş’a 16 maçta 13 gol atmış sanırsam. Sevinmem gerekirken üzülüyorum. Çünkü futbol sevgim daha ağır basıyor konu Alex olunca. Facebook’ta gördüğüm bu güzel görseli de paylaşarak köşeme çekiliyorum.

Kaleci yalnızdır

Kaleci yalnızdır, kalecilerin dramı budur. Ümit Aktan demişti sanırsam, sahada tüm takım arkadaşları onlara sırtını döner. En ufak hatası gole sebep olur. Defans hata yapar ama golü yediği için o da yarı yarıya suçlu olur. Sonucu direk etkiledikleri için her zaman diken üstündedirler. Golü yedikten sonra da kimse yanınıza gelip sizi teselli etmez. Gol atınca bile yalnız sevinirsiniz.

Dün de bunu kanıtlayan bir olay yaşandı Real Madrid – Manchester City maçında. Bütün maç harika oynayan Hart son golü yedikten sonra kameraların yakın markajına takıldı. Sanki golde hatası varmış gibi pozisyon bilmeyenlerin eleştirileri yüzünden. Maçı anlatan yılların birikimi diye lanse edilen Ercan Taner golde hata yaptığını bile iddia etti. Şut çekilirken topu görmesini engelleyen takım arkadaşı artık topa kafa mı vurmak istedi yoksa eğildi mi bilemeyeceğiz ama gole sebep olduğu kesin. O da ayağının dibinden giden topa çok iyi bir refleks ile uzansa da topu tutamadı. Hem ölü noktaya gitmesi hemde topu gördükten sonra topa müdahelesine zaman kalmamasından dolayı golü yedi. Ama dediğim gibi üstüne gelen(!) topu tutamadı olarak algılandı hep. Bizim kenardan ya da televizyondan asla algılayamacağımız şeyler oluyor o sahalarda. Uzaktan gelen şutlarda yavaş kaldığı iddia edilen kalecilerin genelde topu göremediği için geç tepki verdiği bilinmez. Önlerindeki defans oyuncuları bile bunun farkında değildirler. O yüzden yalnızdırlar işte.En kolay eleştirilen kişilerdir. Forvet oyuncuları 10 maç gol atamadıktan sonra bir maçta gol atsalar kral olabilirken, kaleciler hep yedikleri goller yüzünden eleştirilebilirler.  Bu da hep böyle kalacak işte…

Milli Takım

Yeni bir sayfa açmıştı milli takım Abdullah Avcı ile. Hazırlık maçları da fena geçmedi, ta ki Hollanda maçına kadar. Daha ilk 11’ler görüldüğü an hemen Selçuk nerede? tripleri ve eleştirileri başladı. Ülkede senelerdir teknik direktörlere saygı yok. Hele ki milli takım teknik direktörlerine. İlk andan itibaren infaz başlıyor saygısızca. Sanki herkes bu işi zamanında yapmış, hatta çok iyi yapmış gibi giydirip duruyor. Eskiden kendi alanlarında unutulan kişilerin kendini hatırlatma çabası bu eleştirilerin hepsi. Amaç sadece gündem de kalayım, dikkat çekeyim, zenginliğime zenginlik katayım. Yoksa cidden hiç birinin fıtboldan anladığını cidden düşünmüyorum. Kendi yarattıkları o küçük dünyalarında kendilerini kral ilan etmiş bıdı bıdı konuşuyorlar. Hatalı olan aslında halk. Bu pisliklerden arınmak lazımken, onlara ilgi gösterip prim yapmalarını sağlıyoruz. İçlerinde gram milliyetçilik duymayan bu insanlar hayatlarının sonuna kadar böyle davranacaklar.

Milli takıma ve Abdullah Avcı’ya gelirsek; kendisi U17’de Avrupa Şampiyonluğu, U19’da dünya kupası yarı finali görmüş bir insan. İBB’deki istikrarı ve takımı lige tutundurması ortada. Gençlerle çok iyi anlaşan bizden biri. Daha ilk maçtan infaza filan gerek yok. Biraz durup saygı göstermek lazım. Hollanda maçı geçti, Estonya maçı kadrolar açıklandı gene aynı senaryo. Gene infaz. Daha maç başlamadan moralleri bozan açıklamalar…

Benim anladığım 2014’e kadar Emre liderliğinde bir milli takım. Zamanında Fatih Terim’in Tümer’le şampiyonaya giden milli takımı gibi. O saatten sonra da Emre yaşı gereği zaten ancak yedek olabilir. İşte o zaman bu gençler ve Selçuk devrelacak bayrağı. Biraz tahmin edilebilir bir durum gibi benim açımdan.

