Instagram fotoğraflarınız poster oluyor!

logoHayaldi gerçek oldu diyebiliriz. Şansa Facebook’ta gördüğüm bir site Miniprint.me ile Instagram fotoğraflarınız poster, canvas, magnet vs olabiliyor. Aslında biraz bilen birinin evinde yapabileceği bir şeyi kendileri size hizmet olarak sunuyor.

Yani Magnet filan evde yapılabilir de 50×70 posterde bir sürü fotoğraf yapılamaz. Instagram’ın tek eksikliği fotoğrafların boyutunu küçük tutması. Yani normal bir dslr makine ile çektiğiniz fotoğrafı telefonunuza atıp, Instagram ile efekt verelim, şekilli olsun derseniz kalite düşüyor. Baya denedim evde ve bu sonucu aldım. Çok hoş olmayan bir durum.

Herneyse, Miniprint.me ile Instagram hesabınızdaki fotoğraflardan çeşitli ürünleri belli bir ücret karşılığında satın alabiliyorsunuz. Güzel olaylardan birinin kargonun bedava olması. Bu arada sadece kendi hesabınız değil takip ettiğiniz kişilerin de hesabındaki fotoğraflardan bu işlemi yapabiliyorsunuz. Biraz sapıkça denebilir mi acaba? Bu kısım tartışılır. Platoniğinizin fotoğraflarından kolaj yapmış olursunuz.

İşleyiş sizin site üzerinden Instagram hesabınıza bağlanma izin ile başlıyor. Daha sonra fotoğraf seçimi ile işlem sürüyor. Bence süper bir uygulama. Fakat kendilerine de belirttiğim gibi, kendi hesabımız ile takip ettiklerimizin fotoğraflarını tek bir çalışmada birleştiremiyorsunuz. Ben de 108 tane bastırılacak fotoğraf yok mesela. Eşimin hesabından fotoğraf seçmek istesem bu mümkün olamıyor. Tabi 108 tane seçmenize gerek yok. Bir taneden bile poster yapılabiliniyor.

Açıkçası en yakın zamanda 50×70 bir poster hazırlayıp, satın alacağım. Postere ulaşınca da düşünceleri yazarız.

Poster isteriz!

Son dönemdeki favori sitem Fab.com’dan (buradan üye olabilirsiniz) aldığım posterlerin gönderim ücretinin poster fiyatından kat kat fazla olması fena koyuyor. 20 dolar bile değilken aldığım posterin değeri, iki gönderim fiyatı bundan katlıca. Ama değdiği için sesimi çıkarmıyorum tabi. Normalde Türkiye’ye gönderim olmayan sitelerden alışveriş yaparken kral sitelerden biri NYBox.com’u kullanıyorum kullanmasına da kar payını arttırmış olmaları hoş olmamış. Şimdi sağ olsunlar FedEx ve DHL’i de listelerine eklemişler ama o fiyatları görünce cidden koşarak kaçtım. Bu tip ilk denememi VIAddress ile gerçekleştirmiştim ama biraz laubali bulduğum için fazla da üstüne gitmemiştim. Ayrıca Indiana da olması da etkenlerden biri. Kargonun New York’a gitmesi daha hızlı oluyor malum. Ama dediğim gibi asıl olay malum kargo fiyatları. yarım kiloluk şey diye geçir geçirebildiğin kadar. Yarım kilonun sebebi de kırışmasın diye koydukları karton. Ama sanatçının baskının arkasına imza atmış olması şık olmuş.

Şimdi sırada diğer posterler var. Yalnız cidden bu tip posterleri bulabileceğim bir yer var mı İstanbul’da merak ediyorum. Ev için çok şıklar ve ucuzlar. Bizde nedense geçiren fiyatlar varmış gibi geliyor. Bilen ve bunu yazıyı okuyan kişilerden yardımlarını esirgememelerini de rica ederim.

ISF!

