His

Geçen hafta 50/50’yi izledikten sonra yeniden bazı şeyleri yadırgamaya başladım. Filmin adı adamın hayatta kalma oranı aslında. Ben komedi filmi beklerken film drama çıktı. Hani bunları ve bu tip şeyleri es geçiyorum. Ama konu temelde aynı. Yaşadığımız can / hayat elden gitme ihtimali olduğu zaman değer kazanıyor. Hayır, yok öyle bir şey tarzı red etme mekanizmaları elbet oluyordur ama kendimizi kandırmayalım. Aslında filmlerin temelinde bu var. İnsan tabiatinda bu var. Bu tip bir durumda hemen herkes aranır, özlendiği hissedilir ya da değer kazanır, ya da daha da değer kazanır. Neden öyle bilmiyorum ama belki de varoluşumuzda vardir. Hepsinin ötesinde hayatın bizim icin değeri artiyor.

Buz gibi bir hava, vapurla veya motorla karşıya geçiyorum. İçeride sıcakta oturmak yerine dışarıda rüzgara karşı duruyorum. Rüzgarın değdiği tenim üşüyor ama bu his, bu rüzgar, bu olay bana bir şeyi hissettiriyor; o da yaşadığımı. Matrix’de Ajan Smith’in neden kendini devamlı kesip, hissetmenin ne demek oladuğunu merak etmesi gibi aslında. Hissetmek bütün olay. Belki de en başta demek istediğim olay da bu. O an yaşamayı hissediyoruz veya gerçekten hissetmenin önemini anlıyoruz. Böyle bir şeyler işte. Bu kadar kafa ütüleme yeter sanırsam :)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s