Birdebuvar

Kendimi ayıpladığım bir düzenek bulmuş durumdayım. Kendimi ayıpladım çünkü haberimin olmaması benim açımdan üzücü. Bu düzenek dediğim şey Tumblr. Gerçekten çok başarılı bir post-blog sistemi. Post-blog ismini ben koydum. Resim, video vs gibi şeyleri postlamak için güzel bir blog sistemi. Hani bilmeyen veya keşfetmemiş biri varsa diye yazıyorum. Bende hemen kendi site ismimi oraya uyarlamak için girişimlere başladım. Ama son anda ki bir değişiklik ile isim değişikliğine gittim. Aklıma olan ve yapma işine zaman bulamadığım için giremediğim reklam blogu olayının bir kısmını orada yapmaya karar verdim. Tema tasarımları gerçekten çok başarılı (Bunları wordpress üzerinden yazmam ne kadar hoş değil mi?). Birdebuvar

Bugün izinli olduğumdan olsa gerek, sabah inanılmaz güzel uyudum. Heralde son 2-3 ayda bu kadar güzel ve rahat uyumamıştım. Herhalde iş günü uykusu ayrı bir güzel oluyor.

Bu arada ben mi uyuyakalmışım yoksa yeni mi oldu bilmiyorum ama Philip Morris SA olmuş. Vay vay vay tütüne de el atmışlar. Sosyal sorumluluk projeleri yöneten bir kuruluşun tütün ile anılması üzücü. Başkaları kaldırabilir de bize ters gibi.

Bunu gördükten sonra da Yapı Kredi Bankası’nın leyleği geldi aklıma. Birleşmeden sonra koç başının onun yerine alması benim ve benim gibi düşünen bir çok kişi için üzücü olmuştu. Ülkenin en başarılı logolarından biriydi kendisi ve silinip gitti.  Belki de ilk hesap açtırıp, ilk kartımı, üstüne ilk kredi kartımı aldığım banka olmasının da bende oluşturduğu bir duygusal etki de vardır.

Spider-Man yeniden seri olarak çekilecekmiş. Marvel tamamen üstlenmiş yapımı. Döndürüp döndürüp çekiliyor. Bundan bir önceki çizgi roman severler için hayal kırıklığından öteye gidememişti ama bu seferkinde James Cameron’ın da el atma olasılığının olması biraz içimi kımıl kımıl etmiyor değil. İşte yeni cast ve filmin çıkış tarihi.

Son olarak da İstanbulluları veya yolu İstanbul’a düşenleri ilgilendiren bir konu var. Büyükşehir Belediyesi vapurlardan sonra tranwayları da halk oylamasına sundu. Bu siteye girip oylamaya katılabiliyorsunuz. Yalnız bu sefer seçenek az ve ikisininde ki biri cidden kötü, başarılı olduğunu söyleyemem. Benim tercihim tabi ki de ‘A’ diye adlandırılan.

Beady Eye

Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.

Aynı gün içerisinde Scott Pilgrim vs World filmini izledim.Kopuyor film resmen. Aylardır bekliyordum, beklediğime değmiş. Film boyunca grafik animasyonlar sahnelere eşlik ediyor ve çok başarılı kullanılmış bu öğeler. Oyuncular çok başarılı seçilmiş.Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead)  hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;

01. We Are Sex Bob-omb! – Sex Bob-omb (Beck)
02. Scott Pilgrim – Plumtree
03. I Heard Ramona Sing – Frank Black
04. By Your Side – Beachwood Sparks
05. O Katrina! – Black Lips
06. I’m So Sad, So Very, Very Sad – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
07. We Hate You Please Die – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
08. Garbage Truck – Sex Bob-omb (Beck)
09. Teenage Dream – T. Rex
10. Sleazy Bed Track – The Bluetones
11. It’s Getting Boring by the Sea – Blood Red Shoes
12. Black Sheep – Metric
13. Threshold – Sex Bob-omb (Beck)
14. Anthems for a Seventeen-Year-Old Girl – Broken Social Scene
15. Under My Thumb – The Rolling Stones
16. Ramona (acoustic) – Beck
17. Ramona – Beck
18. Summertime – Sex Bob-omb (Beck)
19. Threshold (8 Bit) – Brian LeBarton
20. Garbage Truck – Beck (Bonus track)
21. Threshold – Beck (Bonus track)
22. Summertime – Beck (Bonus track)

Bunların üzerine şunu da belirtmek istiyorum; artık çizgi romanlar eskisi gibi değil. Çizimler çok fazla mangaya kaçıyor. Ben mangayı çok sevmediğim için böyle diyorum tabi ki de. Neyse…

Bu arada bu spiker arkadaşlara şunu öğretmek lazım: Istanbul değil İstanbul. Dikkat ettikçe kulağımı tırmalıyor. “İ” ile yazılıyor “I” ile değil. Yeter artık ama.