Biz deli gibi çalışırken film festivali, müzik festivalleri derken alışveriş festivali de sonlarına yaklaştı. Daha önce tek günlük olan alışveriş festivali bu sene İstanbul Shopping Fest adı altında 40 gün boyunca neredeyse tüm alışveriş merkezlerinde ve alışverişin yoğunca yapıldığı caddelerde ve semtlerde düzenleniyor. Yeni sezon ürünlerde de gayet başarılı indirimler gözlemleniyor. Hatta tüketime bu kadar insanları ittikten sonra üstüne bir de her 40 alışverişe araba çekiliş hakkı veriyorlar. Tüketimi siz düşünün. 40 alışveriş yani. Az mı 40 alışveriş? 10 TL’ye bir şey alsan 400 TL ki o fiyata ne alabilirsin festival kapsamında. İncik boncuk anca. Biz 1-2 kere yararlandık festivalden. Sinemaya gitme fırsatı bulamıyorum ki alışverişe çıkabileyim. Asıl sinema festivali çıkarsınlar. 15 TL’ye bir bileti satacaklarına onda indirim yapsınlar. Oh mis, bak o zaman festivalin nasıl suyunu çıkarıyorum.

Dün gezinirken Mavi’nin yeni t-shirtünü gördüm. İstanbul yazmış ama “N” harfi “NY” (New York Yankees) olmuş. Yok artık dedim yani. Ne güzel İstanbul konseptinden gidiyordun işte nereden çıktı bu Amerikan özentisi olay? Cidden rezalet yani. Fazla olma işini yanlış şekilde abarttınız maalesef ki.

Bu arada 3 konsere bilet alınca bu ay daha şimdiden parasız kaldım. Cidden arkadaşlarımın da dediği gibi bankalar konser kredisi çıkarmalı. İnsanlar konserlere gidebilmeli. Zaten geçen yazıda unutmuşum Jamiroquai konserini yazmayı. Seneler önce geldiklerinde uzak diye gidememiştim konsere. Bu sefer de para yok diye gidemeyeceğim herhalde. O değil de Interpol geliyor lan!! Haha! En yenisinden albümde çıktı. Dinleyip düşüncelerimi yazarım ilerleyen günlerde.

 

Biz bunları görmüştük.v2

Tesadüfler yaşanmak için vardır. Bundan tam 8 yıl önce (19 Mart) Amerika ve İngiltere Irak’a savaş açtı. 2011’de ise de Fransa önderliğinde Libya bombalanıyor. Adamlar saldırıdan önce ateşkes ilan etmesine rağmen biz bunu saymıyoruz deyip bombalamaya devam ediyorlar. Nato’da boş durmayıp hurra çullanıyor petrol ülkesine. Ülkenin gündemine de bu oturdu hemen. Partilerden açıklamalar gelmeye yağmur gibi devam ediyor. Sanki bizim dışımızdaki ülkeler bu açıklamaları çok sallıyormuş gibi bir propaganda var. Gene kendi içimizde kendimize başka ülkeleri kullanıp propaganda yapıyorlar. Çok komiğiz gerçekten.

Bir başka unsurda şu (Çok zalimce gelebilir): Madem ülken bombalanıyor, ateşkesin sallanmıyor, sivil halkına saldırıyorlar sen neden karşı atağa geçmiyorsun? Herkes bunu yapacak silahlara sahip olduğunu biliyorlar. Saddam zamanında yapmadı, pişman mıdır bilemem ama bence yap gitsin. Yani zaten bu saatten sonra her türlü sonun idam olacak sal gitsin. Sırf sözde bıdı bıdı yapmaya benzemiyor bazı şeyler tabi.

Bu arada Japonya’da mafya bile yardıma koşmuş. Sırf Japonya’nın değil tüm dünyanın en güçlü mafyalarından Yakuza ve en büyük üç kolu tsunami bölgelerine yardım amaçlı bir sürü tır göndermiş. Adamların mafyaları bile duyarlı. Şaka maka cidden başlarına gelmeyen kalmadı ve hala başlarına dert geliyor. İlkokulda sınıfta Tokohiro diye bir Japon arkadaşımız vardı. Komik çocuktu. Allah rahmet eylesin ya. Öldüğünü duyduğumda baya üzülmüştüm. Biz ilk okuldayken de Japonya’da baya büyük bir deprem olmuştu (Kobe’de olmuş). O zaman üzülmüştük onun arkadaşlarından, ailesinden birileri vardır diye de olmadığını öğrendiğimiz de sevinmiştik. Eski günleri düşününce şimdi garip oldu içim.

