Sonisphere 2011

Bu sefer direk konuya girelim. Adım adım her şeyi anlatalım.

Sabah az heycanlı bir şekilde uyandıktan sonra normalde 14:00 civarı gideceğimiz alana daha erken gitme kararı aldık ve saat 13:00 gibi İnönü Stadı’nın yanından yokuşu tırmanmaya başladık. Maçka’ya yaklaştıkça çimenlere uzanmış insanları gördük. Hem sağımızdaki yukarı doğru çıkan yoldaki sırayı görünce bayılacaktım sanırsam. Ucu gözükmeyen bir sıra vardı orada. Ama “sahne önü” ya biletimiz, dedim herhalde ayrı bir girişi vardır, bu böyle olmaz. Yoksa 12-13 bin adamı tek kapıdan sokacak değiller ya. Mekanın kapısına yaklaştıkça kalabalık ve izlihamın daha arttığını görmek beni ürküttü açıkçası. Tam bu noktada kafamda bir ampul çıktı! Tam ana kapının orada Maçka’dan yukarı çıkan yolda bir sıra daha gördüm. Gene iyi niyetli ve saf olan ben sanırsam bu sahne önü girişi diye düşündüm. Ama kapının önünde nefes almak için havası olmayan bir kalabalık vardı. Ve tam onların karşısında bekleyen ayrı bir kalabalık. Geri dönüp Deniz ve Ecenur’u alıp, durumu anlattıktan sonra kapıya doğru ilerledik. Ne sırası yaaaaa! tripleri ile tam kapının oraya geldik ki kapı açıldı saat 14:00 gibi. Ee kaynak zamanı! O 10 metrelik mesafeyi 45 dakika içinde aldık. Arada bir havada uçuşan su şişeleri sayesinde serinlerken, dalga geçtiğim “kapıya yaklaştıkça suyun fiyatı artar, 2 TL filandır” cümlenin gerçeğe dönüşmesi beni üzdü. Neyse ki bilet kesim kısmında sahne önü, vip filan ayırmışlar. Ee tabi orada ayırınca pek bir farkı bulunmuyor. O 45 dakika da bile sahne önünün de ön kısımları baya dolmuştu. Bu arada sıra beklerken 520 TL’lik bir bilet sahibini yanımızda görmek bizi kopardı. Parasıyla rezil olan sadece biz değildik. Neyse ki içeride su kazığı yoktu. Biranın da suyun da fiyatı normaldi gayet.

İlk olarak programdan 15 dakika önce Mastodon çıktı. Kendileri hakkında pek bir bilgim olmamasına rağmen performansları fena değildi.

Mastodon’dan sonra daha önce ülkemize gelmesine rağmen izleyemediğim ama izlemeyi çok istediğim In Flames çıktı. Evet çok güzeldi, güzel coşturdu ama daha eski parçaları dinlemeyi daha çok isterdim. Pinball Map ve Only For The Week dışında eski parça çalmadılar. İnsanlar In Flames’i şu anki haliyle biliyor ise üzücü. Bir Episode 666 veya Clayman filan dinlemek çok güzel olabilirdi. Ama daha önce izleyebilseydim keşke de demedim değil. Bir daha gelseler yine giderim. Baya sempatikler de.

In Flames’den sonra efsanelerden Alice Cooper sahneye çıktı. Tam bir şov biznız adamı. Ufak sahnede bile şovlarını çok iyi sergiledi. Vücut salmış olabilir ama enerjisi çok iyiydi. 63 yaşında desek kim inanır ki… Ayrıca seçimden sonra şu fotoğraftaki anıları gözümüzde bırakan ve “elected” diye inleyen mekan çok anlamlıydı.

Gelelim benim için festivalin asıl kahramanlarına. Evet herkes Iron Maiden için orada olabilir ama benim için ilk planda ilk çıktıklarından beri çılgınlar gibi izlemek istediğim Slipknot’tı. Ergen müziği filan diyen dolu insan var da alakası yok. Paul Gray’in ölümünden sonra Sonisphere festivali ilk turneleri. Hatta ikinci konserleri de Türkiye. Konser sabahı Yunanistan setlistini görünce biraz hayal kırıklığına uğramadım değil. Left Behind ve Puritysiz bir konser düşündürücü idi. Ama benim gibi ilk albümlerinin hastası biri için sevindiri bir setlist idi. Joey’in Clown’ın omuzlarında, Sid’in direk önümüzde seyircinin üzerine atlaması vs vs sahneye çıkışları bile süper. Hepsi bir yerden çıktı. Ama onlardan önce Paul Gray’in maskesi ve tulumu… Saygıları süper bir şey. Zaten 9 kişilik grubun aralarında biri öldü diye dağılma aşamasına gelmesi onların ne kadar birbirlerine bağlı olduğunun da kanıtı aslında. Sahneye çıktıktan sonra bir hemen konsere başlamayıp seyirciyi duruşları ile bile gaza getirmeyi başarıyorlar. Maske seçimleri ise karışıktı. Sanki yeni bir sayfa açmış bir moddalardı aslında. Çünkü Çoğu ilk maskesini takıyordu. Önce Paul için saygı duruşu ve sonra şov başladı!

