Believe

Believe

Alfonso Cuaron dizi çekmeye başladı (Prodüktör ise JJ Abrams)  dediklerinde eldekilerden sırası gelmemişti. Geçen hafta toplu izleme partisi ile diziye başlamış bulunduk.

Öncelikle şunu belirtmek lazım ki daha ilk dakikasından çekim kalitesi kendini ön plana çıkarıyor. Burada Cuaron imzası olduğu kesin. Peki konu yeterli mi?

Dizi biraz Heroes, biraz Touch tadında. Doğaüstü güçleri olan kişiler var, bunu devlet adına kullanılmasına ve bu yönde o insanlarla deney yapılmasına karşı gelen Milton Winter (Delroy Lindo), Bo Adams’ı (Johnny Sequoyah) tesisten bir kaç destekçisi ile kaçırır ve Roman Skouras’tan (Kyle MacLachlan) korumaya çalışır. Bunu yaparken de William Tate’yi (Jake McLaughlin) hapisten kurtarır ve ekibine katar. Hatta Bo’yu ona emanet eder. Skouras da polisle birlikte onları yakalamak için elinden geleni yapıyor.

Heroes tadı doğaüstü güçleri olan iyi-kötü insanların da olmasından dolayı geliyor. Yani Skouras Bo’yu yakalamak için kullanıyor. Touch tadı ise Bo’nun Jack Bohm gibi ne zaman ne yapacağını bilmesi ve masum insanları mutlu ediyor. Sanki evren istiyor modunda bunu yapıyor.

Şu ana kadar beş bölüm izleyebildik. Buraya kadar umut vaad ediyor. Winter’ın aşırı iyi ve sabırlı olması biraz rahatsız ediyor o kadar. Bo’yu oynayan Johnny Sequoyah’ın dizide afişlerdekine göre çok tatlı ve sevimli bir çocuk olduğunu söylemek lazım. Role uygun çok başarılı bir cast olmuş.

İlerleyen bölümlerden sonra dizinin ömrü belirli olmaya başlar. Duruma göre Cuaron’un da dizi hevesinin geçici mi kalıcı mı olduğunu anlarız.

Not: 7 Mayıs itibariyle NBC, diziyi takviminden kaldırmış. Cuaron’dan önce NBC kalıcı olmayacağını ilan etmiş oldu…

Koptu gidiyor: New Girl

newgirlÇok tepki çekeceğini bilmeme rağmen bir Zooey Deschanel hayranı olduğum için diziyi ilk bölümünden beri izlerim. İlk başladığında nereye kadar gidebilir veya ne kadar çok espri çıkarabilir endişelerim vardı. Hele ki daha ilk bölümlerden ana karakterlerden birinin değişmesi (Coach karakteri Damon Wayans Jr. başka diziye transfer oldu) de dizinin önemsenmediğini düşündürdü.

İlk sezon biterken eğlenceli hale gelmeye başlayan New Girl ikinci sezonu ile yıktı, geçti diyebilirim. Hikayeleri, karakterleri, geçmişleri ve saçma olayları gerçekten orijinal. Coach’un yerine gelen Winston ise çok daha iyi oldu. Çok daha eğlendirici bir karakter. Her daim bağımsızca saçmalaması diziye çok şey katıyor.

*SPOILER* … ve hatta sonunda beklenen oldu ve Jess ve Nick’in sevgili olmaları ve bu iki saçma insanın daha çok saçmalaması daha bir eğlenceli oldu.

Hepsinin yanında Schmidt’in de modaya uyması ve her bölümünde aynı kaliteye devam ettiler. Şu ana kadar izlemeyen varsa, hala geç değil…

Hannibal – Birinci sezon finali

hannibal_tv-series_topslice

Daha önce yazdığım Hannibal geçen hafta sezon finali yaptı. Mads Mikkelsen’in daha önce bu rolün altından nasıl kalkacağını düşünürken, baya baya iyi iş çıkardığını gördük. Bununla birlikte ben hala tam olarak tatmin olmadım da idare ediyoruz.