Tüket tüket shopping fest başladı(mış). Bu proje kapsamına giren dükkanlar seri sonu indirimleri dışındaki ürünlerinde %20 indirim yapıyorlar. Tüketim çılgınlığını iyice tavan yaptırıyorlar. Bazı mağazalarda aşırı indirim varmış. Gitmek isteyenlere duyurulur.

Blogspot da gitti, sırada ne var bakalım…

Dün haberini aldım ki blogspot’u da patlatmışlar Türkiye’de. Her ne kadar göz zevkime hitap etmeyen bir tasarım anlayışı da olmasa dünyanın en çok tercih edilen blogu kendileri. Bazı bloglarda Türkiye ligi maçlarını kaçak bir şekilde canlı olarak maçlar yayınlanıyormuş. Digiturk de önce Google’nin kapısını çalmış. Sonuç alamayınca da mahkeme yoluna düşüp, amacına ulaşmış. Ve halen Google’yi suçluyorlar. Başta ne alakası olduğunu tam anlamamıştım ama sonra hak da vermemek mümkün değil. Tek istedikleri Google’da arama yapıldığında illegal bir şey yaptıkları için o blogların çıkmaması. Tabi Google sallamamış olabilir. Biz ne ile uğraşıyoruz, onlar neyin derdinde diye bir düşünceleri olabilir. Zamanında Youtube’nin kaldırmadığı videolar mantığı. Büyüklüğün verdiği bir durum. Youtube’u kapatıp elde edilen amacı hiç bir zaman anlamamışımdır bu arada. Hit almasın, rateleri düşsün diye mi acaba? Yani daha farklısını düşünmek dahi istemiyorum. Bu kadar teknoloji cahili olamaz mahkemelerimiz herhalde?

Benim için ve en azından oasis ve Liam’ı sevenler için mutlu bir haber vermenin tam sırası diye düşünüyorum. Beady Eye’nin ilk albümü geçtiğimiz günlerde çıktık. “Different Gear, Still Speeding” adını taşıyan albüm daha önce de tanıttığım gibi 14 şarkıdan oluşuyor. İlk izlenimlerim olumlu yönde. Oasis’den farklı bir konsept yaratmışlar. Daha eski rock’n’roll havasında. Farklı bir hava katacağı kesin son dönemde oluşan ortama. Ülkemize gelme ihtimali nedir bilmiyorum ama ben Amazon’dan aldım direk albümü. Bu aralar gelmesini umutla bekliyorum. İlerleyen günlerde izlenimlerimi yazacağım.

Amazon demişken zamanında nasıl hata yaptığımızı fark ettim. Hep Amazon.com’dan alışveriş yaptık. Genelde de kitap ve albüm. Bir aya yakın süre kargoları bekledik, dünya kadar kargo parası verdik. Halbuki gerek yokmuş. Amazon.co.uk’den çok daha kısa sürede ve çok daha az bir kargo ücretine izin verilen ürünleri alabiliyorsunuz. Kitap denemedim daha ama küçük aksesuar ve albümlerde sıkıntı yok en azından. “Bu devirde ne albümü ya?!” diye bir düşünce olabilir ama biraz geri kafalıyımdır bu konularda. Hala kaset dinleyen biri olarak değer verdiğim bir grubun ya da bir sanatçının albümünü hala alırım. İnternetten dinlemek le olmuyor çünkü. Çocukluğumuzda ne görmüşsek onu hala yaşamak belki beni o günlere götürüyor ya da büyümeyi reddettiğimi hissettiriyor. Zaten büyümeye karşı bir itirazım var o ayrı bir konu. Çocuk kalmak gibi güzel bir şey var mı ya…

