Arrival

mv5bmtg0mzc0ndy3m15bml5banbnxkftztgwmda0ndq1mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Bir süredir gelen/gelecek filmleri takip edemedme rağmen son anda Arrival’ın vizyona gireceğini görünce heyecanlandım. Üçüncü sıradan izleme riskine girmeyi bile göze aldım ve filmin muhteşemliğine şahit olduk. Denis Villeneuve’un daha önceki filmlerindeki tarzına devam ediyor. Hep bir vaadi var ve onu verecekmiş gibi yapıp, asıl bombayı patlatmıyor gibi böyle bir merakla bitiriyor ki bunu o kadar iyi yapınca hoşunuza bile gidiyor. Ayrıca oyuncuların karakterlerini yansıtma biçimi de cabası. Sicario’daki Emily Blunt ve Benicio Tel Toro’nun oynadıkları karakterler gibi. Bir mistiklik de var ama yok da… Aslında sıradan insanlar ama değiller de… Garip bir duygu…

Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir, aklıma gelenleri yazmaya başlıyorum.

Hep yapılan pis kaka uzaylılar konseptinden farklı bir konuya sahip Arrival. Uzaylılar Interstellar’daki gibi yardıma gelmişler denebilir, ya da orada yardım ettiler, burada yardıma gelmişler diyebiliriz. Uzaylılarla iletişim için de dil bilimcisi olan güzel arkadaşımız Amy Adams’a yardım için gidiyorlar ve o da bir şekilde bu rolü kabul ediyor. Aslında filmin zaman akışının farklı olduğunu başında anlamıyoruz, bunda Amy Adams’ın oynadığı Dr. Louise Banks karakterinin de genel ruh durumunun da alakası olduğunu söylenebilir. Böyle genel ruhsal bir durgunluğu, içe kapanıklığı var. Denis Villeneuve’un oyuncuları soktuğu karakterlerin de başarısı bu işte. Neyse konumuza dönersek hükümet uzalılarla iletişime geçmek için bu hanım arkadaşımızı görevlendiriyor. Buradan sonra ilk görüşmeye giderkenki müzik ve görüntü kurgusu da çok iyi. Ama en başarılısı görüşmenin gösterilmemesi. O kadar gerilimi verip, orayı ilk seferde göstermemeleri acayip duygular yaşatıyor. Bu arada araya girerek de yazmak lazım ama filmin başından sonuna kadar Johann Johannsson muhteşem bir iş çıkarmış. 2001: A Space Odysee saygı duruşları da müzikle çok şık olmuş. Yine filme dönersek Louise baktı konuşarak anlaşamıyorlar bare yazışarak anlaşalım diyor ve uzaylılarla iletişim için bir umut doğuyor. İşte asıl her şey bundan sonra başlıyor.

mv5bmjiwodawntqwov5bml5banbnxkftztgwntczndq1mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Hayalgücü güzel bir şey tabi, yazılı iletişimin bile linear olmadığı bir adını koyamadığım şeyi düşünüyor. Ezikçe bir düşünce oldu ama yazılı iletişimde bile bunu düşünmek süper değil mi? Zaten filmin sonunda tüyler diken diken oluyor. Bayadır bir filmden bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum ki aslında kadının kimle evli olduğunu daha önceden anlamama rağmen. Kızının iki tarafında kazandığı kelimenin ne olduğunu sorduğunda babana sor bilim adamı o dediğinde kim olduğu size göz kırpıyorlar. Lakin olayın nasıl bağlandığı daha güzel. Bunu çözen ilk kişinin de diğer çözenlere ulaşıyor olması daha da güzel.

***Spoiler off***

Son olarak filmi bu kadar güzel yapan bir kişi de yukarıda bahsettiğim gibi İzlandalı sanatçı Johann Johannsson. Kendisinin süperliği ile Battle: Los Angeles’ın da trailer müziği olan The Sun’s Gone Dim And The Sky’s Turned Black ile tanışmıştım. O zamandan beri şarkılarını dinlerken uzaklara gidiyorum ki bu sene yeni albümünü de çıkardı. Şarkıları böyle insana alttan alttan umut aşılıyor. Bu tarzı sevenler için güzel bir alternatif. Ama filmde çok ayrı bir modda ve ruhu, heyecanı, merakı çok iyi veriyor. Hele ki son sahne onun müziği ile şahlanıyor. Fragmanı bile ayrı bir havaya sokuyor.

Hepsinin sonu filme kesin sinemaya gidip izleyin. Evde izlemekle heba etmeyin derim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s