Bunların dışında Semih’teki gelişim çok iyi yönde. Fatih Terim’den sonra Abdullah Avcı’nın da resmen sahiplenip, üstüne gitmesi çok iyi oldu bizim açımızdan. Ülke çok iyi bir stoper kazanıyor. Semih dışında asıl parmakla gösterilebilecek kişi Ömer Toprak. Gurbet topraklarında eğitimini çok iyi almış. Almanya’yı Avrupa Şampiyonası’nda izlerken Hummels’e gıbta ile bakmıştım. Dikine nasıl gidiyor, oynuyor diye. Almanya’nın stoperlerine kazandırdığı çok güzel bir özellik bu. Ömer’de aynı şekilde hem Hollanda maçında hem Estonya maçında bunu uyguladı. Açıkçası Mehmet Topal’dan daha çok dikine oynadı diyebiliriz. Bunların dışında Hamit’in futbola küsmesi de ayrı bir vahimiyet. Galatasaray’daki kötü performansı aynen devam ediyor.

Ben çok olumlu bakıyorum gidişata, keşke bu işini bilmezlerde gerçekten işlerini yapabilseler…

Bastian Schweinsteiger

2002’den beri Bayern Münih, 2004’ten beri Almanya Milli Takımı’nda izlediğimiz Bastian Schweinsteiger yerinde başka birisi olsa şu an çoktan ya kariyer çöküşü yaşıyor olurdu ya da intihar filan ediyor olabilirdi. Şu ana kadar gördüğümüze göre çok güçlü bir iradeye sahip.

Neden? Ne alaka diye soracak olursanız uzak geçmişten yakın geçmişe doğru düşünürsek; önce 2006’da ev sahipliği yaptıkları Dünya Kupası’nda iyi futbol oynayarak geldikleri yarı finalde uzatmalarda İtalya’ya yenildiler, sonrasında 3. oldular. Daha sonrasında 2008 yılındaki Avrupa Şampiyonası’nda bizi de eleyerek geldikleri finalde İspanya’ya yenilerek ikinci oldular. 2010 yılında turnuvanın da en iyi futbolunu oynayarak geldikleri yarı finalde tarihinin en iyi futbolunu oynayan İspanya’ya elendiler. 2012 yılında da üst üste 15 maç kazanarak geldikleri Avrupa Şampiyonası yarı finalinde İtalya’ya B plansızlıktan elendiler. Bu süre zarfında özellikle 2009’dan itibaren gerçekten çok iyi oynayan Almanya Milli Takımı’nın öne çıkan ismi her zaman orta sahanın dinamosu ve beyni görevini yapan Schweinsteiger oldu. Kanattan gelip devraldığı bu görevi üstüne düşenden fazlasıyla yerine getirdi. Son İtalya maçında çok iyi oynamadı belki ama buraya kadar gelmelerinde her zaman büyük pay sahibi idi. Aslında sırf Milli Takım’da değil, Bayern Münih içinde değişilmez bir oyuncu. Çok iyi oynadıkları bir dönemde önce Almanya Ligi’ni ve Kupası’nı finalde kaybettiler, üstüne Şampiyonlar Ligi’ni penaltı atışları ile çok iyi oynadıkları bir maç sonunda kaybettiler. İki sene önce 2010 yılında bu sefer Inter Milan’a kaybettiler. Schweinsteiger hepsinde çok büyük rol oynadı. Hiç istemeden söylüyorum ama komik bir şekilde “Loser” damgası yedi diyebilirim. Ama kendisi hiç öyle bir kişiliğe sahip değil. Görünene göre bunu diyebiliriz herhalde.

Sırf bu kadar emeği olup, kaybettikleri yüzünden ilk paragrafı yazdım. Çok da haksız sayılmam herhalde. Çok sevdiğim Kevin Garnett ile aynı durumda aslında. Tek farkları KG ilk finalini Boston ile görmüştü ve kazanmıştı da. Bastian Schweinsteiger de çok net bir şekilde kupa hak eden bir oyuncu. Almanya’da kazandıkları dışında Avrupa’da bir kupa elbet kazanacaktır.