Beadyeye – Different Gear, Still Speeding

Beadyeye’dan haberler geldi. Grup 28 Şubat 2011’de ilk albümünü yayınlayacağını açıkladı. Albümün ismi ‘DIFFERENT GEAR, STILL SPEEDING’ olacakmış. Kapağı da tahmin edeceğimiz gibi yukarıdaki gibi. Bir stil değişikliği olduğu kesin ama ilk single’a kanım çok ısındı diyemem. İngiltere turnesini açıkladıkları gün tüm biletlerin de 30 dakikada tükenmiş olması grubun ömrü için güzel bir haber. Genelde bu tip geri dönüşler pek hayırlı sonuçlanmaz ama umarım bu onlardan olmaz. Grubun son kadrosu: Liam Gallagher, Gem Archer, Andy Bell ,Chris Sharrock. Albümün tracklisti ise:

Four Letter Word
Millionaire
The Roller
Beatles And Stones
Wind Up Dream
Bring The Light
For Anyone
Kill For A Dream
Standing On The Edge Of The Noise
Wigwam
Three Ring Circus
The Beat Goes On
The Morning Son

Şimdiden hayırlı olsun diyelim. Yalnız çekincem şudur ki bu albüm Türkiye’ye gelmez. Gene internetlerde sürüneceğiz albümü bulabilmek için.

Bu arada şimdi farkettim ki Beady Eye 2. kliplerini bile çekmişler. Bununla ilgili bir bilgilendirme maili almayınca farketmemişim bile. Utandım şimdi kendimden. Albüm çıkmadan 2. klibi çekmek de ayrı bir enteresan detay tabi ki de. ‘Four Letter Word’e çekmişler klibi. Grubun şarkılarında eski rock’n’roll parçalarının havası var diye düşünürken klibide o retroluk da yapmış olmaları güzel olmuş. ‘Bring The Light’dan çok daha güzel bir parça. Şimdi daha çok heyecanlandım diyebilirim.

Ayrıca Liam’ın da ‘Pretty Green’ adında bir kıyafet markası var. Tasarımları kendisine ait. Hatta Londra, Manchester ve Glasgow’da dükkanları var. Eskiden 5-10 tane kıyafet varken şimdi baya baya bir marka ve dükkan olmuş durumda. Tek sorun fiyatlarının çılgın derecede yüksek olması. Paltonun 300 sterlin veya trikonun 170 euro olması pek iç açıcı değil tabi. Ama bir gün gidersem bir çılgınlık yapmam da diyemiyorum. Her ne kadar çılgın pahalı da olsa gayet güzel tasarımlar var. Hele bir oralara yeniden gidebileyim ondan sonra bunları düşünürüz.

Not: Video linkini Youtube’dan koymak zorunda kaldım, çünkü Dailymotion’daki videolar ses kalitesi yerlerde sürünüyor. Direk official kullanıcıdaki videonun ses kalitesi ile aralarında ciddi farklar var. Videoyu görüntülenmiyor ise buradan da ulaşabilirsiniz.

Deli Dolu Çılgın

Baya zaman oldu, çok özlediniz beni di mi? Haha nedense olumlu düşünemiyorum ama neyse. Bayram seyran derken olmadı işte n’aparsın… O değilde bu uzun tatilden sonra da iş hiç mi çekilmez ya…

Geçen hafta şu meşhur İstanbul Forum’a gittik. H&M için işte tabi ki de özellikle. Öğleye doğru 11 gibi orada olduk, hemen H&M’e gittik. Hafiften kalabalıktı içerisi, çıkana kadar daha da kalabalıklaştı. Fiyat performans olarak baya başarılı bir marka. Zaten severdik kendisini artık bu kadar ulaşılabilir olduğunu görünce daha çok sevmeye başladık. Ama neden o kadar uzağa açmışlar dükkanı onu anlamadım (Kime göre, neye göre uzak di mi?). Ordan çıkıp diğer dükkanlara girdik bir kaç tane, onlarda müşteri yok. Bildiğin yok yani, bomboşlar. İçerdeki herkes H&M’de sanki. Yalnız alışveriş merkezi tam bir labirent. Akmerkez’e karışık diyenler kesinlikle buraya gitmesinler. Koridor şeklinde alışveriş merkezi konsepti bana bir garip geliyor zaten.