Hannibal dizisi son yıllarda çekilmiş bir çok, belki de bir iki film dışında tüm gerilim ve korku filmlerinden çok daha üstün ve güzel. Çok yaratıcı sahneler ve olaylar içeriyor. Jack Crawford için seçilmiş Laurence Fishburne on numara olmuş. Özellikle ses tonu ciddi ciddi dizinin yapısına çok iyi uyuyor. Aynı şekilde Dr. Lecter’ın psikoloğu da o şekilde.

Tek merak ettiğim diziyi nasıl Red Dragon ile birleştirecekler. Red Dragon’un başında Will ile Dr. Lecter’ın arası gayet iyiydi. Lakin dizinin final bölümünden de anladığımız kadarıyla Will’in cinayetleri işleyenin Dr. Lecter olduğunu anlaması ve bunu ima ettiğinde de ne kabul eden, ne reddeden bir Hannibal vardı. Kendi psikolojik durumu içinde de bunu hayal olarak da anımsayacak olabilir Will. Bildiğiniz / bilmediğiniz üzere Red Dragon’da Will Graham evli ve bir çocuk babası. Evet, Dr. Lecter kendisine yine rüya görüp görmediğini soruyor ama bu kadar karamsar ve olaylı bir geçmişi olup olmadığını anlayamıyorduk. Hele ki empati yeteneğinin varlığından bir haberdik. Belkide bu tedavi süresince bu özelliklerini yitiriyor da olabilir.

Hepsinden öte dizinin final sahnesi inanılmaz olmuş. En sevdiğim film müziklerinden biri olan Vide cor meum parçası (Hannibal filmindeki açık havadaki opera sahnesi) ile başlayıp sonlanan sahnenin verdiği mesaj ve iması gerçekten süperdi. Parmaklıkların ötesi berisi muhabbeti… Yani tatmin olmanın doruklarını yaşadım diyebilirim.

Sezonun sürpriz dizilerinden biriydi Hannibal ve gerçekten çok iyi gidiyor, tek sorunu ki öyle olması gerekiyor çok yavaş. Öyle olmasa da bu havayı yakalayamaz… İzlemeyenlere tavsiye edilir.

Yeni dizi: Agents of S.H.I.E.L.D

Agents-of-ShieldABC ve Marvel ortaklığı ile yeni bir dizi geliyor. Agents of S.H.I.E.L.D, Marvel’in ilk dizi denemesi olacak. Çizgi romanları okumayan ve Marvel filmlerini izlemiş olanlar için S.H.I.E.L.D hep bir sırdı. Ajanlar var, özel yeteneklileri takip ediyor ve baya güçlüler. Güç derken hem para, hem politik.

Sızan görüntülerden sonra dizi trailerı da yayınlandı. Marvel bunu biraz açmak istemiş olacak ki baya sağlam bir kamera arkası kadrosuyla yapmaya karar vermiş. Dizinin baş yapımcısı The Avengers, Buffy the Vampire Slayer ve Firefly’ın yönetmeni Joss Whedon, Jed Whedon ve Maurissa Tancharoen. Angel ve Alias’tan Jeffrey Bell ve Smallville, Lost ve Heroes’tan da Jeph Loeb de yapımcı ekibinde. Bu kadro ne yapsa izlenir gibi geliyor. Hoş o kadrosu ile Revolution’ın da nasıl bir dizi olduğu ortada…

Dizinin esas oyuncusu Thor ve Avengers’tan tanıdığımız Ajan Phil Coulson (Clark Gregg). Thor da biraz gıcık olsak da The Avengers’da baya sevdik kendisini. Dizi, zaman olarak The Avengers’tan sonra geçiyor. Hatta Coulson’un hala yaşaması gibi bir mucizeyi de görüyoruz. S.H.I.E.L.D tabi bu, ne yapacakları belli olmuyor.

Phil_CoulsonDizinin konusu ise Coulson’un yanına bir kaç yeni ajan alıp sıradışı güçleri olanlardan insanları korumak üzerine kurulu. Thor’un bir kısmında gördüğümüzü dizinin genelinde yapıyorlar.