Son saniyelerin haftasonusu

Cuma’dan başlayıp, pazar gecesine kadar süren zamanda beş tane maçta son saniyelere kadar heyecan mı desem, stres mi desem bilemediğim duygular yaşandı. Cuma günü önce Panathinaikos – CSKA maçı, daha sonra Barcelona – Olympiakos maçı ile oturmadan basketbola doyduk resmen. İki maçta son basketlere kadar süperdi. Açıkçası ben Final Four’da Panathinaikos’u destekliyordum ama o son topu herhalde kimse açıklayamaz. Oraya kadar getirilen maçta o son top cidden ağlatır insanı. Ne kadar kötü kullanılır?’a ders gibi. Daha sonra da Beşiktaş maçını sallayıp resmen Olympiakos’a odaklandım. Pana olmadıysa illa da komşu olsun şampiyon diye Olympiakos’u destekledim. Spanoulis insan olsaydı herhalde böyle oynayamazdı. Resmen Yunan taktiği ile uyuta uyuta finale çıktılar. Final mi? İzleyenler bilir, fazla söze ne gerek… Euroleague tarihinde en süper geri dönüş tescilli olarak. 28 dakikada 19 sayılık farkı kapatıp, son saniye basketi ile şampiyon olmak. Hele ki kadrodanki iyi oyuncuları kaybetmiş olmana rağmen. Ama buradaki koç faktörü de asla yadsınamaz. Dušan Ivković resmen takım olma dersi verdirtti. Hele ki maç içinde gitti denen maçı nasıl geri getiren taktikleri bir anda ortaya çıkararak Avrupa’nın en iyi koçu olduğunu kanıtladı. Tabi ki bunda Teodosic’in katkısı da yadsınamaz. Son periyotta yanlış hatırlamıyorsam 5-6 hücumu tek başına mahvetti. Daha bencilce kullanamazdı sanırsam. Belki de Sinan Erdem ile kötü anılarının olmasınında bunda etkisi vardı. Sonuç olarak mükemmel bir final ve bir turnuva izledik. Gene İstanbul ve gene unutulmaz bir final.

City'in resmi twitter hesabının paylaştığı fotoğrafFinalden hemen önce İngiltere’de inanılmaz anları izledik. Son haftaya uzayan şampiyonluk yarışının galibi bildiğiniz gibi uzatmanın da son dakikalarında golü bulan City’nin oldu. 44 yıl sonra gelen şampiyonluk sonrası “NOT IN MY LIFE” pankartı ile birini gördüm. Bir kesim Fenerbahçeli arkadaşım için de kupa alırlarsa bunu yapmalarını öneriyorum. Neyse önemli olan burada QPR’ın Stoke City’in golünden sonra ve o maçın bitmesinden sonra artık daha fazla kasamamaları. Resmen bir rahatlama yaşadıkları an son gol geldi. Cisse’nin koşarak gelip Nasri’ye sarılması filan.. Bunlar cidden çok güzel görüntüler. Bizim ülkemizde olmayan cinsten. Maçın bitimiyle birlikte de tüm tribünler sahaya girdi. Ama ondan önce hele ki skor 1-2 iken taraftarların tepkileri de ayrı bir komikti.

Geri sayımın son maçı ise Türkiye’den: Fenerbahçe – Galatasaray. Saçma sapan bir playoff olayı çıkarıldı. Nedeni çok belli: Şike olayları yüzünden kaybedilen LigTV müşterileri ve insanları futboldan soğuyup ilgi göstermediği dönemdeki kaybı playoff’ta geri kazanmak. Fikstürün bile LigTV’nin stüdyolarında çekilmesi filan komedi ötesi. Nitekim istenen de oldu ve Playoff’ta Fenerbahçe aradaki puan farkını kapattı ve şampiyon belirleme son maça kaldı. Maçı izleyenler bilmiyorum dikkat etti mi ama maç mı izledik yoksa reklamları mı belli değildi. Ne kadar büyük televizyon alırsanız alın yayıncı kuruluşlar daima onu sizin için küçültmesini bilir. Neyse maç berabere bitti, maçın stresi ve gerginliği ile sahada futbola dair hiç bir şey olmadı. Cüneyt Çakır cidden iyi yönetti maçı, bunu da belirtmek lazım. Saha futbolcular arasında oluşan ufak gerginlikler filan çok normal. Seyircinin sessizleşmesi filan, kendimi onların yerine koyamıyorum o an. Son düdükten sonra da Fenerbahçeli hiç bir futbolcu pislik çıkarmadan, üzüldü. Haber yalan değilse ki sanmıyorum Alex Galatasaray soyunma odasına gidip herkesi tek tek kutlamış. Olması gerekenler bunlar. Olmaması gerekense sahaya girmeler, çatışmalar filan. Polise de nasıl talimat verildiyse saha gireni bayılana kadar dövmek filan… Şaka gibi cidden. Bu ülkede taraftara, maça gidene teröristten öte bir muamele yapılıyor. Takımı, rengi hiç önemli değil. Hepsine aynı muamele. Ama en çok şu soruyu sormak isterim: Benzin istasyonuna fişek atıp, oradaki arabaları devirip yakan mı daha salak, yoksa benzin istasyonun yanında havaya ateş eden polis mi? Yaşananlar rezalet ötesi. Ama normal taraftarında bunları yapacağına asla inanmıyorum.