Bayramda da evde oturarak baygınlık geçirdim. Önce Avatar: The Last Airbender’ın dizi serisini bitirdim. Zamanında izlememiştim ama çok başarılı bir seriymiş cidden. Hele sonunu çok çok beğendim. 0 klişe bence. Aang’ın çocuk olmasından gelen saflığı filan çok başarılıydı. Dizi tadında da bırakılmış zaten. Night Shyamalan ilk filmin içine etmiş diyorlardı da cidden etmiş ve durmaz devamının da içine eder gibi geliyor bana.

Bayramda bitirdiğim ikinci dizi ise Blue Mountain State. American Pie’ın dizi hali gibi diye izlemeye başladım ama filmin yanından geçemez kendisi. Çok boş bir dizi, yani konusuz diyebilirim. Koleje kafalarını ve amerikan futbolunu filan içeriyor. Tam kafa boşaltmalık olduğundan izleniyor (Çaktırmadan da seni kendisine bağlıyor). Ama sormadan da edemiyorum; gerçekten kafalar böyle mi Amerika kolejlerinde diye. İlk bölümlerde farketmemiştim ama jeneriklerde divxplanet’ten bildiğimiz eşekherif’in jenerik yazıları da eğlenceli bence. Biz sana inanıyoruz eşekherif daha sen kitlenmez yazarsın. Hatta bir hafta yazamamış, bir terslik mi var diye düşünmeden de edemedim. Bazı filmlerin afişleri sizi yanıltır ya işte bu onlardan değil…

Film olarak da ilk ikisini izledim neden üçüncüsünü izlemeyeyim dediğim Alacakaranlık’ın son çıkan filmini izledim. Amma bu kadar kötü bir film yok! Cidden yok yani! Kafayı yiyeceğim insanlar bu filmde ne buluyor cidden. O iki erkek o kızda ne buluyor. Hayır çok güzek bir kız da değil, öyle bir oyuncu olsa anlayacağım ama değil işte değil. Resmen konusu olmayan bir film. Kız dengesiz, çocuklar mal. Kitabı kesinlikle böyle olmayabilir ama yani bu kadar kötü işlenemezki bir konu. Film başladı vampirle kız kurlaşıyor, film bitiyor kurlaşıyor. Aşk hikayesi de yok adam gibi. Yazık cidden.

Bayram öncesi Eskişehir’de başlayan (yorumlarımı daha sonra yazmayı düşünüyorum) ve 2 gün önceye kadar devam eden telefon kılıfı bulma maceram sizinde anlayacağınız gibi 2 gün önce sona erdi. Profilo alışveriş merkezine giderken bir Turkcell bayisinden buldum istediğim şeyi. Ama o ana kadar girmediğim yer kalmadı. Yeni telefon için kılıf alacağım diye dön dolaş Mahmutçuk oldum. Varsa yoksa iphone için var. Heralde bir yıldır hiç bir mağazasına girmediğim Teknosa’ya bile girdim, ve iğrenç alarmlarının sesini duyduğum gibi kendimi dışarı attım. 2011’e gireceğimiz şu günlerde hala o alarmlar var yani ve ne için var hala anlamıyorum. Ve insanların o sesten cidden rahatsız olduklarını anlamıyorlar herhalde diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Zaten Eskişehir’de sol kolum da şişti ve kalecilik kariyerim tehlikeye girdi, bir de bu alarm of of! Ödem varmış kolumda, nerden gelip beni bulduysa artık lanet şey. Baya ağrıyordu içten böyle, artık halısaha kariyerime sağ – sol bek olarak devam ediyorum. Deli İbo gibi, orta yapamayan bek!