Marvel batmak üzereyken Örümcek Adamla bu noktalara geldikten sonra kendi film stüdyosunu kurup daha özgün filmler çekmeye başlamıştı. Dizi sektörüne girmesi doğru bir yatarım. Yalnız filmlerde kullanılan efektleri dizilere yansıtma uzun vadede pahalıya patlar. Altından kalkabilirler ise yeni dizilerinde habercisi olur, güzel de olur…

Yeni dizi: Defiance

defiance-tv-series-background

Geçen hafta 1 saat 25 dakikalık pilot bölümü ile yayına başladı Syfy’ın Defiance’si. Gelecekte geçen ve ayrıca MMO oyunu olan bir dizi. Votans diye bir uzaylı ırkı dünyaya geliyor ve dünyamız heba oluyor. Bir sürü uzaylı ırkı da dünyaya geliyor akabinde ve bazı yerlerde birlikte yaşıyorlar vs. Oyundan uyarlama olduğu için de bu kadar çok karakter olması gerektiğini varsayıyorum. Şimdi ben asıl şunu sorarım senaristlere: Bugün NASA 10 yıl sonra şu cizim dünyamıza çarpabilir diye hesaplamalar, gözlemler yapabilirken uzay gemileri nasıl kimse fark etmeden atmosfere kadar girebiliyor? Votans ırkının gelişi anlatılırken çünkü durum bu. Çocuk kafasını bi’ kaldırıyor koca koca uzay gemileri atmosfere girmişler bile. Sanırsam uydu ve radarlar sadece göktaşlarını fark edebiliyor. Motorize güçler filan hikaye… Daha buradan elinde patlıyor senaryo.

Kahramanımız eski bir asker. Zamanında bu istilaya karşı savaşmış, şimdi ödül avcılığı yapıyor. Yanında da bir uzaylı kız var. Normalde insanlarla iyi anlaşamayan bu ıkrın kızı Irisa (Stephanie Leonidas) ile kahramanımız Jeb Nolan (Grant Bowler) baya iyi bir ikili. St Louis’e biraz da zornluluktan gelirler, daha sonra orayı kurtarma olayları ile orada kalmaya karar verirler. Daha sonra Nolan’a şeriflik verirler. Buradan sonra maceralar başlayacak.

Şimdi bu dizi ile Terra Nova arasındaki yedi farkı bulun! Birinde geçmişe gidildi, bizimkiler kaçaktı vs ama yardım etti diye bir anda oranın patronu kesilen kahramanımız ile bu dizideki hikaye arasında ne kadar fark var? Kısır döngüye bağlamayıp farklı bir hikaye çıkarsalar bare. Efektler filan bazen iyi, genelde kötü. Bu tip dizilerin ortak sorunu maalesef ki bu durum. Çok yapmacık olabiliyor efektler.

Dizi baya hareketli başladı. Şimdilik doktor diye hitap ettikleri tip çok iyi. Doktor ama teknolojik işlerin de altından kalkıyor filan. Ayrıca Julie Benz’in de olması artı puan. Biraz daha bekleyip görelim, nereye doğru gidecek.

Bir efsanenin sonu: Spartacus

Spartacus_AndySpartacus, karısıyla mutlu mesut yaşayan bir Trakyalı. Bir gece baskını ile kendisini köle bir gladyatör olarak bulur. Daha sonra olaylar gelişir. Bol kanlı, cinsel içerikli, kaslı ve efektli beğendiğimiz bir diziydi kendileri.

İlk sezonunda Andy Whitfield canlandırıyordu Spartacus’u. Daha sonra senarist grevi ve Andy Whitfield’in hastalığı ile yarım, ara sezonla yavaşlasa da ikinci sezonda yükselişine devam edip, son sezonla da zirvede bitirdiler. Ne yalan söyleyeyim ikinci sezon baymaya başlamıştı beni. Yeni Spartacus Liam McIntyre’ye de alışma süresi de olabilir. Üçüncü sezonda yeni bölümleri hiç beklemediğim kadar heyecanla beklemeye başladım ki sezon sonuna doğru bu heyecan zirve yaptı.