Plajlarda dikkat edin artık kendinize. Sapıklar için yeni önlem almak için plajlara mobese kameraları kuracaklarmış. Sapıklar bahane üstsüz turistler şahane! Dikizleme Günlüğü’nü okumaya başladığımdan beri bu tip haberler ve olaylar daha gözüme batar oldu. Kamera kamera her yerde izleniyoruz artık. Huzur kalmadı. The Truman Show’dan sonra kendimizi ancak toparladık derken yaşamımızda bunlara şahit olur olduk. Sapıklara karşı önlem almak gerekiyor evet ama bu şekilde mi?

Şu reklamla yazıya devam edip;

 

 

son olarak da şunu söylemek istiyorum: Bir kişi düşünün, onu hiç görmediniz ve onunla yaşamadınız. Ama onu çok özlüyorsunuz… Böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, çünkü bir millet onu çok özlüyor… 1938’den beri çok özlüyor…

 

Yeter artık rutubet!

Bune ne yapışlıktır ya. 26 senedir böyle hava görmedim ben dedirtecek birşey. Dememde sakınca yok heralde. Güneş bulutların altında kalmış, hava sıcak değil ama kanter içinde kalıyosun dışarı çıkınca. Bu nasıl rutubettir arkadaş ya. Yağmurda yağacaksa bırakın yağsın da şu rutubet kırılsın, nefes alabilelim artık.

Dün Milliyet’in sitesinde Taksim’deki Mini Cooperlı polisleri gördüm. Şirincecik olmuşlar. “Çok mu lazımdı?” O tamamen ayrı bir mevzu ama bu gereksiz harcamaya birşey dememeye karar verdim. Alıştı artık bünyeler. Rahat ol, düşünme bunları…

Önceki iki filmini beğendiğim, animasyonun kralının (Pixar) yaptığı Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3), vizyona geçtiğimiz haftalarda girdi. Zamanım olmadığı için gidemeyeceğim belki ama zaten bu filminde 3B olarak sunulması yüzünden de o kadar para verip gider miyim diye düşünmüyor değilim. Çok feci sardı bu 3B olayı ama çoğu filme zorluyorlar. Yani olmasada olurken, ticari açıdan daha çok kazanırız, geçir diye filmler 3 boyutlu sunuluyor seyirciye. Haftasonu 15 TL’den fazlaya geliyor bir kişilik bilet. Ondan sonra insanlar neden korsan film alıyor veya indiriyor diye ağlıyorlar. İşte bu yüzden, sizin yüzünüzden halk bunu seçiyor. Bende memnun değilim ki kimse bu durumdan memnun değildir, ama yani üç kişilik bir aile için feci bir yük oluyor sinema keyfi.

Bu arada geçen ay yeni Örümcek Adam açıklandı. Andrew Garfield (Adını ilk defa duyuyorum.) artık yeni Örümcek Adam. Gene kötü bir seçim, gene çizgi roman ya da çizgi filmindeki ile alakasız bir tip. Bakalım bu arkadaş da Amerika bayrağının yanında poz verecek mi?

Nedense çizgi roman uyarlarmarını çok rezil yapıyorlar. Hellboy ve Ironman dışında pek çizgi romana çok sadık kalan uyarlama göremedim. Batman’de bu kategoriye girebilir aslında. Ama son Joker Batman’i gölgede bıraktığı için bir haller olmuş durumda. Hele ki en son Superman. Nasıl bir rezaletti ya. Dayanamadım kapattım direk. İnsanlar sevmiş olsa da X-Menlerle ilgili de memnuniyetsizliklerim var ama Wolverine bir derece o tarafı kotarıyor. Stan Lee nerden devam edip, seyirciyi nasıl cezbediceğini anladığı için rahat. Kozlarını ortaya döküp arkasına rahatlıkla yaslanabiliyor.

Not: Bugün işe giderken gördüğüm manzara karşısında şok geçirdim. Yaya geçidinde yayalara yol verdiği için bir şöför, arkasındaki sürücüden bir ton küfür ve korna seslerine mazur kaldı. İnanılmazdı yani. Bu kadar cahil mi olur bir adam diye düşündüm. Cahillikten öte bir durumda denebilir aslında. Yazık, o kişinin ailesine filan acıdım. Çocuklarına nasıl bir terbiye veriyodur acaba…