Neyse şimdilik bu kadar yeter bence, sonra elimdeki konular tükeniyor, yazacak şey bulamıyorum…

Yaz babam yaz…

Bir pazar sabahı (sabahın köründe demek daha doğru olur) bir Türkiye kalsiği olan sınav stresi yaşadık. Şu meşhur kopya skandalı yüzünden tekrarlanan kpss sınavı. Kopya yüzünden efsane kurallar gelmiş. Saati filan geçtim, içeriye su dahi sokulamıyor. İçeride hepsi veriliyormuş. Çanta filan sokmak da yasak haliyle. Merak ettim acaba cüzdan serbest mi? Yalnız başınıza giderseniz yandınız. 2-3 kendini bilmez kişiliksiz yüzünden binlerce insana çektirilene bak ya! Asıl bomba ehliyet sınavında olmuş. Adamın teki 30 soruyu 5 dakikada bitirip cebindeki kağıtları karıştırmaya başlamış. Görevliler de “n’apıyor bu delikanlı” diye bakmışlar çocuğa ve üstünü aramışlar. Çocuğun üstünden sınavın cevap anahtarı çıkmış. Pes artık! Ulan bare çaktırma be! Yapıyorsun bi’ şerefsizlik onu da adabıyla yap! Hiç mi kopya çekmedin daha önce? Sonra çocuğu sorguya çekmiş polisler filan, cevap anahtarını sürücü kursu sahibi vermiş. O da nerden bulmuşsa artık? Sonra odayı dinlerken almışlar cevapları deniyor, heh. Artık yozlaşmışlığın doruk noktasındayız. Çok üzücü…

Bugün gazetenin ekinde gördüm. Autoshow Fuarı’nda 2 günde 4 Ferrari siparişi verilmiş. Uçurum iyice açılıyor. Millet geçinemiyor, herkes kıymanın kilosunun 34 TL olmasını eleştiriyor ama 2 günde 4 Ferrari havada uçuşuyor. Ey maşallah! Hayra alamet bir durum değil bunlar.

Güzel bir şeyler olmuyor değil bir yandan; Iverson 6 Kasım’da geliyormuş, haberiniz olsun. Hala rüya gibi geliyor bana. Türk spor tarihinin en büyük transferi resmen bu. Öteside olur mu bilmiyorum. Beşiktaş’da oynayan bi’ oyuncu olsam sevinçten çıldırırdım. Facebook’da görmüştüm: Alemin gözü yaşlı, Allen Iverson Beşiktaşlı!

Cuma günü (29 Ekim’de, yani her yerin çok çılgın kalabalık olduğu gün) orjinal adıyla Social Network (Türkçe adıyla da Sosyal Ağ) filmine gittim. Bu kadar basit ve sığ bir konuyu nasıl böyle sürükleyci ve 1 sn bile sıkılmadan izlenebilecek bir film haline getirilmiş olması resmen sinema dersi. İyi ki filmi David Fincher çekmiş. Aslında tam nerd filmi. Zaten artık dönem nerdlerin dönemi (yani bizim dönemimiz haha). Yalnız herşeyin bir kızaolan kızgınlıkla başlaması trajikomik. Bu arada oyuncularında hakkını vermek lazım. Özellikle Jesse Eisenberg çok iyi oynamış. Hiç sevemediğim Justin Timberlake bile fena değil ve o yavşak tavırları yokru üstünde. Bu arada filmin müzikleri de gerçekten şahaneydi. Bulmam lazım bi’ yerlerden soundtrack albümünü.

Iverson’dan önce beklediğim bir şey daha Türkiye sınırlarına geldi! 29 Ekim günü sanırsam ilk sartışa çıktı Avea bayilerinde. Capitol’deki Avea bayine “Blackberry 9800 ne zaman gelecek?” diye sorduğum da “geldi ki” diye yanıt almam efsaneydi. Heyecan yaptım ve o akşam telefonu aldım (Hoş tabi artık ay sonları nasıl gelecek o ayrı konu). Cidden süper bir alet. Hiç bir (bunuda internette okudum) Blackberry’de olmayan görüntülü konuşma Torch’da da yok. Zaten şu ana kadar sadece askerdeyken kullandığım bir şeydi, kullanmasak da olur diye avutuyorum kendimi. Onun dışında gerçekten çok süper  bir alet. Tek sorunu kendi internet paketlerinin olması. Onun dışında 3G ile bağlanmak mümkün değil. Ama tanıttığınız kablosuz internetlere de otomatik olarak direk bağlanıp, öyle kalıyor.