Yaşanmış bir tarihi olay olduğu için bu son savaşın kaybedilmesi bir spoiler olamaz. Gerçek tarihte Spartacus’un cesedi bulunamamış ve savaş sonrasında da onu gördüğünü iddia edenler olmuş. Dizi finali yaklaşırken sonu nasıl olacak acaba diye de merak etmedik değil. Mesela Stanley Kubrick’in Spartacus’ünün sonunda Crassus ve Ceasar savaş esirlerine “Bana Spartacus’u ifşa ederseniz hepinizin özgürlüğünü veririm” diye sesleniyor. Bunun üzerine Spartacus ayağa kalkıp tam kendini ifşa edecekken herkes sırayla ayağa kalkıp “Ben Spartacusüm!” diye bağırıyor. Finalden önce bu sahneyi nasıl yapacaklarını merak ediyordum ve güzel bir uyarlamasını yapmışlar.

***SPOILER başlar***

Bunun dışında asıl soru savaş sonrası Spartacus’un da sonu idi. Bu şekilde olması hepimizi üzmüştür büyük ihtimalle, gözlerimiz dolmadı değil. Ölmesi onu kahramanlaştırıp, daha da efsaneleştirdi. Ölmeseydi kör topal biri olabilirdi, böyle olunca herkesi kurtaran (ya da kurtarmaya çalışan) bir ölümlü oldu.

***SPOILER biter***

Spartacus_LiamSpartacus’ün dizinin sonunda sarf ettiği sözler aslında bu bütün hedefi ve amacının özetiydi. Bugün hala onun hakkında ve yaptıkları ile ilgili konuşulup, diziler, filmler yapılıyorsa amacına başarıyla ulaşmıştır. Gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi bir önem arz etmiyor. Eylem ve tarihler boyunca hakkında konuşulması yeterlidir. Bu kadar az kişiyle Roma’nın ayaklarını titretmesi bile ne kadar da iyi taktik zekaya sahip olduğunu gösteriyor. Burada belki de herkesin sinir olduğu Crixus’un heyecanına yenilip, ille de saldıralım demesi. Sabretse zaten Crassus’un ordularını yenebilirlerdi.

spartacus_gannicusDizi de en sevdiğim karakter kendi açımdan Gannicus’tu. Hiç bir şeyi umursamaz havası, savaşmayı sevmesine rağmen savaşmak istemeyip, evinin erkeği olma isteği, içkimi, kadınımı ver bu bana yeter havaları vs vs. Finalden bir önceki bölümde öğrendik ki adam Keltmiş. Bütün sır açığa çıktı, zaten Gannicus’u oynayan Dustin Clare de Galli. Ama Gannicus’un sonu hiç hakettmediği gibi oldu, en çok ona üzüldüm diyebilirim. Bunun tam tersi durumda Naevia karakteri. Lesley-Ann Brandt gibi güzel bir kadından Cynthia Addai-Robinson’a geçiş baya sert oldu. Sanki onca tecavüzden sonra kadın evrim geçirmiş oldu. Crixus’u da paso gazlaması ve aklını yitirmiş gibi hareket etmesinden sonra antipatik olması bu değişimle de çok kolaylaştı. Germenlerin son nefeslerini Almanca vermeleri ve Saxa gibi bir kadının bile Gannicus’a söylediği son kelimeleri… Ayrıca eşimin de dediği gibi her zaman masumlar kazanır süperdi. Sibyl’in de Gannicus’a kendini aşık etmesi bunun eseri olsa gerek.

Romalıların hep götlekçe hareket etmesi baya iğrenç. Adamlarına iş yaptırıp, daha sonra kendisi yapmış gibi ortaya gerile gerile çıkmaları filan baya itici. O askerler demez mi, her şeyi biz yaptık, sen yapmış gibi geziniyorsun? Hele ki Ceaser’dan hiç beklemezdim ki o adisi çıktı.

