Dizi Öneri: The Crown

0a5c641e7e2e7050b86ff0dc5d55c7b9acd65ebb

Normalde bu kadar heyecan yapıp daha sezonunu bitirmeden yazıya dökmeye çalışmazdın ama Netflix’in The Crown serisi alışkanlıklarımı bozdurdu. Konusunu filan ilk duyduğumda meeeh kraliçe hakkında yapılmış bir yapım daha düşünürken izlemeye başladığımda ters köşe yaptı. Belki kraliçeyi yüceltme şekilleri budur diyeceğim ama özeleştiri yapılan da bir sürü anı var.

Dizinin konusunda Kraliçe Elizabeth II var belki ama aslında tacın ağırlığı ve getirip götürdükleri daha da ön planda tutuluyor. Kral George VI’nın akciğer kanseri olmasına ve baya ciddi ameliyat geçirmesine rağmen sigaraya tam gaz devam etmesi ile gelen ani(!) ölümü ile Afrika gezisi sırasında apar topar İngiltere’ye döner. Haliyle babasının büyük kızı olarak taç onun hakkıdır. Burada olay kendisinin hazırlıksız yakalanması ve ne yapması gerektiğini aslında içgüdüsel olarak aksiyon haline dökmesi. Zaten “Anne Kraliçe” diye bahsedilen ve Elizabeth’in babaannesinin ona yazdığı mektup ve önünde saygıyla eğilmesi ile gazı alıyor. Oradan da yürüyüp gidiyor.

crown2

Dizideki olaylar gerçek yaşananlardan anlatılıyor, fakat yaşanan ince detaylar muhtemelen esinlenmedir. Bunlara rağmen kraliçenin özel anayasa eğitimi dışında hiç bir eğitim görmemesi ve bunu kendinde eksik olduğunu düşünmesi de işin farklı bir boyutu. Başta kendi evinde yaşamaya direnmesi, başbakanla konuşması üzerine Buckingham Sarayı’na taşınması da aslında dizide bazı mesajları çok güzel veriyor. Winston Churchill’ın yaşından ve bununla gelen bazı olaylarladan dolayı memnuniyetsiz olsa da hiç bir an görevden alma ve benzeri harekette bulunmuyor. Tam tersine o ve kabinesinin önerilerini her zaman ciddiye alıyor. Bunun sebebi ise onları halkın seçmiş olması ve onların fikirlerinin halkı temsil ediyor olmasına inanması. Beni en çok etkileyen nokta bu oldu dizide.

Dizi de değinilen bir başka nokta ise bunun ters açısı. Halkın tacı nasıl gördüğü ve tacın neler simgelediği. Aslında somut olan bir cismin ne kadar soyut şeyleri simgeleyebileceği. Burada işte yüceltme işlemi tavan yapıyor. Nitekim kocası Philip’in de onla evlenmek için elindeki tüm unvanları bırakması ve aslında kendini yepisyeni bir nevi elinde çok büyük gücü olan fakat aslında hiç bir de özgürlüğü olamayan bir role gelmesi ile de bu çok güzel ifade ediliyor. Çift olarak aslında çok modern ve klasik düşünceler dışında düşünmelerine rağmen… (Daha fazla spoiler olmaması adına detaya da girmek istemiyorum)

crown3

Ufak bir detay belki ama dizi de o kusursuz hizmeti eden, kusursuz sofraları hazırlayan kişilerin de aslında birer insan olduğu ve hatta gerçekten merak ettiklerini de çok güzel, sırıtmadan veriyorlar. Kraliçe veya başka isimli biri gelmeden saatlerce selam verecek şekilde beklemek yerine aslında öncesinde geliyor mu? diye camlarda bekliyorlar. Tam zamanında da hizaya giriyorlar. Aynı şekilde evdeki tüm hizmetçiler bu modda. Benim bu için bu detaylar çok önemli.

Netflix’in üstlendiği İngiliz yapımı The Crown’da filmlerden de tanıdığımı oyuncular var. Bunlardan en öne çıkanı belki de pek iyi rollerde görmeye alışkın olmadığımız ve Kral George VI’i oynayan Jared Harris. Kraliçenin kocası Philip’i ise Doctor Who’dan tanıdığımız Matt Smith canlandırıyor. Elizabeth rolünde ise Claire Foy gerçekten harika işler çıkarıyor. Sinematografi konusunda da çok başarılı dizi. Benden öneri: fırsat bulursanız izleyin…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s