Geçen hafta için şu meşhur samuray şemsiyemde geldi. Bu hafta bu konularda mutlu oldum diyebilirim. Sapı gerçekten de çok uzun. 2.yi satacaktım ama vazgeçiyor gibiyim. Hani yedek dursun işte mantığı. Ama beni o şemsiye ile hiç bir yere almazlar. Cidden katana gibi gözüküyor.

Son olarak Maradona’nın merhum Ahtapot Paul’un arkasından dediklerini kınayarak günü kapatıyorum.

Çok yoğun çok

Çok yoğun geçti hafta çok. Şuraya yazacak iki kelimelik şey bile göremedim etrafta. Ama sevindirici olan Threadless’dan haziran ayında sipariş ettiğim t-shirtlerim geldi. Beş haftalık sürede gelmediği için kayıp diye tanımlayıp aynı ürünleri yeniden gönderdiler. Bunlar geldiğine göre onlarda elbet bir ara gelecek. Para kazanmak için güzel bir sebep. Şimdiden isteyenler için ön sipariş alabilirim.

Geçen gazete fırsat sitelerinin haberini yapmış. Baya çoğalmışlar. Çoğu birbirinin kopyası ama işte bizi sevindiriyor. Aslında bizi kandırmanın bir yolu. Kandırmanın dışında da tüketim yaptırmanın bir yolu. Şöyle izah edebilirim. Örneğin diyor ki fırsatımız da 60TL’lik bir yemek 30 TL. Belki gideceğimiz yerde ben değil 60 TL 30 TL’lik bile yemek yemeyeceğim. Ama bu sayede 30’u bile aşan sipariş vermemize itiyor bizi. Hediye çekleri daha can alıcı aslında. Evet deli gibi alıyoruz, en azından ben alıyorum ve kredi kartının limitini patlatıyorum. Şu an böyle parasız kaldım ve onlara muhtaç oldum. Daha önce aldıklarıma. Almasaydım eğer param olacaktı ve onu harcayacaktım. Aynı yere çıkmış oldu sanki heh. Ama güzelliğ yeni yerler keşfetmemizi sağlıyor kesinlikle. Daha çok bayanlara yönelik kampanyalar daha avantajlı, hatta baya avantajlı. Ama sonuçta olması güzel olabilecek bir şeydi ve oldu. Hadi hayırlı fırsatlar!

Kredi kartı demişken, HSBC kredi kartımı iptal ettirmen için telefon ettim ve hiç sorunsuz, ısrar etmeden kartımı iptal ettiler. Enteresan geldi bana. Şaşırdım hatta. Kesin bir hinlik var ama çıkacak ilerde sanki. Korkuyorum.

Bu arada yolu Mecidiyeköy’e düşen herkesin oradaki polis maceralarına dikkat etmesini öneririm. Çok komik diyaloglar filan oluyor. Hele trafik polisleri ile sürücüler arasında. Geçen bir tanesi tam polisin önünden geçerken cep telefonu ile konuşurken yakalandı. Polis ne ayaksın deyince şaşkın şaşkın baktı filan sonra lütfen diye bir ton rica da bulundu ama nafile. Komikti baya ya. Bunun gibi dolu olay oluyor. Aslında bu ağlanacak halimize gülmek gibi bir şey. O adamın polisin önünden geçerken göz göre göre cep telefonu ile konuşması (Ya n’olcak abi tavırı oluyor bu) ne kadar yozlaştığımızı gösteriyor.

Neyse FM 2011 beta çıkmış, ona bakalım nasılmış.