Bir de efsane olan, barbar gibi lanse edilen köle ve asilerin zeka olarak baya geride olmalarına rağmen edebi dilleri. Nasıl bir çelişkidir anlatılmaz yaşanır. Şairane, şiirsel konuşmaların üzerine zeka seviyesi yerlerde olan barbar hareketleri cidden enteresandı. Çamur, ve pislik içinde yaşamalarına rağmen de dişlerindeki beyazlık, ipana bilim adamlarını harekete geçirmeli.

Dizi tam etme bulma dünyası simgesi. Bugün kötülük, aşağılama yapan her kişi dizinin bir yerinde yerlerde sürünen, esir veya köle moduna dönüştürüldü. Roma dünyası bir alem mi desek?

romeBu dizinin üstüne Rome’yi yeniden izlemeye başladık. Rome daha çok Roma’nın iç siyaseti ve politik çelişkilerini anlatıyor. Meşhur Ceasar dönemi ve imparatorluğun zirve anlarını anlatıyor. Baya güzel ve eğlenceli, Spartacus’ün bir tık altında aynı temaları işliyor. Hemde devamı olarak düşünürsek tam zamanı izlemenin.

Yazının da sonunda dizi finalindeki jeneriklerinden sonra gördüğümüz Andy’in görüntüsü yaşadığımız drama dram katıp, duygularımızı tavana çıkardı.

Daha çok şey yazmak istiyor insan. Bir çok karakter geldi geçti. Hepsinin de ayrı bir havası ve etkisi oldu diziye. Green Box olayı bu kadar göze sokulmadan yapılsa belki bir derece daha güzel olabilirdi. Her şeye rağmen iz bırakan bir dizi oldu.

Yeni dizi: Hannibal

hannibal-series-premiere-cast-nbcGeçtiğimiz hafta cuma günü pilot bölümü çıktı Hannibal’ın. İlk gördüğüm de çok şaşırdım, fakat Hannibal Lecter’ı oynayan kişiyi görünce de hayal kırıklığına da uğradım. Kesinlikle dizi yapılabilecek bir konu, geç bile kalınmış olabilir, bununla birlikte çok da riskli bir konsept.

Hannibal Lecter’ı Casino Royale’den kötü adam olarak tanıdığımız Danimarkalı Mads Mikkelsen canlandırıyor. Antony Hopkins’den sonra çok zor be dostum… Hopkinsle benzerlikleri sadece tek gözlerinin seyirmesi, onun dışında ne aksanları, ne de tipleri andırıyor. Hannibal serisinde Hopkins’in saçları hep geriye doğru taranmıştı. Hatta Hannibal Rising’de bile gençliğinde saçının öyle olduğu gösterildi bize. Mad Mikkelsen’in canlandırdığı karakterin ise saçları önüne düşüyor ki bu dizi Red Dragon’dan önceki zamanı anlatıyor olarak düşünüsek, en son bölümü Red Dragon oluyor. Ee orda da Lecter’ın tipini hepimiz hatırlıyoruzdur. İleri doğru hareket eden iştahlı sohbetleri vs… Dizideki ise baya farklı bundan. Ya yeterince analiz ettirmemişler, ya değişimi de dizide göreceğiz, ya da ilerleyen bölümlerde bir düzenleme gelecektir. Will Graham karakterini baya iyi tutturmuşlar da Lecter da bazı detayları atlamaları iyi olmamış.

Hatırladığım kadarıyla ilk gittiğim sinema filmi Kuzuların Sessizliği idi daha yedi yaşındayken ben. Ee haliyle baya etkilenmiştim, sonrasında da Hannibal serisi en sevdiğim 2-3 seriden biri olmuştu. Kaç defa izlediğimi ben bile sayamadım. O yüzden bu kadar sevdiğim ve ilgi gösterdiğim bir karakterin ve serinin bu kadar bariz detayları atlamasına da karşı çıkıyorum.

Konusunda bir farklılık yok. Danışman olarak Lecter’a giderler ve o da yardımcı olur. Bundan sonra olaylar gelişir artık.

