Bir garip şehir

Bir kaç gün önce metrobus ile eve dönerken köprüden gördüğüm manzara düşüncelere dalmama neden oldu. İstanbul’un genel sorunu yerleşim plansızlığı. Konu bu aslında. Şöyle bir bakınca 4 tane yakın binanın çoğu zaman aynı tarafa bakmadığını görebiliyoruz. Hiç mi estetik kaygısı olmuyor insanlarda yaparken anlamıyorum. Aklımız fikrimiz parada. Binaları geçtim aynı bölgedeki upuzun gökdelenlerin ikisi anca aynı yöne bakıyor. Onlarda aynı firmaya ait olduğu için. Yoksa onların da alakası yok. Şu meşhur New York’u filmlerde tepeden gördüğümüz zaman binaların düzenini görüyoruz. Hani hiç yurt dışında bir yer görme imkanı olmayan bir kişi en azından izlediği filmlerden görmüştür diye bu örneği veriyorum. Bugün yolda da şehir planlama ile ilgili bir uluslararası kongre olduğunu gördüm. Şaka gibi. Artık düzeltilebilecek bir yanı olmayan bu şehirde hatta bu ülkede neyine bu kongreyi düzenliyorlarsa anlamadım. Anlayan biri varsa anlatsın lütfen. Bunun şimdiki yönetim veya bundan önceki ile hiç bir alakası yok tabi ki de. Bu ileri görüşü olmayan on yıllar önce yozlaşmış yönetim biçiminden dolayı. Sömürücü ülkelerin bizim içimizi karıştırmaya başladığı dönemden beri. Halen aklımız başımıza gelmedi, bu yönde hızla devam ediyoruz. Hoş gecekondulara elektrik, telefon vs bağlayıp sonra da yıkmaya geldik kardeşim evi boşaltın diyen bir mantıktan pek yaratıcı bir şey de beklenemez. Bir kaç örnek vermek gerekirse; Londra’da binaların dış yapısı yüz yıllardır aynıdır. Ve farklı bir yapı yapmak bu tip binaların bulunduğu muhitlerde yasak. Londra dışında İspanya’da kendi gördüğüm sistem de şuydu: Yıkılıp yeni bir bina yapılacak yapının dışına özel bir koruma yapılıp dış yapı korunuyor. Sadece iç kısım yıkılıyor ve yeni yapı eski dış yüzeye entegre yapılıyor. Bu sayede binalar klasik görünüyor ama içleri gayet modern ve kullanışlı oluyor. Yeni gökdelen tarzı iş merkezleri ya da dışı da futuristik binalar yeni yerleşim yerlerine, şehrin uzadığı yerlere yapılıyor. Tabii şehrin eski blok yapısı korunarak, düzenli olarak. Bu sayede blok sistemi korunuyor ve şehirde bir düzen oluyor. İstanbul’da bu da yok. Yeni yerlerde dağınık ve düzensiz. Her bina farklı renkte. Binalarda bazı dairelerde balkonlar kapalı bazıları açık. Her panjur ya da pencere yapısı da aynı değil. Fransızların bulduğu yönetimi çok eleştirmiştim ama şimdi çok mantıklı gelmeye başladı. Avrupalı da balkon kültürü yok, bunu hepimiz biliyoruz. Fransız balkonu denen var ile yok arasında bir balkon yapısına gülüp geçiyordum ama bu sayede kapalı – açık balkon olayına mani oluyorlar. En basiti kendi oturduğum apartmanda bile balkonlar, panjurlar hep farklı durumda. Devlet yasaklamıştı zamanında ama sallayan olmadı tabii ki de. Şimdi durum ne bir bilgim yok.

Dünya da isim yapmış çoğu yer düzenlice büyürken bizim şehrimiz ise daha karmaşık hal almaya devam ediyor. Farklı yapacağız, reklam yapacağız diye daha renkleniyoruz. Hatta şehrim içinde ki her boş alana kocaman binaları dikiyoruz. Altyapı kaldırır mı? ya da trafik sorunu oluşur mu? Bu insanlar nasıl buralara girer, çıkar? kimsenin umrunda değil. Optimum’un yapılış süresi ve bittikten sonra da otoparka giriş yüzünden artık D-100’ün o kısmı iflah olmaz bir hale geldi. Ataşehir aynı şekilde. Yolları o kadar insanı kaldırmıyor ama hala her boş yeşilliğe koca koca binalar. Sonra yaptım oldu! oluyor. Kafalar süper çünkü.

Ümitli olmak istiyorum, şehir güzelleşsin istiyoruz ama nedense bu konu hakkında pozitif düşünemiyorum. Umarım yanılırım…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s