Iowa
742617000027
(sic)
Eyeless
Wait and Bleed
The Blister Exists
Liberate
Before I Forget
Pulse Of The Maggots
Disasterpiece
Psychosocial
The Heretic Anthem
Duality
Spit It Out
People = Shit
Surfacing
‘Til We Die

Iowa ve ‘Til We Die banttan sahnede grup yokken çalan şarkılardı. Slipknot konserlerinin survivordan pek farkı olmuyor tabi ki de. Liberate’den sonra ayakta duracak halim yoktu. Güneşin tüm suratımı ve boynumu yakması, ayakta durabilmek için efor sarf etmek, Deniz’i ve zor da olsa Ecenur’u korumaya çalışmak, bir yandan kendini kaybetmek, düşen şortumu tutmak ve en azından 2-3 kare fotoğraf veya video çekmek… Dayanılacak ızdırap mı sorusunu akla getiriyor. Bazı şarkılarda hiç bir şey izleyememiş olmamda cabası. Seyircinin %80’inin oraya asıl olarak Iron Maiden için gelmesi, Slipknot konserini pek sallamaması üzücüydü. Eğlenmesini bileceksin arkadaşım, ortama da uyum sağlayacaksın. Poga yapmak zorunda değil kimse tabi ama en azından zıplarsın. Vasat bir seyirci kitlesi olduğumuzu bir kez daha gördüm. Sadece Metallica veya Iron Maiden’dan ibaret değil bu dünya. Disasterpeace’i izledikten beri hayalimdeki şeyi bile yapamadım adam gibi, ama bu kadarı bile inanılmazdı. Spit It Out’daki ve Slipknot’ın icadı süper eğlenceden bahsediyorum. O cümleleri bile canlı duymak inanılmazdı. Sahne önünde pek uyulmasa da arka tarafta baya bir şenlik olmuş. İşte bu şarkıdan sonra Deniz’in bayılma tehlikesi bizi dışarı çıkardı. Saatimin parçalanması da cabası. Ama gram bir üzüntü yok saat için içimde. Deniz’i normale döndürdükten sonra koşarak geri girdim kalabalığa çünkü Surfacing zamanı gelmişti! Keşke daha uzun sürseydi konser. Cidden bu yetmedi. Yalnız adamlar da haklı. Sahnede sadece bir şeyler çalmıyorlar, aynı zamanda çıldırıyorlar. Sid’i en son sol taraftaki, son gün hazırlanan platforma tırmanırken gördüm. Geri gelirken de içecek satılan yerden kaptığı bir koli suyu seyircilere attı. Sonra sahneye dönünce de Chris’in demir döküm fıçısını Craig’e fırlatması filan efsaneydi. Ayrıca devamlı bir Shawn’ın uçan perkusyonlarına tırmanması da görülmeye değerdi. Spit It Out’da biz yaşam mücadelesi verip koparken Joey’in 90 derece bateri şovu da izlenmeye değerdi diyeceğim ama ben bile ucundan yakalayabildim. Gerçekten süperdi. Ayrıca “basist nerede yeaa!”, “Bi’ basist göremedik” triplerindeki insanlar kendilerini komik duruma düşürdü. Şunu da bildirmek gerekir ki sahne arkasında bir basist gruba eşlik etti.

Bu noktada kalmayan yemeklerden ve sulardan dolayı kuru ekmek ile karnımızı doyurduktan sonra gecenin yıldızları sahne aldı. Enerji tükenmesi yüzünden gerilere çekildik ama sahne önü olunca ayıptır söylemesi her yerden hava hoştu. Bruce Dickinson’un enerjisi yeter bu seyirci için… Benim için konserin asıl özeti bu. 52’lik delikanlı bir saniye durmadan şovunu yaptı. Ama dedikleri daha hoştu. Bir sonraki sefere (!) buranın iki katı bir yer ayarlayın cidden manalıydı. Üstüne dinleri sayarken “even jedi” süperdi. Maradona’yı da bekledik ama gelmedi haha Gerçekten muazzam bir konserdi. Ayrıca tam önümüzde ufacık bir kızın da babasının omzunda coşması süperdi.

Unutulmaz bir geceydi kesinlikle ama amele yanığının da amelesini yaşadım. Kıpkırmızı bir surat ve sol boynuma rağmen, sağ boynum normal. Ne batmayan güneşti o öyle…

Not: Iron Maiden fotoları baya kötü olduğu için koyamadım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s