Şimdi kesişme noktasına gelirsek; bu üç maçında ortak noktası, üçünde de sahaya taraftarın girmesi. City maçında sahaya girildi, futbolculara sarıldılar ki futbolcular baya korktu bu durumdan ama özel güvenlik futbolcuları alıp soyunma odasına götürdü. Sonra 15 dakika geçti geçmedi taraftar tribünlere geri döndü ve saha içi boşaldı. Polis mi? Ne polisi? Lakin Olympiakos şampiyon oldu, tribünlerden seyirciler sahaya indi, basketbolcularla coştular ama kimseye dokunulmadı. En azından kaba kuvvet olmadı. Ne oldu? Seyirci kendi kendine yerine geçti… Bir de kendi ligimizdeki maça bakıyoruz. Tamam biri uluslararası bir turnuva filan ama ne olursa olsun sahaya girdi diye taraftarı o kadar dövme olayları filan… Kafalarda sorun var ve bu tek taraflı da değil…

Şikelendik!

Pazar akşamı Trabzon’daki olaylı maçtan sonra çaktırmadan PFDK şikeden dolayı sevk edilen kişiciklerin cezalarını açıkladık. Gördük ki bir seneye yakındır devam eden şike olaylarının asıl sorumlusu İbrahim Akın’mış. Şizofren gibi her şeyi tek başına yapmış. En büyük cezayı o aldığına göre bunu anlamalıyız diye düşünüyorum. TFF başkanı Demirören ne demişti? “Şike girişimi sahaya yansımamıştır.” Futbolcu şike yaptı diye adama ceza veriyorsunuz üstüne sahaya yansımamıştır diyorsunuz. Milyonlarca insanı aptal yerine koymaktan başka bir şey değildir. Futbolcunun şike yaptığı maçta şike yok. Ayrıca şike sahaya yansımamış. İbrahim Akın herhalde o maç oynanırken Moda parkında çayını yudumluyordu…

Şike olaylarının başından beri ilerlenen yolun yanlış olduğunu savunmuştum. Şike varsa hemen cezaları kesersin bunların cezasını vermek bu kadar uzun sürmezdi. Şimdi senin verdiğin bu cezalardan sonra hukuk nasıl ceza verebilecek? Mahkeme Aziz Yıldırım’ı şikeden dolayı cezalandırırsa TFF ne yapacak? Onlar mı itiraz edecek karara? Bu kadar saçma sapan bir şekilde işin içinden çıkılırsa bitmişiz demektir. LigTV para kazansın diye bir playoff uydurulup insanları birbirine düşman ettikleri yetmiyor, bir de saçma sapan işler yapıyorlar. Geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı acaba?

Her şeyden çıkardığımı sonuç İbrahim Akın şikenin elebaşı. Futbol hayatı bitti zaten de çıkıp konuşacak mı acaba? En başında iftira etti diye olayı başına neler geliyor. Boşuna dememişler doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye. Ama şu ana kadar susuyorsa da bir şey vardır demek. Herhalde playoffun bitmesini beklemiyordur konuşmak için…

Üstüne Türkiye Kupası final maçı da lig bittikten sonra. Sırf playoffda oynuyorlar diye yorulmasınlar. Gerçekten süper zeka beyinlersiniz. Tebrikler…