Konuşmak için çok daha erken, bunu da kabul etmek lazım. Belki de çok şey değişir, beni yanıltırlar…

The Walking Dead – Sezon 3

The Walking Dead behind the sceneAMC’nin The Walking Dead dizisi dün üçüncü sezonunu devirdi. Yine sıkıcı bir başlangıç, eh bölümlerle devam etti. Arada bir kaç alakasız kopuk bölümden sonra gerçekten hakkını vermemiz gereken bir sezon finali ile üçüncü sezonu bitirdiler.

Spoiler vermemek adına pek detay yazmayacağım. Beni en çok etkileyen Michonne karakteri ve şu ana kadar gereksiz ortada dolaşan Carl’ın bu sezon ki değişimi. Hele ki final bölümünde babasına verdiği ağır ayar inanılmazdı. O psikolojide bu kadar set değişim normal tabiki lakin bu kadarını da beklemiyordum. Ama dediklerinde de çok haklıydı. Michonne da en doğru silahla geziniyor piyasada.

İlk sezonun tadı yok elbet te ama insan başladı mı da izlemeye devam ediyor. Koca bir sezonu hapishanede geçirtmeyi de başardılar. Duygusallık bir önceki sezona göre daha fazlaydı ki bazı gereksiz karakterlerden kurtulduk fakat paso dizinin senaristleri değiştiği için bundan sonraki dönemlerde de bu tip tipler çıkabilir.

Peki sezonun sonundaki hareketin anlamı neydi onu anlamadım. Daha yaşanabilir yerde kalmak varken neden yeniden eski yerlerine döndüler sorgulamak lazım. Gelmek isteyenler orada da onlara arka çıkabilirdi sonuçta. Sonuçta bir deli ve iki yardakçısını alt etmek ne kadar zor olabilir ki?

Birden çok dizi izlemek mi? Yoksa film izlemek mi?

seriesEskiden bu kadar dizi mi yoktu, yoksa biz mi takip etmezdik hatırlamıyorum. Yaşımdakiler Cesur ve Güzel, Yalan Rüzgarı ve Dallas ile büyümüştür. Bunların dışında Alf, Kara Şimşek, Tsubasa filan izledik. Bir de şu ikizlerin olduğu Bizim Ev dizisi vardı, sonrasında da Friends.

Tabi ki internetin vermediği imkanlardan bunları sadece televizyonda veya büyüklerimizin yanında izlerdik. O an gelecek ve biz televizyona kitlenecektik. Şimdi ise o kadar çok çeşit ve türlü dizi var ki hangisini izlesem, ya da “oha öyle bir şeyde mi var?” moduna giriyoruz. Artık bir yerden sonra dizi takip etmekten film izleyemiyoruz. İzlemem gereken o kadar çok film birikti ki günler yetmez herhalde.

Bir de Hollywood dizilerinin meşhur araları olur. Gerektiğin de aylarca haber dahi alamayız. İşte bu arada yeni de bir diziye başlamışsanız her şey allak bullak olur. Şu an kaç dizi takip ettiğimi bile bilmiyorum, bir yerden sonra hepsi birbirine girecek diye korkum var. Neyse ki birbirine benzeyen şeyler izlemiyoruz, fakat yeni sezon başlarken ve aralardan sonra hatırlamak illa gerekiyor. İşte arada zaman kalırsa filmlere de bakıyoruz.

Bir de bazı dizilere başladıktan sonra bitirmek gibi bir sorumluluğumuz varmış gibi geliyor. Örneğin Revolution bunlardan biri. Dizi bana sorarsanız baya vasat ve yapmacık. Saçmalıklarla dolu ama yapımcı ve yönetim kadrosu da bir o kadar iyi. Lakin sallamıyorlar gibi geliyor bana. Sallasalar herhalde bu çıkmazdı ortaya.

Peki film izlemek mi dizi izlemek mi? Bunun cevabı da ikisini de tadında bırakmak herhalde. Çünkü dizi izlerken devamlı çok fazlalaşan bölümler içinde kayboluyor insan. O kadar birikiyor ki izleyecek zaman olmuyor. O yüzden daha sonra veya yazları izlemek için biriktirmek de bir alternatif olabilir.